30 Mayıs 2012 Çarşamba

Sevgili Selin ve Bora... Tehlikenin farkında mısınız?

Acaba Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya distopyasını tasarlarken, bir gün onun aslında ütopya olabileceğini düşünmüş müydü?

Ya da siz, ellerinizle yarattığınız ve an itibariyle yatak odamıza girmiş olan devletin bir gün bu noktaya gelebileceğini tahmin etmiş miydiniz, sevgili küçük burjuvalar?

Bu yazıyı, beyaz Türklerden biri olarak, "senin-benim gibi" steril yaşamlı insanlar için yazıyorum. Çünkü, devlete tepki vermek anarşist eğilimleri olanlar için zaten normal. Ya da bir solcu, elbette ki egemen yanlısı olmamalı. Ama sen, beyaz Türk, eylemleri "trafiğin kapanmasına sebep olan kuru gürültü" olarak gören ve çoluk çocuğunu eylemciden korkutan şuursuz kişilik... Bu konu seni de ilgilendiriyor.

Sevgili Selin ve Bora,

Bu mektup ikinize birden. Fakat önce Selin'le konuşalım...

Selinciğim,

Bir Anadolu kentinden büyük şehre geldiğinde, elbette ki liseyi henüz bitirmiştin. Çocukluğundan beri hep "iyi ve düzgün" ortamlarda oldun. Ailen seni hep "aydın bir Türk kadını" olmak üzere yetiştirdi. Küçüklerine sevgili büyüklerine saygılı olmanın beynine zerk edildiği bir 18 yıldan sonra, kendini iyi bir üniversiteyi kazanmış olarak, memleketin olan şehirden çok daha büyük bir ortamda ve ilk defa "tek başına" buldun.

Kendi çevresinde sevilen ve sayılan bir ailenin ferdi olarak, yeni yaşantında bu gerçeği ihmal ettiğin bir an bile olmadı.

Okulunda ya da yaşadığın şehrin bir yerlerinde, birtakım eylemler olageldi ama sen o günlerde evden bile çıkmadın. İnsanların nasıl bu kadar öfkelenebildiklerini, neden sokaklarda bas bas bağırdıklarını hiç anlamadın. Sana göre, her şey sakin sakin halledilebilirdi. Çünkü evinizde hep öyle olmuştu. Ailesinden tek bir gün kötü söz duymamış biri olarak, insanların sokaklara dökülmelerini hep "artizlik" olarak gördün. Bu tavrının son derece "snob" olduğunu ve "küçük burjuva" denen şeyin tam olarak sana karşılık geldiğini anlamana yıllar vardı.

Derken, bir erkek arkadaşın oldu. Henüz öğrenciydin ve erkekler, senin için halen "tabusal nitelik" taşıyordu. Fakat, büyük şehrin etkisi olsa gerek, "kendi bedenimden kime ne, neticede ben artık aydın bir Türk kadınıyım" diyerek, cinsel hayata giriş yaptın.

Ya da belki bu girişi yaptığında okulunu bitirmiş ve bir meslek sahibi olmuştun. Burası hiç önemli değil.

Netice olarak, kendi rızanla, steril yaşantına hiçbir zarar gelmeden, kendine uygun gördüğün insanla ve uygun gördüğün şekilde bir cinsel hayat edindin. Bu hayatında da, yine kendi belirlediğin koşullar içerisinde mutlu mesut yaşamaya devam ettin.

Derken, bir gece sarhoştunuz önlem almayı ihmal ettiniz... Ya da, neden sarhoş olasınız ki, belki de her türlü önleminizi zaten almıştınız...

O kadar steril yaşamlarınızın ortasında, birden bire, hijyenden yıkılan bir çocuk düştü rahmine.

Tamam, namus da namus diye ensende boza pişiren bir ailen yok. Peşine bir abi ya da bir amcaoğlu düşmeyecek. Hayatını kaçak geçirmek zorunda kalmayacaksın. Beyaz Türk'sün sen, senin hayatında olmaz böyle şeyler. Üstelik, o çocuğu öğrenmeleri halinde ailen seni artık yok sayacak belki ama, sen yine de o çocuğa bakabilecek parayı kazanabileceksin. İyi bir okulun, geçerli bir mesleğin var. Hatta o kadar iyi durumdasın ki, sevgilin bu haberi alınca bırak sorumluluktan kaçmayı, seninle evlenmeyi bile önerdi.

Ama sen buna hazır mısın?

Seni Mediha Şen Sancakoğlu olmak üzere yetiştirmiş olan ailen, bunu kaldırabilecek mi?

Yaşadığı şehirde gördüğü saygıyla övünen baban, senin evlilik dışı bir ilişkiye girip, bir de "utanmadan" hamile kaldığını öğrenince, sana yine aynı gözle bakacak mı?

Her zaman sana örnek gösterilmiş olan birtakım ablaların hayatında, hiç böyle şeyler oldu mu?

Annen çarşı-pazarda "Kızımın çeyizine alayım..." diye nevresim takımları toplarken, şimdi senin bu yaptığın iş mi?

Ki bunları bırak, tamam sevgilin güzel bir adam ama, sen bu adamın baba olabileceğine gerçekten inanıyor musun? Ailesini tanıyıp biliyor musun?

Hadi o da uygun olsun... Okulun bitmemiş, ne olacağın belli değil, hayatta "ben yaptım" dediğin bir tencere yemek bile yokken, bir insan yetiştirebileceğine inanabiliyor musun?

Okulun bitmiş de olabilir. Ekonomik bağımsızlığını kazanmış da olabilirsin. Fakat yine de soruyorum, her gün metrobüslerde sürünür, akşamın bir vakti eve açlıktan ölmüş bir şekilde gelir ve televizyon karşısında yarım ekmek-kaşar kemirirken, sen o çocuğu doğurmayı gerçekten istiyor musun?

Selinciğim, tekrar söylüyorum... Bu sadece, birtakım "anarşisterin," olur olmaz ilişkiye girenlerin, hiçbir kontrol yöntemi kullanmadan Allah'a sığınan şuursuzların sorunu değil.

Ya da, sadece potansiyel namus cinayeti kurbanlarının, tecavüze uğrayanların, zorla hamile bırakılanların sorunu da değil. Hamile olduğu öğrenilince terk edilenleri de kapsamıyor sadece.

Bu, inan bana Selin, senin de sorunun.

Bora kardeşime gelirsek,

Boracığım... Benim Özlem diye bir arkadaşım var. Geçenlerde Hakan Günday'dan okuduğu şeyden bahsetti bana, ben de sana aktarayım...

Hakan Günday özetle, "Anne olmak o kadar 'kadına özgü' bir karar ki, kadın 'ben bu çocuğu doğuracağım' dediği anda senin artık baba olmamak gibi bir durumun yok" demiş. İtiraf ediyorum, olaya hiç bu gözle bakmamıştım. Bizim anne olup olmamayı seçme hakkımız var, ama sizin maalesef, baba olmayı seçmeme hakkınız yok. Fiilen seçmeyebiliyorsunuz, ama o durumda da iki cihanda yakanızı bırakmayacak ah'lar düşüyor peşinize.

Selin, çocuğunu doğurmaya karar verdiği anda, sen artık bir baba oluyorsun sevgili Bora. Ki eğer kürtaj yasak olursa, Selin'in o çocuğu doğurması, artık bir karar meselesi olmayacak biliyorsun ki.

Her türlü önlemi almış olabilirsin. Ama sen, her iki ailenin gözünde de, "çüküne sahip olamamış" biri olacaksın. Buna hazır mısın?

Severek ve isteyerek birlikte olduğun ve sana bir çocuk vermiş olan kadının, yine her iki aile tarafından da, "kukusunun peşinde hatunun teki..." olarak algılanmasını kaldırabilecek misin? Ve Selinciğim, bu sorunun tam tersi senin için de geçerli.

Bak yine, maddiyattan hiç bahsetmiyorum. Maddi durumun mesele değil, siz beyaz Türksünüz, açlıktan ölmezsiniz.

Sevgili Selin ve Bora,

Evlilik öncesi bir cinsel yaşam edinerek, devlete nasıl karşı gelmiş olacağınızın farkında mısınız?
Devlete karşı gelmemek adına evlenmeyi seçerseniz, 20'leriniz başında, ikiniz de çocukken, böyle bir işe kalkışmanın ne kadar zor olabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz?

