31 Aralık 2011 Cumartesi

Bu sefer gerçekten son gazete bak. Vallayi.

Merhaba arkadaşlar,

Dünkü gazeteyi gönderirken keşke "son" vurgusu yapmasaymışım. Zira RG'yi uzun süredir takip eden biri olarak, gazetenin "belirli gün ve haftalardan" hemen bir önceki gün dopdolu olacağını bilmem gerekirdi.

Bugün öyle flaş haberler yok, fakat bilmekte fayda var...

- Gerçi bu flaş olabilir. Mevzuatı bilmediğim için değerlendiremiyorum.

Çevre Hukuku ile ilgili arkadaşlar için gelsin: Çevre Kanunu'nca Alınması Gereken İzin ve Lisanslar Hakkında Yönetmelik değişitirilmiş. Buyrun: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231-3-1.pdf

Eğer aramızda bunu okuyup değerlendirebilecek biri varsa, şahsen benim için çok tatminkar bir yılbaşı kıyağı olur :) Bilmek lazım böyle şeyleri.

- Sıradaki değişiklik taşımacılar için geliyor, Karayolu Taşıma Yönetmeliği değişmiş. http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm

Avukatlığa "kamyonculukla" başladığım için bu mevzuatı pas geçemiyorum. Umarım işinize yarar.

- Aha buldum flaş haber... Vallahi sonradan gördüm, başta dikkatimden kaçmış...

Harçlar Kanunu Genel Tebliği var iki tane, bunların biri ayrıca önemli. Şudur: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm

Yani diyor ki, biz bu kanuna göre alınan nisbi ve maktu tüm harçlara %15 zam yaptık diyor. Şüphesiz ki biz, size tefecinizden daha yakınız diyor. Kulağımla duydum.

Bu bizim dava harçlarımızı da etkiliyor değil mi? "Değil mi" derken, yani yanlış bilmiyorum değil mi anlamında, gerçek bir soru.
Bir de peşin veriyorduk zaten.

"Uğaşma uzlaş" da var zaten.

Ya kardeşim, ben gayet sevmeye ayarlı, sistemine nefret duygusunun tanıtılmamış olduğu, son derece kendi halinde bir insan evladıyım; ama neden beni bu kadar zorluyorsun? Zorla nefret ettirecekler ya. Avukatlığı bırakıp arabulucu olucam şerefsizim. Çiçek gibi. "Hadi öpüşün barışın" diyerek kazanacağım hayatımı. Geleceğim kes-sinlikle daha parlak olur.

- Zaten her sene yenisi yapılan Sağlık Uygulama Tebliği, yeni yayınlanmamış gibi, bir de değiştirilmiş. Şurada: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111231.htm

Önemli olan husus şu ki, artık şöyle bir şey var:

“(4) Sağlık hizmeti sunucusu, sunduğu sağlık hizmetleri öncesinde, alacağı ilave ücrete ilişkin olarak hasta veya hasta yakınının yazılı onayını alır. Bu yazılı onay alınmadan, işlemler sonrasında herhangi bir gerekçe ileri sürerek ilave ücret talebinde bulunamaz.
(5) Hastanın acil haller nedeniyle sağlık hizmeti sunucusuna başvurması ve acil halin sona ermesi halinde, acil halin sona erdiğine ve müteakip işlemlerin ilave ücrete tabi olduğuna ilişkin hastaya/hasta yakınına SUT eki “Acil Halin Sona Ermesine İlişkin Taahhütname” (Ek-4/C)’nin kullanılarak, yazılı ve imza karşılığı bilgi verilmesi zorunludur."

Müvekkillerinizi bilgilendiriniz.

*
Efendim bu vesile ile, hepimize tekrar iyi bir yıl diliyorum. :)

Ahmet Abi'nin gönderdiği "ilk 3 kelime senin olsun" testinde "umut-değişim-kuvvet" çıktı benim için. Umutsuz halimden sıyrılıp değişik biri olacağım, bu da bana kuvvet verecek yorumunu yaptım, iyi geldi :) Siz de yapın bence, insana moral veriyor :)

Umutlarınızın kırılmadığı, kırılsa bile son tahlilde "o zaman iyi ki de öyle olmuş" dediğiniz bir yıl diliyorum.

Bir insanı sevmekle başlasın yeni yılınız, zira "bu bir sevgi olayı Ercan" :)

30 Aralık 2011 Cuma

Uludere - haber

Bunların burada durmasını istiyorum:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1074002&Date=30.12.2011&CategoryID=77