Genç arkadaşlarım, bakın... Muhalefet, gerçekten iyi bir şeydir. Çünkü hepimizi ilgilendirir. Bakın, devlet bugün sizin pipinizle kukunuzla kafayı bozdu, bu sizin o beyaz akıllarınıza gelir miydi?

Eğer hiç başınız ağrımasın istiyorsanız, öncelikle evlilik öncesi ilişkiye girmeyecektiniz.
Fakat madem girdiniz, hemen evlenin.
Sonra da kendinizi kısırlaştırın olsun bitsin.

Çiçek gibi.

Sizi seven,
Göksun.

29 Mayıs 2012 Salı

"Bakanıma söyledim"


Ben "Allah'ım, Tayyip Erdoğan böyle konuşurken, kendi partisinin kadınlarından da mı utanmıyor; hadi o utanmadı, partinin kadınları hala nasıl başbakanı savunabiliyorlar, ya nasıl bir insanlıktan çıkmışlık bu..." diye okuduklarıma inanamazken, başbakanın son beyanı geldi. "Kürtajla ilgili yasayı hazırlıyoruz."

İlgili haberi okudum, şöyle başlıyor: "Bakanıma söyledim, kürtajla ilgili yasayı hazırlıyoruz"

Buradaki bakanın hangisi olduğu belirtilmemiş ama imar ve şehircilik bakanı olduğunu sanmıyorum.

Fatma Şahin artık benim için, siyasetçi ya da bir kadın değildir.
Kendi iradesi olan biri de değildir.
Bakanlık mevkiini dolduran biri, hiç değildir.

Fatma Şahin, sadece ve sadece, "bakanıma söyledim" ifadesinde geçen, "başbakanın dediğini yapmakla görevli kişi" olmaktan ibarettir.

Başbakanın, iyelik ekini bu kadar rahat kullanabildiği, iş sipariş ettiği, bu siparişler üzerinde söz hakkı olmayan ki olsa bile bu sözü sorulmayan biridir. Başbakanın tak diye istediği işe şak diye başlayan insan tipinin, bu sefer sivil olanıdır.

Ama acıklı olanı şu ki, bu giriştiği iş, çok "kadınca" bir şey.
Bunu başbakan ya da başka muhtelif bakanlar anlamayabilirdi.
Bir erkek yapsaydı, söver sayar, "Erkek zihniyeti abi..." diyerek bu zihniyetle savaşabilirdik.

Fakat bu sefer karşımızda bir "kadın" var. Bizim anne olmaya dair tüm korkularımızı, çekincelerimizi, doğum korkumuzu, aile baskımızı, namus derdimizi, bizi sevdiğini sandığımız adamların hamile kaldığımızı duyunca basıp gitmesini, hamilelik depresyonumuzu, bizi hamile bırakanla zorla evlendirilmemizi, anne olmanın ağırlığı altında ezilmeye hazır olmadığımızı... Bileceğini, bilmese de anlayacağını, anlamasa da tahmin edebileceğini düşünmek istediğimiz bir "kadın" var.

Ve bu "kadın" yani sayın bakan Fatma Şahin, bu empatinin e'sini kurmayı bırak, kendisi için "bakanıma söyledim" gibi bir ifade kullanılmasını bile sindirebiliyor.

Yo dostum, bu kadarı çok fazla ağır.

Sayın bakan Fatma Şahin, siz bir siyasetçi olarak pek çok şeyden vazgeçmiş olabilirsiniz.
Fakat ben kendi bedenim üzerindeki hakkımdan vazgeçemem.

Leylek bana bebek getir Allahsız!

Bu konuda kafamı çok toparlayamadım, ne yazacağımı henüz tam bilmiyorum. Hatta, hukuki bile olmayan, buradan çok yazmazsaolecek'e uygun düşecek bir yazı olabilir bu.

Gerçi, benim "hukuki olmayacak" diye yerini belirleyemediğim konuyu, şu an ülke siyasetinin gündemi olarak tartışıyoruz.

Aklımda, Sayın Başbakanın bizim kukumuzun derdine düşmüş olması bir yana, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı'nın "Kürtaj yasaklanmalı" beyanı var. Bütün bunlar benim aklımda anlamlı bir bütün oluşturmuyor.

Söyleyecek yeni hiçbir şeyim yok. Yalnız, kürtaj konusunda kadın milletine şunu binlerce kere tekrar etmek istiyorum, neden bunu illa "sağlık sebepleri ya da maddi sebepler" noktasında düşünüyorsunuz? Bunu meşrulaştırmak için neden böylesine bir çaba içindesiniz?

Hiçbir korunma yöntemi kullanmayıp, hamile kalınca da "aman canım nasıl olsa aldırır kurtuluruz" diyen kafayı doğru bulmuyorum. Ki bu doğru bulmayış, o kişiye bir katil muamelesi yapmamdan değil, "Kendine karşı ne kadar duyarsız..." gibi bir algılayamayıştan kaynaklanıyor. Ama siz, kadınlar size söylüyorum, hiçbir sağlık engeliniz ya da maddi sıkıntınız olmasa  bile, "hayat planınıza uymayan" bir çocuğu doğurmak zorunda bırakılamazsınız. Bile isteye hamile kalmış olsanız bile, mesela ikinci ayınızın içindeyken kapıldığınız bir depresyonla yaşamak zorunda değilsiniz. Bu sizin kararınızdır.

Çocuk doğurmak, yani insan yetiştirmek, "Bu sefer de böyle olsun..." denecek bir şey değildir.

"Çocuk içeride duyuyor diye Mozart dinletip de, 'aman canım embriyo zaten daha' diye kürtaj savunuculuğu yapan kadınlar var." gibi bir şeyler gördüm geçen gün. Kürtajın zaten yasal bir süreye tabi olduğunu, kimsenin 7 aylık çocuğu aldırmak peşinde olmadığını hatırlatırım. Kaldı ki, yasal süre içinde dahi, herhangi bir sebeple  kürtaj yaptıran kadının çok da rahat bir ruh halinde olduğunu düşünmüyorum.

He diyelim ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı'nın gereklilik kipiyle belirttiği şey gerçek oldu ve kürtaj yasaklandı... O zaman buyrun toplu nikah törenlerine. Buyrun toplu boşanma duruşmalarına. Buyrun "toplumun en temel yapıtaşının" nasıl bir müptezellik içine düştüğünü, oturup yıldızlardan hep beraber izlemeye. Merdivanaltı operasyonlarını hiç saymıyorum.

Evlilik dışı cinsel hayatın ortadan kalkması topuna da hiç girmiyorum. Bunlar kürtaj karşıtlarının beynindeki metan gazı birikintisinin algılayabileceği şeyler değil.

Sezaryen meselesine gelirsek...

Birkaç saattir, Ekşisözlük'te bununla ilgili entry'leri okuyorum. Siyasi gündemin beni bu konuya sürüklemiş olması, Zaytung'un bayilerde satılmasının garipsenmeyeceği bir ülkede yaşadığımızı gösteriyor.

Başbakan bir laf ediyor ve biz, yatıp kalkıp Uludere diyenler olarak, hooop, kendimizi epidural anesteziyi araştırırken buluyoruz.

Wall Streeet Journal'ın haberi nasıl Obama'nın prestijini sarsmak amaçlıysa, yüzlerce yıllık sezaryen de, Türk milletinin "ayarını bozmak" için oynanan bir oyun oluyor. Bu şekilde doğuran bütün kadınlar da, potansiyel ajan. Poşusu da varsa tamamdır.

Obama'ya oy verip vermemeye Uludere üzerinden karar verecek ABD seçmeninin, Türk kadınlarını sezaryene yönlendirecek stratejilere destek vermesi gayet makul aslında. Türkiye'nin, Dünya'nın neresinde olduğunu bilmesine de gerek yok.

Doğuma ilişkin yazılanları okuyunca, doğurmak bana 9 aylık hamilelikten de zormuş gibi geldi. İkisini de bilmediğim için gözümün korkması normal, ama gerçekten afalladım. Evli olup da bugün hamile kalsam naparım lan diye ciddi ciddi düşündüm. Çünkü hangisini seçersen seç, öyle "pat" diye olmuyormuş o işler. Anne ve çocuk sağlığı için hangisinin daha akla yatkın olacağını bilemedim. En iyi yöntemin, bebeği leyleklerin getirmesi olduğuna kanaat getirdim.

Sonra, Sayın Başbakan'ın, benim vücut bütünlüğümü ve çocuğumun sağlığını tabii ki benden daha iyi düşüneceğini akıl ederek rahatladım. Neyse ki sezaryene karşı olan bir başbakanımız var da, benim kendime ve gelecekteki bebeğime ilişkin her şeyim ve kocamla doğum sonrasındaki cinsi münasebetlerim, devletin en tepesi tarafından düşünülüyor.

Mesela Başbakan sezaryen taraftarı olduğunu söylese ve biz de ona uysak, belki de aylaaaarca kocamızla halvet olamayacağız. Gerçi o risk şimdi de var, ama neticede Başbakan'ın sözünü dinlemiş olmanın kukuya vereceği haz, kocanın vereceğinden daha büyükse demek ki... Bilemiyorum doğum yapmadım, yaparsam söylerim. AKP'li kadınlar biliyor olabilir, bir sormak lazım...

Yalnız eğer sezaryen gerçekten yasaklanır ya da çok büyük kayıtlamalara tabi tutulursa, o kanun hazırlanıp kabul edilip onaylanıp yayınlanmadan acil evlenip hamile kalıp doğurmam lazım.

İşte o fena. Yani hadi bir şekilde 9 ayı kısaltıp 3 haftaya düşürdük diyelim o yine belki olur da, öbürü sıkıntılı. Daha davetiyeler basılacak. :/







15 Mayıs 2012 Salı

Sermayeyi azaltıyorum ama niye bir sor...

Arkadaşlar merhaba,

Geçenlerde bir arkadaşım "kiracı-ev sahibi ilişkilerini hangi kanun düzenliyor?" diye sordu. Cevaben, hemen 6570'i ve Borçlar Kanunu'nu yapıştırdım ve ekledim: "Fakat bunlar temmuzda yürürlükten kalkıyor."

Bunu dememle, tüylerimin ürpermesi bir oldu. Altı üstü 45 gün sonra, ne bildiğimiz BK kalacak, ne deTTK... Of Allah'ım çok korkuyorum...

Yine geçenlerde, bu sefer Koray'la, "şirketlerin web sitesi kurma zorunluluğu" meselesine baktık. Ne görelim, internet sitesinde bir tek YK üyelerinin annelerinin bekarlık soyadlarını bulamayacağız - ya da belki onları da buluyoruzdur bilemiyorum.

Size, yeni TTK'mızdaki ilgili düzenlemeleri kopyalıyorum. Bunların "ticari sır" ya da en azından, "açıklamak zorunda mıyım kardeşim!" niteliği konusunda bilgi verirseniz gerçekten sevinirim, çünkü bilmiyorum. Bilmediğim aklımla da, bu kadar çok şeyin bu kadar ortalıkta olması hiç makul gelmiyor. Hatta makul gelmemek nedir, resmen korkunç bir şey olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle, kanunda internet sitesi zorunluluğunu düzenleyen 1524. maddenin kendisine bakalım. Sonra da, ilk fıkranın a bendinde belirtilen şeylerden söz eden maddelere göz atalım.
Elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetleriI - İnternet sitesi
MADDE 1524- (1) Her sermaye şirketi, bir internet sitesi açmak, şirketin internet sitesi zaten mevcutsa bu sitenin belli bir bölümünü aşağıdaki hususların yayımlanmasına özgülemek zorundadır. Yayımlanacak içeriklerin başlıcaları şunlardır:
a) Şirketçe kanunen yapılması gereken ilanlar.b) Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini koruyabilmeleri ve haklarını bilinçli kullanabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler, açıklamalar.c) Yönetim ve müdürler kurulu tarafından alınan; rüçhan, değiştime, alım, önerilme, değişim oranı, ayrılma karşılığı gibi haklara ilişkin kararlar; bunlarla ilgili bedellerin nasıl belirlendiğini gösteren hesapların dökümü.d) Değerleme raporları, kurucular beyanı, payların halka arz edilmesine dair taahhütler, bunlara ait teminatlar ve garantiler; iflasın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin karar metinleri; şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hakkındaki genel kurul ve yönetim kurulu kararları, bu işlemlerle ilgili açıklamalar, bilgiler, belgeler.e) Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi, tür değiştirmesi hâlinde, ortakların ve menfaat   sahiplerinin   incelemesine  sunulan  bilgiler,  tablolar,  belgeler;  sermaye  arttırımı, azaltılması dâhil, esas sözleşme değişikliklerine ait belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar.f) Genel kurullara ait olanlar dâhil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, yönetim kurulu açıklamaları.g) Şeffaflık ilkesi ve bilgi toplumu açısından açıklanması zorunlu bilgiler.h) Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen cevaplar, diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılması için öngörülen hususlar.ı) Finansal tablolar,  kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar, bunların dipnotları ve ekleri.i) Yönetim kurulunun yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler.j) Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları.k) Yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri, pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin bilgiler.
(2) Birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere uyulmaması, ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturur;  Kanuna  aykırılığın tüm sonuçlarının  doğmasına  yol açar ve kusuru bulunan yöneticiler ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna neden olur. Ceza hükümleri saklıdır.
(3) İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış bölümü herkesin erişimine açıktır. Erişim hakkının kullanılması, ilgili olmak veya menfaati bulunmak gibi kayıtlarla sınırlandırılamayacağı gibi herhangi bir şarta da bağlanamaz. Bu ilkenin ihlali hâlinde herkes engelin kaldırılması davasını açabilir.
(4) İnternet sitesinin bu maddenin amaçlarına özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde “yönlendirilmiş mesaj” ibaresi konulur. Bu ibareli mesaj ancak Kanuna ve ikinci fıkrada anılan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Özgülenen kısımda yer alan bir mesajın yönlendirildiği karinedir. Sitenin, bir numara altında tescili ve ilgili diğer husular Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir.
(5) Bu Kanun ve ilgili diğer kanunlarda veya idari düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az altı ay süreyle internet sitesinde kalır; aksi hâlde konulmamış sayılır. Finansal tablolar için bu süre beş yıldır.
(6) Yönlendirilmiş mesajların basılı şekilleri 82 nci madde uyarınca saklanır. İnternet sitesinde yer alacak bilgiler metin hâline getirilip şirket yönetimi tarafından tarih ve saati gösterilerek noterlikçe onaylı bir deftere sıra numarası altında yazılır veya yapıştırılır. Daha sonra sitede yayımlanan bilgilerde bir değişiklik yapılırsa, değişikliğe ilişkin olarak yukarıdaki işlem tekrarlanır.
Bundan sonra, bu maddeyi ve özellikle üçüncü fıkrayı adeta bir "sikayetvar.com" gibi işletebiliriz. Herhangi bir vatandaş olarak, diyelim o şirket bizim aldığımız kazağı değiştirmedi mi, çat, bas şikayeti. Ya da olumsız denetçi raporları mı var, tak, döndür sosyal medyada.

İyiymiş.
MADDE 149- (1) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, merkezleriyle şubelerinde ve halka açık anonim şirketler ise Sermaye Piyasası Kurulunun öngöreceği yerlerde, genel kurul kararından önceki otuz gün içinde;
a) Birleşme sözleşmesini,
b) Birleşme raporunu,
c) Denetleme raporunu,
d) Son üç yılın yılsonu finansal tablolarıyla yıllık faaliyet raporlarını, gereğinde ara bilançolarını,
ortakların, intifa senedi sahipleriyle şirket tarafından ihraç edilmiş bulunan menkul kıymet hamillerinin, menfaati bulunan kişilerin ve diğer ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bunlar ilgili sermaye şirketlerinin internet sitelerinde de yayımlanır.
(2) Ortaklar ile birinci fıkrada sayılan kişiler, aynı fıkrada anılan belgelerin suretlerinin ve varsa basılı şekillerinin kendilerine verilmesini isteyebilirler. Bunlar için, herhangi bir bedel veya gider karşılığı istenilemez.
(3) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ve internet sitelerine de konulan ilanda, inceleme yapma hakkına işaret eder.
(4) Birleşmeye katılan her şirket, birinci fıkrada anılan belgelerin nereye tevdi edildiklerini ve nerelerde incelemeye hazır tutulduklarını, tevdiden en az üç iş günü önce, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinde öngörülen gazetelerde ve sermaye şirketleri de internet sitelerinde ilan eder.
(5) Tüm ortakların onaylaması hâlinde, küçük ölçekli  şirketler inceleme hakkının kullanılmasından vazgeçebilirler.
- Denetleme raporu mu?
- Gereğinde?
- Diğer ilgililer?
- İnceleme yapma hakkına işaret etmek? Hı? "İki gözüm önüme aksın ki inceleyebilirsin" gibi mi?
- İnceleme hakkının kullanılmasından vazgeçilebilmesi? "Yok abi ne haddime, öyle diyosan öyledir" mi diyoruz?