"F-16 savaş uçakları, İnsansız Hava Araçları’ndan (İHA) gelen görüntüler üzerine PKK’lı sandıkları Irak’tan kaçak mazot getiren vatandaşları bombaladı. Şırnak’ın Uludere ilçesi’ne bağlı Ortasu Köyü’ne yakın sınır bölgesinde meydana gelen olayda, 35 vatandaş yaşamını yitirirken bazılarının da kayıp olduğu iddia edildi. Bombardımanda yaşamını yitirenlerin büyük çoğunluğunun 20 yaşın altında lise öğrencileri olduğu açıklanırken, 28 kişinin ise akrabalık bağı bulunduğu belirtildi. Ortasu Köyü Muhtarı Haşim Encü, Radikal’e yaptığı açıklamada, “Hepsi akrabamız. Bir kısmı kayıp. İçim yanıyor” dedi. Taşdelen Köyü Muhtarı Fikret Kaya ise Ortasu’nun korucu köyü olduğunu ifade ederken, ölen çocukların çoğunun da korucu, şehit ve gazi çocuğu olduğuna dikkat çekti. Kaya, “Kaçakçılık sürekli oluyor. Bölge askeri bugüne kadar hukuk çerçevesinde mücadele ediyordu” diye konuştu. “Dedelerimizden beri sınır ticareti var. Şu ana kadar devlet bizi idare ediyordu” diyen Sabri Encü de bombardımanı duyduklarını ve sabah olay yerine gidip katırlarla cenazeleri aldıklarını, birçoğunun paramparça olduğunu söyledi. 

‘Yolumuzu kestiler’ 

Saldırıdan sağ kurtulan Servet Encü ise yaşadıkları dehşeti Radikal’e şöyle anlattı: “21.30‘da sınırı geçmeden önce köyden telefon geldi. ‘Asker yolu kesmiş, gelmeyin’ dediler. Askerin gitmesini bekledik. 10 dakika sonra bombalamaya başladılar. 100 metre uçtum. Bir buçuk saat baygın kaldım. Köyle aramızda yaklaşık dört kilometre vardı. Yapacak başka bir işimiz yok. İki üç yıldır bu işi yapıyordum. Arkadaşlarımın hepsini kaybettim.” 

*
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1073985&Date=30.12.2011&CategoryID=77

"Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalında 35 köylünün PKK’lı sanılarak uçakla bombalanmasının arkasında, insansız hava araçları (İHA) tarafından sağlanan ‘eşzamanlı’ görüntülerin yeterince analiz edilmeden operasyon kararı alınması çıktı. Yakın zamana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri, İHA’lar tarafından saptanan görüntünün istihbarat analizini içeren sekiz aşamalı prosedürden sonra operasyon kararı alıyordu, ancak PKK’nın bazı saldırılarından sonra hükümetin de isteği ile bu süreç kısaltıldı ve ‘pratik olma’ amacıyla, ‘vur’ emrinin verilmesi 2. Ordu ve 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nın ortak kararına bırakıldı. Uludere yakınlarındaki hava saldırısı öncesindeki görüntülerin ABD’ye ait Predator’lardan değil, Heron’lardan sağlandığı öğrenildi. 
Hükümet, Ağustos 2011’den itibaren terörle mücadelenin yurtiçinde ve yurt dışında daha aktif yapılabilmesi için yeni bir konsept belirlemişti. Yurt içindeki operasyonlarda jandarma-polis, polis-kara kuvvetleri, kara kuvvetleri-hava kuvvetleri arasındaki koordinasyonun artırılması için sivil iradenin yetkisi arttırılmıştı. Bölgedeki illerde bir Vali Yardımcısı bu konularda görevlendirilirken, yurt içinde son iki haftada PKK’ya karşı operasyonlarda başarı sağlanması bu koordinasyona ve prosedürlerin kaldırılarak ‘aktif, hızlı operasyon’ konseptine geçilmesine bağlanıyordu. Yeni konseptte sınır ötesi hava operasyonlarında da prosedürler azaltılmıştı. 
Bu kapsamda İHA’dan gelen gerçek zamanlı ham görüntülerin yerde analizini içeren sekiz aşamalı süreç de PKK’lıların elden kaçırılması gibi gerekçelerle kaldırıldı ve operasyon kararı alma yetkisi 2. Ordu ile 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’na bırakıldı. 


2 saatte operasyon kararı 
Edinilen bilgiye göre Uludere yakınlarında gerçekleştirilen operasyonda kullanılan görüntüler, ABD kaynaklı değil, Türkiye’nin sahip olduğu İHA’lardan elde edildi. Gelen görüntülerden, tespit edilen ‘yaşam belirtilerinin’ PKK’lı olup olmadığını tespit etmek mümkün değildi. Bu nedenle, istihbaratın bu bilgiyi desteklemesi ve yapılacak istihbarat analizinde grubun PKK’lı olduğu tespitinin yapılması gerekiyordu. PKK’lıların Irak’ın kuzeyinden gelerek sınıra yakın karakol ve üs bölgelerine eylem yapacağı istihbaratının artması, bölgenin PKK’nın geçiş noktalarından biri olması, insanlarla birlikte yüklü katırların bulunması gibi gerekçelerle hızlı bir şekilde operasyon kararı alındı. 28 Aralık Çarşamba günü saat 18.39’da Heronların tespit ettiği görüntülerin Batman’daki üsse anında iletilmesinin ardından 20.30 itibariyle operasyon kararı alındı ve uçaklar 21.37’de bölgeyi ateş altına aldı. 
TSK emrinde 40 İHA var. Bunların 10’u gelişmiş teknolojiyle yapılan Heron’lar. 30 araç ise yerli yapım olan Türk Özgün İnsansız Hava Aracı. 


Genelkurmay 
İstihbarat sonucu... 