Bir de, 171/4'te "Bölünmeye katılan şirketlerden her biri, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, sermaye şirketleri ayrıca internet sitesinde, inceleme yapma haklarına işaret eden bir ilan yayımlarlar." diyor, bu da sanırım "Akıllı ol aklını alırım" demek gibi bir şey oluyor.
Bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri
MADDE 198- (1) Bir teşebbüs, bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmibeşini, otuzüçünü, ellisini, altmışyedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde; teşebbüs, durumu söz konusu işlemlerin tamamlanmasını izleyen on gün içinde, sermaye şirketine ve bu Kanun ile diğer kanunlarda gösterilen yetkili makamlara bildirir. Payların yukarıda belirtilen oranlarda kazanılması veya elden çıkarılması, yıllık faaliyet ve denetleme raporlarında ayrı bir başlık altında açıklanır ve sermaye şirketinin internet sitesinde ilan edilir.
"Günışığında Yönetim" bu değildi tam olarak ama...
Fesih davası
MADDE 353- ... (5) Davanın açıldığı ve kesinleşmiş olan mahkeme kararı, mahkemenin bildirimi üzerine, derhâl ve resen ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur. Ayrıca, yönetim kurulu, tescil ve ilanı yapılan hususu, tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan en az bir gazetede ilan eder; internet sitesine koyar. 
Tam olarak neyi "koyacağımızı" bile anlamadım.
TTK, aloo, ne o'kyim?
Üyelerin sayısı ve nitelikleri
MADDE 359 ... (2) Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından  belirlenen, sadece bir gerçek  kişi de tescil ve ilan olunur;  ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir.
Diğer yerlerde de dikkat çekiyor ama burada çok açık: Şirketlerin internet sitelerinin bir Ticaret Sicil Gazetesi gibi çalışması prensibi var. Gerek var mıydı, iyi mi şimdi bu, bilemedim. Bence yoktu gibi sanki.
C) DenetçiI - Seçim, görevden alma ve sözleşmenin feshi
MADDE 399- (1) Denetçi, şirket genel kurulunca; topluluk denetçisi, ana şirketin genel kurulunca seçilir. Denetçinin, her faaliyet dönemi ve her hâlde görevini yerine getireceği faaliyet dönemi bitmeden seçilmesi şarttır. Seçimden sonra, yönetim kurulu, gecikmeksizin denetleme görevini hangi denetçiye verdiğini ticaret siciline tescil ettirir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile internet sitesinde ilan eder.
Nerenin sitesinde?
Çağrının şekli
1. Genel olarak
MADDE 414- (1) Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.
Ek cümle (15.05.2012) "Şirketin internet sitesinde yapılan çağrı, bir Feysbuk ivent'i haline getirilip, şirketin tüm arkadaş listesine davetiye gönderilir."
Toplantının ertelenmesi
MADDE 420- (1) Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Erteleme, 414 üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı olduğu şekilde pay sahiplerine ilanla bildirilir ve internet sitesinde yayımlanır. İzleyen toplantı için genel kurul, kanunda öngörülen usule uyularak toplantıya çağrılır.
Pop-up ayarlarınıza dikkat edin. Yayımlar kaçmasın.
Tutanak
MADDE 422- (1) Tutanak, pay sahiplerini veya temsilcilerini, bunların sahip oldukları payları, gruplarını, sayılarını, itibarî değerlerini, genel kurulda sorulan soruları, verilen cevapları, alınan kararları, her karar için kullanılan olumlu ve olumsuz oyların sayılarını içerir. Tutanak, toplantı başkanlığı ve Bakanlık temsilcisi tarafından imzalanır; aksi hâlde geçersizdir.
(2) Yönetim kurulu, tutanağın noterce onaylanmış bir suretini derhâl ticaret sicili memurluğuna vermek ve bu tutanakta yer alan tescil ve ilana tabi hususları tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür; tutanak ayrıca hemen şirketin internet sitesine konulur
Öeh.
Organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilci
MADDE 428- (1) Şirket, kendisiyle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunan bir kişiyi, genel kurul toplantısında kendileri adına oy kullanıp ilgili diğer işlemleri yapması için yetkili temsilcileri olarak atamaları amacıyla pay sahiplerine tavsiye edecekse, bununla birlikte şirketten tamamen bağımsız ve tarafsız bir diğer kişiyi de aynı görev için önermeye ve bu iki kişiyi esas sözleşme hükmüne göre ilan edip şirketin internet sitesine koymaya mecburdur.
(2) Bundan başka, yönetim kurulu, genel kurul toplantısına çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacağı ve şirket internet sitesinde yer alacağı tarihten en az kırkbeş gün önce, yapacağı bir ilan ve internet sitesine koyacağı yönlendirilmiş bir mesajla, pay sahiplerini, önerdikleri kurumsal temsilcilerin kimliklerini ve bunlara ulaşılabilecek adres ve elektronik posta adresi ile telefon ve telefaks numaralarını en çok yedi gün içinde şirkete bildirmeye çağırır. Aynı çağrıda kurumsal temsilciliğe istekli olanların da şirkete başvurmaları istenir. Yönetim kurulu, bildirilen kişileri, birinci fıkradaki kişilerle birlikte, genel kurul toplantısına ilişkin çağrısında, adreslerini ve onlara ulaşma numaralarını da belirterek, ilan eder ve internet sitesinde yayımlar. Bu fıkranın gerekleri yerine getirilmeden, kurumsal temsilci olarak vekâlet toplanamaz.
 Yönlendirilmiş mesaj? Tamam 1524'te bir şeyler diyor ama, tam olarak nedir yani nasıldır ki bu?
İlan, teminat ve kanun yolu (Genel kuruldan bahsediyor.)
MADDE 448- (1) Yönetim kurulu iptal veya butlan davasının açıldığını ve duruşma gününü usulüne uygun olarak ilan eder ve şirketin internet sitesine koyar.
Şaka mı bu? Benim iptalim veya butlanım için dava açılacak ve ben bunu yayınlayacak mıyım?
Ciddi misiniz?
Kararın etkisi
MADDE 450- (1) Genel kurul kararının iptaline veya butlanına ilişkin mahkeme kararı, kesinleştikten sonra bütün pay sahipleri hakkında hüküm ifade eder. Yönetim kurulu bu kararın bir suretini derhâl ticaret siciline tescil ettirmek ve internet sitesine koymak zorundadır.
Hadi bu yine yukarıdakine nispeten kabul edilebilir bir şey. En azından kesinleşmiş karar diyor. Da, yukarıdaki nedir Allahaşkına ya?
Tescil
MADDE 455- (1) Esas sözleşmenin değiştirilmesine ilişkin genel kurul kararı, yönetim kurulu tarafından, şirket merkezinin ve şubelerinin bulunduğu yerin ticaret siciline tescil edilir; ayrıca ilana bağlı hususlar ilan ettirilir; tescil ve ilan edilen karar şirketin internet sitesine konulur. Değiştirme kararı üçüncü kişilere karşı tescilden önce hüküm ifade etmez.
Neden sade bir vatandaş olarak herkese bu derece bir "stalker olma" imkanı veriyorsunuz ki? Şirketlere yazık değil mi.
(Sermaye taahhüdü yoluyla artırım)2. Kayıtlı sermaye sisteminde
MADDE 460 - ... (2) Sermayenin artırılabilmesi için, yönetim kurulu, esas sözleşmenin sermayeye ilişkin hükümlerinin, 333 üncü madde uyarınca gerekli olması hâlinde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığından izni alınmış şekillerini, sermayenin artırılmasına ilişkin kararını, imtiyazlı paylara ve rüçhan haklarına ilişkin sınırlamaları, prime dair kayıtları ve bunun uygulanması hakkındaki kuralları, esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde ilan eder ve internet sitesinde yayımlar.  Yönetim   kurulu,  bu  kararında;  artırılan   sermayenin   tutarını,   çıkarılacak  yeni payların itibarî değerlerini, sayılarını, cinslerini, primli ve imtiyazlı olup olmadıklarını, rüçhan hakkının sınırlandırılıp sınırlandırılmadığını, kullanılma şartları ile süresini belirtir ve bu hususlarla kamuyu aydınlatma ilkesi uyarınca gerekli olan diğer konularda bilgi verir. 
İnternet sitesi Ticaret Sicil Gazetesi'ni de aştı, bildiğin "karar defteri" oldu.
 Esas sermayenin azaltılması
I - Karar
MADDE 473- (1) Bir anonim şirket sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa, genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağlar. Genel kurul toplantısına ilişkin çağrı ilanlarında, mektuplarda ve internet sitesi bildiriminde, sermaye azaltılmasına gidilmesinin sebepleri ile azaltmanın amacı ve azaltmanın ne şekilde yapılacağı ayrıntılı bir şekilde ve hesap verme ilkelerine uygun olarak açıklanır. Ayrıca yönetim kurulu bu husuları içeren bir raporu genel kurula sunar, genel kurulca onaylanmış rapor tescil ve ilan edilir. 
"Sermayeyi azaltıyorum ama niye bir sor..."
Iskat usulü
MADDE 483- (1) Kanunun 482 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanabilmesi için, yönetim kurulu tarafından, mütemerrit pay sahibine, 35 inci maddede yazılı gazete ile esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan yoluyla şirketin internet sitesinde de yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulur. Bu ihtarda, mütemerrit  pay sahibinin  temerrüde konu olan tutarı bir ay içinde ödemesi, aksi hâlde, ilgili paylara ilişkin haklarından yoksun bırakılacağı ve sözleşme cezasının isteneceği belirtilir.
(2) Nama yazılı pay senetlerinin sahiplerine bu davet ve ihtar, ilan yerine, iadeli taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile yapılır. Bir aylık süre, mektubun alındığı tarihten başlar. 
"cnm msglsn snrm bn ytyrm ii gclr sna"
İlan
MADDE 524- (1) Anonim şirketin ve topluluğun finansal tablolarını düzenlemekle yükümlü ana şirketin yönetim kurulu, bilanço gününden itibaren altı ay içinde; finansal tabloları, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, kâr dağıtımına ilişkin genel kurul kararını, denetçinin 403 üncü madde uyarınca verdiği görüşü ve genel kurulun buna ilişkin kararını, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan ettirir ve şirketin internet sitesine koyar. Bu belgelerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verilmesine ilişkin hükümler saklıdır.
 Finansal tabloya takılmayın, daha denetçi görüşü var.
Suçlar ve cezalar
MADDE 562 - (12) Bu Kanunun 1524 üncü maddesinde öngörülen internet sitesini bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde oluşturmayan veya internet sitesi mevcut ise aynı süre içinde internet sitesinin bir bölümünü bilgi toplumu hizmetlerine özgülemeyen anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, limited şirket müdürleri ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar altı aya kadar hapis ve yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu bentte sayılan failler üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar.
Ha yani tüm ticari bilgilerini ortaya dökmemenin bir de cezası var, hem de adli?

*
Kanun'da "internet" diye arattığınızda çıkan sonuçların büyük kısmı bunlar. Almadığım birkaç madde var, siz de bir göz atacaksınızdır zaten.

Bir de, ceza maddesinden sonrasına bakmadım. Çünkü anafikir açık, şirketlerin internet sitesinde, kuruluş anlarında güneşin hangi burçta olduğunu ve son genel kurulda divan başkanının ayak numarasını yazmazsanız, adli para cezası uygulanacak. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.

Çok sevgiler,
Göksun.












11 Mayıs 2012 Cuma

"Hukuka giriş" ders kitabı olarak "Dava"

Arada çok fazla şey oldu bitti, ama ben en son Uludere katliamı için bir şeyler çiziktirmiştim. O yazıdan sonra da, çok sevdiğim bir arkadaşım, beni bugüne kadar "yanlış tanıdığını" anlamış ve muhtemelen, aslında benim bir "terörsevici" biri olduğum hissine kapılmıştı. Meğer arkadaşlarına olabildiğince "insanca" davranıp onların yardımlarına koşunca iyi biri olmuyormuşsun ama 33 insanın üstüne füze yağdırılmasına tepki verince kötü olabiliyormuşsun.

İşte o yüzden, Cihan Kırmızıgül konusunda yazmaktan çekinmiyor değilim. Bu kez de başka bir arkadaşım kalkıp "Olaya poşu olarak bakmayalım, neden her duyduğuna inanıyorsun, bu kişinin terörist olmadığı ne malum, hem belki kaçakçı, belki orada biyolojik silah var?" der mi diye endişeleniyorum. 

Sevgili arkadaşlarım, baştan söyleyeyim... Ben bu yazıda devlete ve devletin hukuk algısına verip veriştireceğim. Cihan kardeşimin, bırakın hüküm giymesini, yargılanmasının bile bu devlet için utanç sebebi olduğundan bahsedeceğim. Eğer bunlar hakkımdaki fikirlerinizi değiştirecekse, buyrun değiştirsin, hakkım varsa helal-i hoş olsun. Siz sağ ben selamet. 

Cihan Kırmızıgül olayını tekrar anlatacak değilim. Burayı okuyan kişi zaten hadiseyi anahatlarıyla da olsa biliyordur. Fakat bilmeyenler ya da hatırlamak isteyenler için özet olması babında, sizi Özgür Mumcu'ya yönlendiriyorum. Önce şuradan buyrun: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1051050&Date=30.05.2011&CategoryID=97

Şimdi, Cihan kardeşimin PKK bağlantısı olup olmadığından tamamen bağımsız düşünerek, tamamen hukuki değerlendirmeye geçelim... Bakın tekrar söylüyorum, burada bu çocuğun ne olduğunu tartışmıyorum. Hukuki "olması gerekenden" bahsediyorum. 

Yazıda okumuşsunuzdur, Cihan'ın "bombacılardan" biri olduğuna dair hiçbir delil yok. 

- Görgü tanığı, "Hayır, olay yerinde gördüğüm şahıs bu değildi" diyor.
- Kendisini gösteren bir kamera kaydı yok.
- Üzerinde bulunan bir bomba malzemesi, kesici-delici alet vs. yok.
- Sabıkası yok. Zaten sabıka edinecek vakti de olmamış pek, 22 yaşında.
- Araması, kaçak göçek durumu yok.
- Adresi, yeri yurdu belli. Bildiğin öğrenci. Hem de Galatasaray Üniversitesi'nde. (Burada okulları ayırıyorum sanılmasın ama GSÜ'yü kazanmanın ve orada okumanın zorluğunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum.) 
- Orada oturan arkadaşını ziyarete gitmiş, arkadaşının kimliği belli.
- Olay yerinde bulunmuş değil. 
- "Alındığı yer" bir otobüs durağı. Terör eylemine karışmış birinin durakta otobüs beklemesi gerçekten çok mantıklı.

Bir şey soracağım, lütfen CMK 100'e bakalım... Buradaki "kuvvetli suç şüphesi" nerededir afedersiniz?

- O arkadaşın ifadesine başvuruldu mu?
- Polisin beyanı dışında, Cihan'ın molotof kokteyli atanlardan olduğuna dair herhangi bir "emare" var mı? Delil bile demiyorum.
- "Polisin sözüne karşı Cihan'ın sözü" durumu var, çünkü elimizde söz dışında bir şey yok. Peki iyi de, bu ülkenin polisi gerçekten bu kadar güvenilir mi?

Meğer Kafka'nın Dava'sı kurgu değilmiş. Yazar orada 21. yüzyıl Türkiye yargısını anlatmış, biz bilememişiz

Diyelim ki gerçek bir tutuklama sebebi buldunuz...