Genelkurmay, olaydan yaklaşık 13 saat sonra bir açıklama yaptı. Bölgenin 47 dakika bombalandığı belirtildi. Açıklamada, şöyle denildi: 


* Terör örgütü elebaşılarının son dönemde verdikleri kayıplar için gruplara misilleme talimatı verdikleri ve bu doğrultuda özellikle sınırötesinde Sinat-Haftanin’e takviye maksadıyla çok sayıda terörist gönderildiği bilgisi alınmıştır.

* Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaşılarının da bulunduğu terörist grupların bölgede bir araya geldikleri ve sınır hattındaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldırı hazırlığı içinde oldukları anlaşılmış ve ilgili birlikler ikaz edilmiştir. 


* Geçmişte bölücü terör örgütünce gerçekleştirilen saldırılarda, teröristlerin kullandığı ağır silah, cephane ve patlayıcıları yük hayvanları ile Irak’tan getirerek sınırdan içeri soktukları, teslim olan terörist ifadelerinden bilinmektedir. 


* Bölücü örgüt mensuplarının, Irak’ın kuzeyinden gelerek hududumuza yakın karakol ve üs bölgelerimize eylem yapacağına dair istihbaratın artması üzerine, keşif ve gözetleme gayretleri sınır boylarında arttırılmıştır. Bu kapsamda, 28 Aralık 2011 günü saat 18.39’da, Irak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğu İHA görüntüleri ile tespit edilmiştir. 


47 dakika bombalandı 
* Grubun tespit edildiği bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru hareketin tespit edilmesi üzerine ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır. 


* Olayın meydana geldiği yer, bölücü terör örgütünün ana kamplarının konuşlu olduğu, sivil yerleşim bulunmayan, Irak’ın kuzeyindeki Sinat-Haftanin bölgesidir. 


* İdari ve adli inceleme ve işlemler devam etmektedir.”


----


13 Soruda Uludere Katliamı  http://www.bianet.org/bianet/siyaset/135160-13-soruda-uludere-katliami#.TwGnSwjpyGg.twitter 

Gültan Kışanak meclis konuşması http://www.youtube.com/watch?v=p0E8Swi3Mnc   

Özgür Mumcu köşeyazısı: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1074594&Yazar=OZGUR-MUMCU&CategoryID=98

Sağ kalanların kaçakçılıktan ifadeye çağrılması: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1075763&CategoryID=77

Son iş günü Resmi Gazetesi - Doktorlar ve diğerleri

Merhaba arkadaşlar,

Öncelikle rica ediyorum, "İş Kanunu'nda cumartesi de iş günüdür, ehe ehe" gibi bi avukat esprisi yapmayın. "Bugün Cuma, enseyi kapa" demiş atalarımız.

Bugün şunlar var:

- Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği değiştirilmiş. Eğer yanlış anlamadıysam, "kimlik paylaşım sistemi" diye bir şey var ve artık her yere elimizde ikametgah belgesiyle gitmemiz gerekmiyor. Buyrun: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111230-6.htm

Diyor ki yönetmelik:

"(1) Kimlik Paylaşımı Sistemi çerçevesinde adres bilgisine erişebilen kurumlarca ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankalarca kişilerden ayrıca yerleşim yeri ve diğer adres belgesi veya yerleşim yeri ve adres bilgilerine ilişkin başkaca belge istenemez."
"(3) Kimlik Paylaşımı Sistemi çerçevesinde kimlik bilgisine erişebilen kamu kurum ve kuruluşlarınca ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankalarca kişilerden ayrıca nüfus cüzdanı örneği veya kimlik bilgilerine ilişkin başkaca bir belge istenemez."

miş. Bankalar isteyemiyor o tamam, ama erişim yetkisinin diğer hangi kurum ve kuruluşlarda olduğunu bilmiyoruz.

Yani bankalar, devletin kurum ve kuruluşlarından bu derece daha muteber.
Gerçi herhangi başka bir yerin, devlet kurumlarından daha muteber olması beni bozmaz. Hatta hoşuma gider. Fakat bunun banka olması da hoş bir ironi. Tanrı sanırım, "Tamam ben bir yerleri daha üstün kılıcam söz, ama neresi olacağını da bırak ben belirleyeyim..." diye sesleniyor.

Bi de tabii, bu paylaşım sistemi denen şeyin "kendisi" var.

Ben bilimkurgu edebiyatını ve distopyaları severim; o yüzden sırf bu konuda on sayfa yazabilirim ama endişelenmeyin, yazmayacağım. Zira bu konuda ne desek birileri önceden zaten demiş, yazmış veya filmini yapmış olacak.

- Biliyorsunuz yeni asgari ücret dün açıklandı. Linki de elinizin altında bulunsun, aramayın: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111230-11.htm

- Son olarak, buyrun bu da sözleşmeli sağlık personeli istihdamına ilişkin karar: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111230-1.htm

Yani diyor ki, "Eleman temininde güçlük çekilen yerlerde ve hizmet dallarında sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla," sözleşmeli sağlık personeli istihdam edilebilir.