- Cihan kardeşim 25 ay tutuklu kaldı. Gerçekten PKK bağlantısı olsa, 25 ay boyunca biz bunu öğrenmiş olmaz mıydık? PKK saklanan bir örgüt değil ki, attıkları adım bile haber oluyor. Ne yapsalar "Evet biz yaptık" diyorlar, hangi üyeleri neye karışsa "Evet ben karıştım" diyor. Şimdi terör örgütü propagandası yaptığımı sanacaksınız ama bu propaganda değil somut bir gerçekliğin ifadesi: PKK ne yapıp ne ettiği konusunda devletten çok daha açıksözlü ve üyesini çok daha sahiplenen bir örgüt. Devlet dediğin, PKK ile konuştuğu ortaya çıktığında bile (ki zaten konuşmalıydı) "Aaa ne münasebet" diye kendini ortadan sıvıştırmaya çalışıyor.

Diyelim ki, Cihan gerçekten PKK üyesi... Bunu biliyor musunuz?

Bunun kriteri poşu takmak mıdır?
Poşusunu yasakladığın bir halkı kardeş gördüğünü nasıl iddia edersin?
Boynundaki "bez parçasını" (ki bu da senin ifadendir) suç unsuru saydığın bir halkı özgürleştirdiğini, hangi yüzle söylersin?
Bundan sonraki adımın ne olacak, bu insanların yaşadığı yerleri haritadan mı sileceksin?

22 yaşında bir insanın boynundaki "bez parçasını" 25 ay tutukluluk + 11 yıllık ceza için yeterli görüyorken, ne münasebet, bu ne cür'et, nasıl bir utanmazlık... sen adına "ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla meclis komisyonu oluşturulmasına dair karar" dediğin saçma sapan bir hadiseyi"demokratikleşme" olarak  nasıl önüme koyarsın?

Bu nasıl bir pişkinlik.

Sivil diktadan farklı bir şey bu. O var, tamam. Fakat bu, sivillerin içinde adını koyamadığım bir alt kümenin diktası.

Zira ben de sivilim, ama gördüğüm kadarıyla kırmızı bluzun üstüne yeşil şal aldığım dakika terörist oluyorum. 

Ha bu arada, 13 yaşındaki kızlara tecavüz etmenin serbest olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunları da unutmayalım. En az üç çocuk. Ama onları "faili meçhul" yapana iki yıl.

*
Bunu 11 Mayıs'ta yazmıştım, 14 Mayıs tarihli Özgür Mumcu yazısı da burada dursun: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1087926&Yazar=OZGUR-MUMCU&CategoryID=98

‎"Mahkeme, Dink suikastında bulamadığı örgütü, otobüs bekleyen poşulu bir gençte buldu."

10 Mayıs 2012 Perşembe

11 soruda, avukat olmayanlar için adliye bilgisi

Merhaba arkadaşlar,

Bu seferki kılavuzumuzda geyiksel bir niyet yok. Adliyelere yabancı olan arkadaşların bir "önbilgiye" ihtiyaçları olduğunu gerçekten düşünüyorum ve bu bilgiyi vermenin peşindeyim. Çünkü, bu arkadaşlar ki ben bu yazıda kendilerini "siviller" diye anacağım, hem kendileri zorlanıyor, hem de bu zorlanmanın ucu bazen bize de dokunuyor.

Nedenini çözemedim ama ben hep "koridorda durdurulup bir şeyler sorulan" kişi olmuşumdur. Farklı şehirlerdeki adliyeler dahil, ne zaman adliyeye gitsem mutlaka ama mutlaka en az bir sivil tarafından durdurulurum. Şu mahkeme nerede'sinden tut, elindeki kararı gösterip açıklattırana kadar. İşte ben de, sivil arkadaşlarıma, teyzelerime ve amcalarıma bir de buradan yardım etmek istiyorum.

Diyelim ki, elinize bir mahkemeden davetiye geldi...

1. Gitmesem ne olur?

- Davacı iseniz ve avukatınız yoksa, davanız düşer. Yani o duruşmaya gideceksiniz.

- Davalı iseniz ve avukatınız yoksa, davaya sizin yokluğunuzda devam edilir. Hiç öyle "nasıl olsa haklıyım ben" büyüklenmesine girmeyin, dibine kadar haklı olsanız bile o davayı kaybedersiniz. Adliye işleri filmlerdeki gibi değildir. Derdinizi siz kendiniz anlatmazsanız mahkeme kendiliğinden sizin hakkınızın peşine düşmez. Hakim "Ya dur bakalım bu adam gelmiyor ama belki şöyle de bir şey vardır..." diye, sizin söylemeniz gereken bir şeyi kendiliğinden yapmaz. Yapamaz. Kanun ve sistem buna müsait değil. Olmasın da zaten. Sen hem tenezzül edip duruşmaya gitme, sonra hak hukuk bekle. Yok öyle, biz burada eşşek başı mıyız afedersin?

- Tanık iseniz, avukatınız varsa da yoksa da gideceksiniz. Eğer gitmezseniz, mahkeme sizi tekrar davet eder. Yine gitmezseniz hakkınızda "zorla getirme" kararı çıkarılır, polis zoruyla götürülürsünüz. Efendi olun, kendiniz gidin.

2. Erken gideyim de hemen olsun bitsin...

Ahahahaha yapma ya? Ya pardon çok elitist gibi göründüm ki kendilerinden hiç hazzetmem, ama yani, buna gerçekten gülüyorum.

Gittiğin yer "adliye" güzel kardeşim. Bankamatik kuyruğuna girmiyorsun.

Davetiyende 11.30 yazıyorsa, senin 8.30'da orada olmanın hiçbir ama hiçbir anlamı yok. "Ben işten sabah izin alayım, 8.30'da hemen gidip bi ifade veriverip geleyim..." diye bir dünya yok. Gelmesi gereken herkesin gelip de duruşmaların vaktinden önce alınması, ancak Güneş sistemindeki tüm her şeyin aynı doğru üzerine gelmesiyle belki mümkün.

3. Kapıda bir liste var ama benim adım/dosyam yok?

Salonun kapısına gider gitmez ilk olarak, kapıdaki listede kendini bulacaksın tamam mı. Dosya numarasından kontrol et. Eğer listede dosyayı göremezsen,

- Doğru mahkemede misin? Şimdi sen "ikinci asliye mahkemesi" demeyi seversin, bilirim, ama öyle bir mahkeme yok canım benim. 2. asliye ceza bir de 2. asliye hukuk var. Ama 2. asliye yok. Önce bunu kontrol et. Hukuka gidecekken cezanın kapısında beklersen bir anlamı olmaz bunun.

- Doğru günde mi geldin? Elindeki davetiye-duruşma zaptı-not-her neyseye bir daha bak. Günü karıştırmış olabilirsin.

Eğer bunları kontrol ettikten sonra dosyanı listede hala bulamıyorsan, mutlaka yazı işlerine git sor. Yazı işlerine "kalem" de denir bu arada.

4. Dosyamı buldum, ne yapmalıyım?

Listede kaçıncı sırada olduğunu ezberlemelisin. Diyelim ki 15. sırada mısın, mübaşiri görünce "Biz 15. sıra için geldik" diye ona bilgi vermelisin. Davacı mısın davalı mısın diye soracak, ne olduğunu söyleyeceksin, o da kendi elindeki listeye senin geldiğini işaretleyecek.

Kapıdaki listelerde de olur o işaretlerden. Mesela, bazı yerlerde B görürsün, o avukatların bıraktığı bir işaret. "Buradayım" anlamında.

5. Bize 11.30 demişlerdi ama saat 14.30 oldu?

Olur öyle. Atarlanma, adamın asabını bozma. Bak burada seninle birlikte onlarca insan bekliyor, sırtımızda cübbelerimizle ağaç olmuş bizler bekliyoruz... Bir sen misin akıllı? Gereksiz asabiyetle ortamı germe, kırarım boynuzunu.

Duruşmaların neredeyse hiçbir zaman saatinde yapılmadığını bilmiyor olabilirsin, çok normal. Ama bu yüzden gerginlik yaratıp çevrendekileri de sinir etme rica edicem.