Ya gerçekten çok acayip bir ülke burası. Öğretmene iş devlete öğretmen lazım, kadro açmaz sözleşmeli alırlar, o da yetmez yurtdışından öğretmen getirirler. Sağlıkçılar iş ve sosyal hak için ısrarla eylem yapar, devlet yine bu işlere hiç el atmadan "iğreti bir sözleşmeyle" alır, yine yurtdışından adam getirme derdine düşer. Avukatlar (gerçi bunlar pek bir şey yapmazlar ama neticede mutlu olmadıklarını biliyoruz) "işimiz elden gidiyor" diye arabuluculuğa karşı çıkarlar ama o arada yabancı büroların gelişi kolaylaştırılır. (Bkz. Bu hafta içi gönderdiğim TBB Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliği değişikliği)

Bu arada, kararın eki olan listede belirtilen sayıların nasıl belirlendiğini ve başvuruların nasıl değerlendirileceğini bilmiyoruz, o apayrı.

Yani nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça.

*
Sonuç olarak, zaten insan gibi gelip kapıyı çalmayı bile bilmeyen Noel Baba'dan doğru düzgün bir Resmi Gazete beklemek hayalcilik olurdu.

Endişeniz olmasın, noel ve yılbaşının farkını biliyorum ama giderayak bu değerlendirmeyi de yapmak istedim.

Hepimize, her sabah dinç uyandığımız ve bu uyuyabilmenin işsizlikten kaynaklanmadığı bir yıl diliyorum :)

Çok sevgiler ve çok iyi dileklerimle,
Göksun.

29 Aralık 2011 Perşembe

Cezada temyiz harcı kalktı.


Haberi sabah mail grubuna göndermiştim ama buradan duyurmayı unuttum...

Ceza temyizi için verdiğimiz 40 liralık harç iptal edilmiş. İptal hükmü 6 ay sonra yürürlüğe girecekmiş.

Bu harç 31 Mart 2011 tarihli bir kanunla gelmişti. İptali ise yürürlüğe (neredeyse) Haziran 2012'de girecek.

Eğer "Abi biz harcı koyalım, AYM'ye gidilip bir karar verilip o karar yürürlüğe girene kadar ne toplarsak artık..." dememişlerse, ben de bu ülkeyi hiç tanımıyorum.

Çok sevgiler,
Göksun.

Sayısız kurşun...


Şu son hava operasyonu haberini okuduğumdan beri ellerim titriyor.

Görmeyenler varsa buyrun: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1073909&Date=29.12.2011&CategoryID=77

Tamam hiçbir şeyin pespembe olduğu yoktu ama en azından, neler olup bittiğini daha bir "görmeye" başlamıştık.
90'larda olanları filan konuşabiliyorduk artık, kendi aramızda da olsa.
Maraş'ı, Dersim'i, Diyarbakır'ı, ilk defa duyduğumuz Zini'yi, ne bileyim, Mengele'yi aratmayan birtakım doktorları kurcalayabiliyorduk az çok.
Bu arada tarihin en çok gazeteci ve öğrenci tutuklanan dönemindeyiz evet, ama biliyorduk bunu. "Yok canım, bunlar hep palavra, basının şişirmesi" demiyorduk.
Metin Amca için kimse "oh olsun" demiyordu, Dilşat'ın ise "ne olduğunu" sorgulayan tek bir kişi vardı.
Ha bu sorgulamayı yapmayan milyonlarca insanın gidip de, yapana biat etmesi apayrı bir gariplik.
Ama işte biz bunu da biliyorduk.
Van'a yardım yerine Türk bayrağı, taş filan gönderen densizlere beraber küfrediyorduk.
"Yok canım geçti o devirler, şimdi işler farklı yürüyor." hissi gelmişti üzerimize. Evet, daha meşru değildi, ama artık 90'larda da değildik.
Askerin imajı bozulmuştu, düzeltmesi lazımdı, o kadar da saçmalayamazdı.

İnsan olmayı öğrenmeye başlıyor muyuz ne, diyordum ben; yani hemen olmaz ama... Bir ucundan...

Yokmuş bir uç muç.

Sonra efendim "ülkenin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü."

Başınızı yesin o bütünlük.

*
Bunu yazdığımda TSK'nın açıklaması yayınlanmamıştı henüz. Aynen kopyalıyorum:

http://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2011/BA_33.htm

"1.   Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi harekatı, TBMM tarafından 17 Ekim 2007 tarihinde kendisine verilen ve birer yıllık sürelerle yenilenen yetki gereği sürdürülmektedir.
2.   Terör örgütü elebaşılarının son dönemde verdikleri kayıplar için gruplara misilleme talimatı verdikleri ve bu doğrultuda özellikle sınır ötesinde Sinat-Haftanin’e takviye maksadıyla çok sayıda terörist gönderildiği bilgisi alınmıştır.
3.   Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaşılarının da bulunduğu terörist grupların bölgede bir araya geldikleri ve sınır hattındaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldırı hazırlığı içinde oldukları anlaşılmış ve ilgili birlikler ikaz edilmiştir.
4.   Geçmişte bölücü terör örgütü tarafından gerçekleştirilen saldırılarda, teröristlerin, kullandığı ağır silah, cephane ve patlayıcıları yük hayvanları ile Irak’tan getirerek sınırdan içeri soktukları, teslim olan terörist ifadelerinden bilinmektedir.
5.   Bölücü terör örgütü mensuplarının, Irak Kuzeyinden gelerek hududumuza yakın karakol ve üs bölgelerimize eylem yapacağına dair istihbaratın artması üzerine, keşif ve gözetleme gayretleri sınır boylarında artırılmıştır. Bu kapsamda, 28 Aralık 2011 günü saat 18.39’da, Irak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğu İnsansız Hava Aracı görüntüleri ile tespit edilmiştir.
6.   Grubun tespit edildiği bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır.
7.   Olayın meydana geldiği yer, bölücü terör örgütünün ana kamplarının konuşlu olduğu, sivil yerleşim bulunmayan, Irak kuzeyindeki Sinat-Haftanin bölgesidir.
8.   Olay hakkında idari ve adli inceleme ve işlemler devam etmektedir.
      Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Utanmıyor musunuz ya?

İnsanları sırf "öyle duydunuz diye" öldürmekten, sırf "hareket ediyorlar" diye üzerlerine bomba yağdırmaktan utanmıyor musunuz?

Bunu bu kadar gözümüze sokarken, insanlığınızı hiç mi sorgulamıyorsunuz?

Ve bir söz de basın için gelsin.

"Köylü mü, kaçakçı mı, terörist mi" diye sormak da nedir?

Kaçakçılar uzaylı mı? Köyüne giden insan terörist mi, ya da terörist evine gidemez mi?

O zaman meşru mu olacak bu yapılan?

Bir de "Ama orada sivil yerleşim yokmuş" olayı var.

Allahınızı severseniz, şu "öğretilenin" dışına çıkın azıcık. Azıcık çıkın. Azıcık "Lan?" diyin. Hiç olmazsa, dünyanın sizin algınızdan ibaret olmayabileceği düşsün aklınıza.

Kombili evlerinizde sıcak çikolatalarınızı içerken, kaçakçılık sizin için çok gerçeküstü bir şey olabilir. Ama bir yerlerde, üstelik de aynı ülkede, hayatını böyle sürdüren ve böyle sürdürdüğü de zaten yıllardır bilinen çok fazla insan var.

Sırf hareket ettikleri için de öldürülüyorlar.

Ve siz, "ama onlar sivil değil" diyebiliyorsunuz.

Aferim.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Bi CHP vardı ne oldu ona?


Arkadaşlar günaydın,

Resmi Gazete bugün çok kalabalık ve bizi ilgilendiren şeyler de var içinde.

Önce "ilgilendirmeyenleri" aradan çıkaralım.

-  Kaliteli Çay Yaprağı Temini Amacıyla Budamaya Tabi Tutulan Çaylıklar Nedeniyle Üreticilerin Uğradığı Gelir Kaybının Tazminine Dair Karar diye bir şey var, bunu biliyor muydunuz? Bir daha "Nerde bu devlet!" derken lütfen o devletin budanmış çay yapraklarını bile düşündüğünü aklınızdan çıkarmayın taam mı? "Leave the Tayyip alone!"

- Genel Sağlık Sigortası Kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzleme Sürecine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik yayınlanmış. Kurcalamadım, karışık geldi.

Ben sosyal güvenlik hukukunu zaten ezelden beri sevmem (Ama Ömer Hoca'yı çok severim o ayrı) çünkü çok naalet bir hukuktur. Bir devlet, kendi vatandaşına yapacağı -üstelik de zorunlu- yardımı bu kadar saçma sapan detaya boğar mı ya? Bir ülkenin sosyal güvenlik mevzuatı ne kadar karışıksa o ülke o kadar adam olmaz diyorum. Bizimkinin de malum, maşallahı var... Bakacaksın bana kardeşim, hem nazlanma, senin de hoşuna gidecek...

- Muhtelif AYM kararları var, hepsini saymadım ama -abartmıyorum- belki 40 ayrı düzenlemenin iptali istenmiş. Bunlardan saaadece iki tanesi iptal edilmiş. Onlar da İmar Kanunu'nun Ek 3 maddesine ilişkin. Adamlar "kanun yetmiyor" diye "ek madde" koyuyorlar, sonra o madde de iptal ediliyor. Çok güzeliz. Sıradaki şarkı annemden, kanunkoyucular için geliyor: "Yamalıklı böğrü neler ister gönlü..."

Yalnız şu istatistik enteresan... Bi CHP vardı ya bi ara, hala var mı bilmiyorum... Şimdi bu parti, müt-temadiyen AYM'ye gidiyor tamam mı. Düzenli takip ettiğim tek gazete Resmi Gazete olduğundan mütevellit, biraz (!) gecikmeli de olsa hepsinden haberdar oluyorum.

Bugünkü RG onlara çıkmış adeta. 21 tanesi Sosyal Güvenlik Kanunu, 7 tanesi Tanık Koruma Kanunu, 7'si de başka bir torba kanuna ilişkin olmak üzere tam 35 ayrı iptal talebinde bulunmuşlar, bunlardan iki tanesini kabul ettirebilmişler... (Yukarıda dediğim, İmar Kanunu ile ilgili olanlar bunlar işte.)

Eğer "Bizim ne kadar muhalif ruhlu olduğumuz, yılmadan açtığımız davalardan belli..." diye düşünüyorlarsa, kusura bakmasınlar, ben bu RG bültenini sadece belirli insanlara yayabilirim... Tüm mail adreslerine de "Bakın bakın bakın Kılıçdar Bey yine dava açmış, bakın nasıl koşuyor hakkınızın peşinden..." diye yazıp gönderemem ki. Bence bu tip icraatlarını bi "forward mail" haline getirsinler, "bu maili on dakika içinde on kişiye yollamazsan CHP senin iptalin için dava açacak" filan muhabbeti dönsün.