Sevgili kardeşim, duruşma saati dediğin eski bir yalan, Adem ve Havva'dan kalan. Bu şöyle bir şeydir, 9.30 duruşmasına 12'de girebilirsin. Ama "Nasıl olsa geç alırlar yeaaa" diye aheste davranıp 9.35'te orada olduğun vakit, bir bakmışsın ki senin sıran geçmiştir. Bu böyledir, bilemezsin. Aynı saate 6948 tane duruşma koyarlar, bunun bir kısmı tanıklı, birazı kavgalı, öbür kalanlar tutuklulu, diğerleri çok taraflı... her şekilde olabilir. Duruşmalar kimi zaman 30 saniye sürebildiği gibi, kimi zaman 2 saat de sürebilir. Hayır, 30 saniye de 2 saat de abartılı değil, gayet mümkün.

Bak tekrar ediyorum, bunu önceden bilemezsin. Oraya, sana söylenen saatten 5-10 dakika önce gitmende fayda var. Daha erken gitmen gereksiz, daha geç gitmen riskli.

Biz de bekliyoruz seninle saatlerce bak. Madem o kadar şikayetçisin, o kadar dedik "avukat tut" diye. Tutaydın, senin yerine avukat bekleyeydi. Sonra sen o avukatın parasını vermeyeydin, "Aman avgat da naptı yea iki laf etti o kadar" diyeydin de tüm kadim güçleri bir haciz arabasına doldurup üstüne salaydım.

6. Acaba dosyam alındı mı, mübaşire söylemiş olmama rağmen alınır mı, kapıda beklemek zorunda mıyım?

Bunun istisnası olabiliyor, ama genelde mübaşirler, alınan dosyaların üzerini listeden çizer. Hani kapıdaki duruşma listesi var ya, onu diyorum. Eğer senin duruşmanın üstü çizilmiş/karalanmışsa olmuş bitmiştir, kaçırmışsındır, geçmiş olsundur.

Aslında duruşmayı kapıda beklemek zorunda değilsiniz. Ama eğer oralardan ayrılmış ve duruşma saatini de geçirmişseniz, "Ama ben burada olduğumu söylemiştim!" diye cıyaklamayın. Tamam haklısınız, belki mübaşir hatalı, ama belki karşı taraf sorun çıkardı? Belki hakim beklemedi? Açıkçası, duruşma beklerken duruşma salonunun oralardan ayrılmak tavsiye edeceğim bir hareket değil. Ne olur ne olmaz.

Diyelim ki sen ortalıktan kayboldun, o arada başka duruşmalar alındı. Geri döndüğünde seninkinin sırası geçmiş ama hakim bir güzellik yapıp "Dur az bekleyelim" gibi bir şeyler diyerek duruşmanı başlatmamış, başka duruşmalara devam ediyor. He işte sen geldiğin zaman, önce bir şey yap, gelmeseydin hangi dosya alınacak idiyse ona bir bak. Eğer işin uzunsa, "Biz duruşma saatimizi kaçırdık, aslında şimdi alınmamız lazım ama işimiz uzun, tanığımız filan var. İşiniz kısaysa siz buyruverin." de. Vallahi muhteşem büyük bir sevaptır bu senin için. Hem duruşma beklemeyi bilmiyorsun, hem "Oh ne güzel sıram geldi oley" diyen avukatın/sivilin hevesini kursağında bırakıyorsun. Biz orada eğlence olsun diye mi bekliyoruz afedersin? Çay içmeyi bir sen mi biliyorsun?

7. E gelen giriyor biz niye bekliyoruz?

Bak şimdi... Böyle diyeceksen biraz dikkatli ol. Durduk yerde sorun çıkarınca çok sinir bozucu oluyorsun çünkü.

Onlar genelde şöyle oluyor, diyelim ki sen 35. sıradasın ve kapıdan ayrılmadın. Fakat başkası, 27. sırada ama sırasını beklerken başka işlerine koşturmaya gitmişti. Sen 27. sırayı kapıda görmediğin için, sanki o an yeni gelmiş de hemen içeri alınmış sanıyorsun ama o öyle değil. Sadece, sen kapıda bekledin, o başka işine koşturdu.

Birine celallenmeden önce bir anla dinle, bir sor. Sus kendini çok dövdürmeden.

8. Tamam girdik şükür, peki ben nerede duracağım?

- Davacı/şikayetçi isen, hakimin sağ tarafındaki yerde.
- Davalı isen, hakimin sol tarafındaki yerde.
- Sanık isen, hakimin karşısındaki yerde.
- Tanık isen, sen hemen girmiyorsun zaten. Mübaşir senin adını seslenene kadar bekliyorsun. Hakimin karşısında veriyorsun ifadeni.

9. Hakim de iyi atarlıymış yalnız...


Arkadaşım, hazırlıklı ol, hakimler genellikle sivilleri azarlar. Elbet istisnası vardır, fakat ekseriyetle huysuz olurlar. Öyle her lafa atlama, başkası beyanda bulunurken SAKIN HA SAKIN müdahale etme, hakim "Tamam dur sana da söz vericem" derse orada dur. Israr edersen paparayı yersin.

Kalem çalışanları da sivile surat yapmayı sever, üzerine alınma, bize de yapıyorlar.


10. Bir daha gelmemiz gerekiyor mu, ne zaman geleceğiz?

Evet canım, avukatın yoksa paşalar gibi bir daha gelmen gerekiyor. Zamanını ise bana sorman kadar anlamsız bir şey yok, duruşma zaptında yazıyor zaten. Ha zabıt vermedilerse eğer, yine diyorum, bunu bana sorman kadar anlamsız bir şey hala yok. Git yazı işleriyle konuş.


11. Çay?

İşte adliyelerin kanayan yarası. Bu konuda ben de yardımcı olamayacağım maalesef, duruşma bekliyorsan çaya gerçekten hasret kalıyorsun. Ya gezici çaycı bekleyeceksin ki gezmeyebiliyorlar, ya da "Dur hele duruşmaya çok var daha..." diye gidip çayını kendin alıp geliyorsun.

*
Şimdilik aklıma gelenler bu kadar.
Başka şeyler olursa bilahare yazarım.

Çok sevgiler,
Göksun.

4 Mayıs 2012 Cuma

Türk erkeklerine müjde, Rus kızları geliyor...


"Türk kızları tedavülden kalksın Rus kızları gelsin" kampanyatörlerinin dikkatine:
BAKANLAR KURULU KARARI
             Karar Sayısı : 2012/3077
             Umuma mahsus pasaport hamili Rusya Federasyonu vatandaşlarının Türkiye’ye yapacakları seyahatlerinde, 180 gün içinde toplamda 90 günü aşmamak kaydıyla 30 gün olan vizesiz kalış sürelerinin, 31 Aralık 2012 tarihine kadar tek taraflı olarak 60 güne çıkarılması; Dışişleri Bakanlığının 5/4/2012 tarihli ve KOG/9721846 sayılı yazısı üzerine, 5682 sayılı Pasaport Kanununun 10 uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 16/4/2012 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Siz gidemiyorsunuz, onlar geliyor. Gerçi işinize geleni de bu zaten.

O değil de, bayram değil seyran değil, biz Ruslar'ı neden öptük? İşin geyik muhabbeti bir tarafa, Rus diyince bir de Akkuyu meselesi var.

Bilemedim. Dünyanın herhangi bir karış toprağına gitmek için bile bi ton kırtasiye ve "vallahi güzel bi insanım ben, gerçekten bak" işleriyle uğraşmak zorunda olmaya ve bu vizesiz kalış işinin de devletler tarafından bir "imtiyazmış" gibi kullanılmasına zaten ağır gıcığım. Bir de böyle şeyler oluyor, "durduk" yerde ve tek taraflı olarak böyle izinler veriliyor.

Şu izin meselesini ya toptan kaldırın, ya da imtiyaz gibi kullanmayın, veya kullanacaksanız de sebebiniz belirli olsun. Bu ne ki şimdi?

Öperim,
Göksun.

*
Laaaan şimdi aklıma geldi...

Dün bir kanun mu ne çıkmış, henüz bakmadım. Yabancılara mülk satışının serbest bırakılmasıyla ilgili.
E Ruslar sıcak denizlere indi o zaman? Kemer dediğiniz yer zaten bildiğiniz Rusya normalde, şimdi bunlar gelip mülkleri de toplarlar. Ahahah ister misiniz iki seneye kadar, Antalya'ya girmek için vize başlasın?