Bu arada şaka bir yana, kararları detaylı okumuyorum, harbiden de haklı olabilirler, saygı duyarım. Ben burada onu konuşmuyorum. Özetle diyorum ki, üstünden Deniz Baykal cuntası geçmiş bir partiden olup olacağı budur diyorum.

- Eveeeet, şimdi gelelim fasulyenin faydalarına...

Arkadaşlar, Avukatlık Kanunu tasarısı nasıl gidiyor bilmiyorum ama, biz ne dersek diyelim adamlar kararlı, yabancı bürolar gümbür gümbür geliyor. Zira TBB Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmış ve yabancı bürolar, yabancı sermaye olmaları bağlamında Hazine'den izin belgesi almak zahmetinden kurtarılmış.

Yönetmelik md.7/e-1 kaldırılmış ki şunu istiyordu: Yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde Türkiye'de faaliyette bulunabileceğine ilişkin Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünden alınmış izin belgesi, (Buyrun: http://www.barobirlik.org.tr/mevzuat/avukata_ozel/yonetmelikler/ortaklik.aspx)

İkinci bir haber, Adli Yardım Yönetmeliği değişmiş. Artık canlarının istediğine daha fazla para verebilecekler.

İki madde arasındaki yedi farkı bulunuz:

Eski: "Adli yardımla görevlendirilen avukata, görevlendirmeye konu iş için asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücret peşin ödenir. Aynı işe birden fazla avukat görevlendirilemez. Ancak görevden çekilen avukatın yerine yeni görevlendirilen avukata ayrıca ücret ödenir."

Yeni: "“Adli yardımla görevlendirilen avukata, görevlendirmeye konu iş için asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücret baro yönetim kurulu kararı ile peşin ödenir. Ancak yargılama sırasında avukatın, harcayacağı emek ve mesai ile davanın önem ve özelliğini açıklayan talebi üzerine, davanın niteliği de göz önünde bulundurularak, asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücretin bir katına kadarının ödenmesine baro yönetim kurulunca karar verilebilir. Aynı işe birden fazla avukat görevlendirilemez. Ancak görevden çekilen avukatın yerine görevlendirilen yeni avukata ayrıca ücret ödenir.”

Evet sevgili genç kardeşlerim, CMK zaten yalan bir şeydi, adli yardımı da bu şekilde şeyettiler. "Madem bunun bir sırası var ve buna müdahale etmek sıkıntılı, e bari bizimkilere fazla para verelim..." diyerekten.

Şimdi ben ulusalcılarla cemaatçileri neden sevmem biliyor musunuz, insanın bebekliğinden itibaren içine işlenen aidiyet duygusuyla oynadıkları için. (İkisini saydığıma  bakmayın, bununla oynayan hiçkimseyi sevmem.)

İşte bu hukukçu (!) milletini de o yüzden sevmiyorum. İnsanın mayasında olan saf adalet duygusunu bu kadar hunharca katlettikleri için.

Neyse zaten asabiyim, ağır konuşmuştum da sildim. Bloguma filan da koyuyorum ben bunları, durduk yerde agresyon yapmayalım.

Ama anladınız siz.

Çok sevgiler,
Göksun.

25 Aralık 2011 Pazar

Vatan yahut Seyşeller...

(Tarihlerden 22 Aralık 2011, günlerden perşembe...)

Arkadaşlar günaydın,

Bedelli'nin usûl ve esasları yayınlanmış, buyrun: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm

18 maddelik bişey, kolay okunuyor. Aklıma kalanlara göre, eğer bedeli ödedikten sonra askerlik hizmeti kapsamından çıkarılır veya ödemeniz sürerken askerliğe elverişsiz hale gelirseniz, paranız iade ediliyor.

Bedeli isterseniz bir defada, isterseniz yarısı peşin öbür yarısı 6 ayda ödüyorsunuz. Vade farkı yok ama peşin indirimi de yapmıyorlar.

Yalnız benim en sevdiğim madde şu oldu; eğer siz "taam ben askerliğe elverişli değilim ve  buna ilişkin raporum da var, ama bak ölümü gör, ben de bedelliden faydalanmak istiyorum..." diyorsanız, bu usûl ve esaslar sizi de asker  yapabiliyor. Parayı verip bu şerefe nail olabiliyorsunuz. Of çok mutluyum.

İki de sorum olacak; şimdi ben 15bin lirayı verdim, öbür 15bin'i de ödeme sürecindeyim...

- Eğer o arada bana karşı suç işlenirse askere karşı mı olacak o suç?
- Eğer ödemeyi yapmaz ya da ne bileyim, bir şekilde ödemede dolandırıcılık yaparsam, askeri suça girecek mi bu?

**
Aynı RG diyor ki, başka bir BK kararında, Seyşeller'le vizemiz kalkmış.

Bunu "Olm bak bedelliye vereceğin parayla tatilin kralını yaparsın, iyi düşün..." mesajı vermek için bugün yayınlamış olabilirler.
Fakat ben "Olm bak askere gitmezsen Seyşeller'e gidersin" şeklinde bir telkini daha uygun buldum.

Çok sevgiler, bol tatiller, ilk hedefimiz Seyşeller, falan filan...
Göksun.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Kürk önemli yalnız.

(Bunu bu ayın başında yazmışım. Ben o kararı vermiştim, daha doğrusu zaten başka türlüsü mümkün değildi ki zaten...)

Acilen bir karar vermem lazım.

Ya "avukat gibi" görünüp "avukat hanım" egosu yaşayacağım,
Ya da kendi halimde devam edip, 27.5 yaşında hala "ilk işiniz mi?" diye sorulmasıyla mutlu olacağım.

İlkini yaparsam, müvekkil nezdinde daha ağır algılanıp, avukat gibi görünmem halinde bana iltifat etme sözü veren adamla devam edeceğim.
İkincide kalırsam, "bodur tavuk her dem piliç" olmaya devam edecek.

İlkindeki ego tehlikeli. Beni bozar. Ki ben bu egoyu yaptığım dakika, en başta o bana iltifat etme sözü veren adamın kendisi kaçar.
İkincisindeki hal ise, para kazandırmıyor hacı.

Ya arkadaş, ben mesleğimi harbiden seviyorum, gerçekten başka bişey olamazdım bak.
Ama insanı zorla kendinden soğutuyosunuz

82 Anayasası neyinize yetmiyor olm, TBB yapsa daha mı iyi?

Ya ben geçenlerde bayağı ciddi ciddi Anayasa okuyup çalıştım tamam mı. Bildiğin, açtım önüme abi, her maddeyi tekeeer teker okudum.

2002'den beri hukuk okurum, bunu ilk defa yaptım. O da, yine yapmazdım muhtemelen de, lazım oldu. Anayasa hakkında görüş sunacakmışız, aha dedim, "burda soruları ben sorarım."

Şimdi efendim hepimiz az çok neler olup bittiği hakkında bir fikir sahibiyizdir. İşte nedir, bu Anayasa darbe anayasasıdır, sivil anayasa istiyoruz, anayasa herkesin olsun, falan filan... Güzel şeyler bunlar. Yalnız çok rica ediyorum, Anayasa'yı bi alın okuyun. Harbi okuyun. Durumun sizin sağdan soldan duyarak öğrendiklerinizden çok daha vahim olduğunu kendiniz görün. Bu Anayasa varken bizim nasıl hala internet kullanabildiğimize kendiniz şaşırın. Daha da bir şey demiyorum.

Sen hiç zabıt katiplerini düşündün mü Züleyha? Ben 82'yi okurken düşündüm.

Katipler, malum, zabıtlarda kullanılan belli kalıplar için kısayol kullanırlar. Misal "davacı vekiline tanık ücreti ve davetiye giderini yatırması için 20 gün kesin süre verilmesine, kesin süreye uymadığı takdirde tanık dinletme hakkından vazgeçmiş sayılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı)" yazması gerekiyorsa (atıyorum) "tdvc" gibi bir kısayol yazar, gerisi gelir zaten.

Bizim 82'nin katipleri kesin böyle bir şeyin hayalini kurmuşlardır bunu yazarken. Açın okuyun. her maddede fiks: "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü." Sanki 43 sayfa boyunca sırf bu yazıyormuş da diğer ifadeleri aralara sıkıştırmışlar gibi. (Times new roman 10 puntoyla şimdi 43, o zaman ne kadardı bilmiyorum.)

Yalnız bunu ilk harfleriyle kısaltınca "dümbb" oluyor. Allahtan o zaman bilgisayar, word, kısayol filan gibi şeyler yokmuş.

Okumaya devam ediyoruz. Bu okuma neticesinde uzun bir metin çıkardım ama eksik oldu, zira olağanüstü hal, sıkıyönetim, değiştirilemez maddeler... gibi konulara girmedim. Bizim Oda için yapılan bir çalışmaydı, ona göre davrandım. Hazırladığım metni de bilahare eklerim buralara.

Her neyse işte, kimi maddeleri okurken bizim TBB ne demiş diye merak edip bir de ona bakıyorum tamam mı. Bunlar te 2007'de bir şeyler hazırlayıp sunmuşlar, nasıl enteresan olmuş...

Kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarına ilişkin mevcut 135. maddeyi güzel değiştirmiş, beğendim.

Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin 34. maddede demokratikleşme adına hiçbir şey yok, e yani dedim, koskoca barolar birliğiyim diyorsun, yaptığın bu mudur?

Ama çalışma hürriyeti maddesi beni benden aldı. En bayıldığımız Anayasamız olan 82'nin "çalışma hürriyeti" başlıklı maddesi aynen şöyle:

"Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır"

Düzgün görünüyor. Evet.

Birliğimiz ise bu maddeye "bu özgürlükler kamu yararı ve genel ahlâk amacıyla sınırlanabilir." eklenmesini uygun görmüş. Evet.

"Ters" yapmıyoruz olm, çalışıyoruz lan. senin için, devletine vergi vermek için. onu da mı istemiyorsun.

Ben daha sana ne diyeyim.

Cübbene mi sahip çık?

Of yazmayalı çok oldu, çok şey birikti...