Olur bence.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Sağlık personeli arkadaşlar, benden uyarması...

Arkadaşlar günaydın,

Bugün size iki haberim var - derken bir baktım ki, aslında üç olmuş.

1. Baro pulunu elektronik ortamda gönderebileceğimiz günler yakındır. 
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ AVUKATLIK KANUNU YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 1 – 19/6/2002 tarihli ve 24790 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Vekalet pulunun elektronik ortamda tedavülü ile elektronik ortamda vekaletname sunulan mercilerin vekaletname pulu bedelinin ödendiğini elektronik ortamda teyit etmelerini sağlayacak usul ve esaslar Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği tarafından müştereken belirlenir.”
Pul kaprisi yüzünden duruşma kaçırtan hakimleri düşündüğümüzde, işe yarayabilecek bir uygulama. Şimdilik aklıma bir "kulp" gelmiyorsa da, sonradan takma hakkımı saklı tutuyorum.

Yalnız, Adalet Bakanlığı ve TBB tarafından müştereken belirlenmek nedir? Hacı, bakanlıksız nefes bile alamıyorsun zaten, puluna da mı hükümet karışacak? Hayır önemli bir şey olduğundan değil, ama bu zihniyet ne ya, kendimi atacak yer bulamıyorum. Pul lan.

Tırnak kontrolü de yapınsanıza.

2. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin bir araştırma komisyonu kurulmuş.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ARTAN ŞİDDET OLAYLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU KURULMASINA İLİŞKİN KARAR
Karar No. 1014  Karar Tarihi: 25/4/2012
Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına, bu araştırmayı yapacak Komisyonun 17 üyeden kurulmasına, Komisyonun çalışma süresinin Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip Üye seçimi tarihinden başlamak üzere 3 ay olmasına ve gerektiğinde Ankara dışında da çalışmasına, Genel Kurulun 25/4/2012 tarihli 99 uncu Birleşiminde karar verilmiştir.
 Bu güzel ve gerekli bir gelişme, ayrıca da tıp dünyasının haklı ve yoğun katılımlı tepkisinin bir sonucu.

Avukat cinayetlerinin bir haber değeri olmadığını biliyoruz, biz öldürülünce vatandaş "Beter olsun şerefsizler" filan diyordur muhtemelen. Hukuk ve avukat algısının bu şekilde olduğu bir ülkede, açıkçası bu davranışı yadırgamıyorum. Her şeyimiz tamam bir algımız mı kaldı?

Yalnız, ben öldürülen ya da tehlikeye maruz kalan hiçbir meslektaşımız için, ki biliyorsunuz çok var, bu şekilde örgütlü ve ısrarcı bir tepki hatırlamıyorum.

Hatta onu bırakın, son zamanlarda öldürülen bir avukat var mı, onu bile bilmiyorum. Yani bikbik ettiğim ayıba ben de dahilim, yalan yok.

Bu arada yeri gelmişken, geçenlerde (28 Nisan'da) Sağlık Bakanlığı personeline yapılacak hukuki yardıma ilişkin de bir yönetmelik çıkarıldı, hemen onu da yazıvereyim:
SAĞLIK BAKANLIĞI PERSONELİNE KARŞI İŞLENEN SUÇLAR NEDENİYLE YAPILACAK HUKUKİ YARDIMIN USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK 
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerinden dolayı personele karşı işlenen suçlar sebebiyle personelin veya kanuni mirasçılarının talebi üzerine Bakanlık ve bağlı kuruluşlarınca yapılacak hukuki yardıma ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında kadrolu veya sözleşmeli görev yapan personel ile 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 52 nci maddesi çerçevesinde Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında gönüllü ve ücretsiz sağlık hizmeti verenler ve 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında görev yapanlara karşı sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerinden dolayı işlenen suçlar sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemleri ve davaları kapsar.
Bu önemli bir gelişme. Bizde mesela, avukata karşı işlenen suçun ağır cezada yargılanması meselesi var ama bu yolun ne kadar işlediği malum. Eğer işletilseydi, meslektaşlarımızın Kandıra'da olmasına sebep olan istisnasız herkesin şu an Silivri'de olması gerekirdi.

Yalnız, doktor arkadaşlar bu gelişmelere biraz temkinli yaklaşsa iyi olur.

Zira, çok kısa bir süre sonra, vay efendim sen çatışmada yaralanan adama acil müdahalede bulundun, yok efendim sen Zamazingo Örgütü'nün sol bitarafı denen adamın ameliyatına girdin, yok bir şeyler... Hipokrat dediğin adam gavurun teki en nihayetinde, bir yemin varsa onu da ben ettiririm. Adı da RTE yemini olur.

Hazır olun bunlara. 2023'e pek bir şey kalmadı.

Çok sevgiler,
Göksun.


2 Mayıs 2012 Çarşamba

Duygularıyla oynanan asker vekilleri... Uyanın...

Merhaba gençler,

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde değişiklik olmuş ve bu değişiklik bugün yayınlanmış.
AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TARİFE

 MADDE 1 – 21/12/2011 tarihli ve 28149 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümüne (13) numaralı bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş, daha sonraki bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
“Disiplin Mahkemelerinde takip edilen davalar için, 700,00 TL”

  MADDE 2 – Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Biliyorsunuz ki ben eski bir avukat değilim. "Disiplin mahkemesi ne ola?" şaşkınlığımı, "E madem böyle bir mahkeme vardıysa tarifede bugüne kadar neden yoktu?" şaşkınlığı izledi.

Önce, benim gibi cahil cühelalar için disiplin mahkemesi hakkında bilgi verelim,
DİSİPLİN MAHKEMELERİ KURULUŞU, YARGILAMA USULÜ VE DİSİPLİN SUÇ VE CEZALARI HAKKINDAKİ KANUN 
KURULUŞ:
Madde 1 - (Değişik madde: 12/06/2003 - 4895 S.K./1. md.)
Disiplin mahkemesi; tugay ve daha büyük (Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel ve Sahil Güvenlik Komutanlığında eşidi) kıt'a, karargah ve askeri kurumlar ile Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı teşkilatında kurulur. Sahil Güvenlik Komutanının, Jandarma Genel Komutanının, kuvvet komutanlarının ve Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarının göstereceği lüzum üzerine veya doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığınca, diğer komutanlıklar, karargahlar veya askeri kurum amirlikleri teşkilatında da disiplin mahkemesi kurulabilir.
Sonra, tarifemize bakalım... Askeri mahkemelerde takip edilecek davalar için takdir edilen bir 900 TL var ama disiplin mahkemeleri yok. Bunun nasıl bir anlama geldiğini açıkçası bilmiyorum. Fakat ilk akla gelen şu ki, disiplin mahkemesinde bir müvekkilimiz varsa ve biz bu işe bugüne kadar askeri mahkeme muamelesi yapıyorsak, artık bu işin daha ucuz ve daha angarya görülmesi isteniyor olabilir mi?

Yalnız asker vekilleri ile bu dönemde çok oynuyorlar. Günlerdir yazayım deyip sonra ihmal ediyordum, 20 Nisan Cuma günlü RG'de şöyle şeyler oldu:
SANIK ASKER KİŞİLER İÇİN AVUKATLIK ÜCRETİNİN ÖDEME USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“a) Asker kişilerin karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde veya asayişi temin ve kaçakçılığın men, takip ve tahkiki için görevlendirildiklerinde ya da önleyici, caydırıcı, düzenleyici, koruyucu ve adli görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında veya bu görevlerinden dolayı sanık durumuna düşmeleri,”
“Millete ve devlete karşı suçlar, kaçakçılık, rüşvet, ihtilas, irtikap, zimmet, hırsızlık, dolandırıcılık, ihalelere fesat karıştırmak gibi yüz kızartıcı suçlar ve takibi şikayete bağlı suçlardan sanık olan asker kişilerin avukatlık ücreti ödenmez.”
 Şimdi ben bunu uzun uzun yazarım da, acil bakınmam gereken bir şeyler var. Dernek beyannamesi doldurmam gerekiyor.

Yoksa bu konu çok laf kaldırır. Siz düşünedurun, döncem ben size.

Öptüm,
Göksun.