Allahtan "ruh hali blogu" değil bu tam olarak, yazacaklarım bir yerlerde zaten yazılmış halde duruyor, ara sıra da olsa arkamı toplayabiliyorum.

İnsanın "boş" olması bu anlamda aslında iyi bir şey. Yalnız ben bu konuya girersem feci felsefe yaparım, zaten kafam bi milyon, "hepiniz aynısınız olm!" diye bi başlarsam gerisi çoooook gelir zaten.

Bir de yazarken müzik dinlemeyi becerebilsem...

Şimdi efendim bu konuyla alakasız girizgahtan sonra, köşede tuttuklarımıza teker teker bir göz atalım. Hepsini ayrı post edicem tabi ki de, kalabalık görünsün.

*
Bi arabuluculuk nanesi var biliyorsunuz. Büyüklerimiz bizim başımıza vali atamaya çok kararlı.

Yeni Avukatlık Kanunu çalışmalarında bunu düzenlediklerini yazdı gazeteler. TBB Başkanı, Ankara Barosu başkanına garip bi gider yaptı filan; yani Ahsen Bey kusura bakmayın amiyane konuşuyorum ama yaptığınız şeyin adı budur. Oralarda bir şeyler oluyor ama ben pek takip etmedim. O koca koca adamların gerçekten de bizi düşündüğüne inanmıyorum çünkü.

İstanbul Barosu'nun harbiden kendileriyle aynı fikirde olduğum, sanırım tek muhalefeti budur. Yalnız orada da şöyle bir ihtirazı kaydım var; pardon da, meslektaşlarımız tutuklanır ve ofisleri didik didik edilirken neredeydiniz pardon? Abi hiç mi utanmadınız, hiç mi "ayıptır olm, o kadar hak hukuk filan dedik..." demediniz, ne düşündünüz anlamıyorum ki? Bir de kalkmışlar, aynı günlerde baro odalarına "cübbene sahip çık" diye el ilanları bırakmışlar. Hangi dünyada yaşıyorsunuz siz, nasıl bir halüsinasyonun içindesiniz, samimiyetle anlamıyorum.

Tabii Sayın Başkan için cübbe sadece meydanlarda giyilen bir şey olduğundan... Ancak.

Evet Baro'ya kesinlikle kızıyorum ve kusura bakmasınlar, kendilerine bir meslek örgütü olarak pek saygı duyduğum da söylenemez. Ama bu arabuluculuk konusunda hemfikiriz.

Yalnız şunu merak ediyorum, arabuluculuk dışında, yani "avukat piyasasına" avukat olmayanların da girebilmesini öngörmeyen başka olası düzenlemelere karşı, neden bu kadar sert konuşmuyorlar? İşte samimiyetlerini sorgulatan şey budur.

Hadi tutuklamalara ses çıkarmamanı siyasetine bağlayabilirim. Sen ki Ergenekon'a müdahil olan, Balyoz sanıklarına destek çıkan bir barosun, siyasi tutumun zaten ortada. Tutuklananlar için "oh olsun" bile demiş olabilirsin. Sen ki Eren Ablamıza (ki kendisini tanımam etmem ama ablamdır neticede, selam ederim) kullandığı bir kelime yüzünden ceza vermiş insanların yönettiği bir barosun, tamam, demokrat bir tutum içinde olman zaten beklenemez. Seni seçende kabahat.

Peki, aklıma ilk bu geldiği için söylüyorum, x-ray meselesinde neden sustun? Hadi Çağlayan'a ses etmedin, Bakırköy de çıktı şimdi bak? Peki stajyerler neden hala ağlıyor mesela? Ücretli avukatlık neden hala bu kadar sefil bir şey? Sabah sabah seninle daha fazla uğraşamicam, önce bunlara cevap ver, gerisini sonra düşünürüz.

Çünkü Baro, senin derdin, bu meslekten edindiğin kazancı ve insanlara edindiğini empoze ederek bir gerçeklikmiş gibi hissetmeyi sevdiğin itibarı başkasıyla paylaşmamak. İstiyorsun ki, kimse senin o kendi şişirdiğin alanın içine girip "aaa balonmuş lan bu" demesin.

Bana başka argümanlarla gelme, inanmam. Geçende de kalkmış Fransa'yı kınamış, uuuu, çok etkilendim. Eren Abla'yı tekrar hatırlatmayı sana borç bilirim. (Bana da, gruba attığı mail ile Kıvanç hatırlatmış oldu, sağolsun.)

Bu haberlerden kısa bir süre sonra, mele meselesi çıktı. Doğudaki mollalık kurumu canlandırılacakmış. E tamam işte, artık saklamaya ihtiyaç da duymuyorlar, gözümüzün içine soka soka getiriyorlar kendi hukuklarını.

Şerefsizim müstehak.

Ayrıyeten, kafaya göre alınan ilaç nasıl zehirse, ki bu ilaç konusuna ayrıca geleceğim, kafaya göre alınan hukuki yardım da o kadar zehirdir kanka.
Zaten o hukuki de değildir aslında ya, bakma, nezaket bizde kalsın.

9 Aralık 2011 Cuma

"Avukat olduğunu söyleyen Göksun Göndermez..."

Hakimlere o kadar, ama o kadar sinir oluyorum ki. ya bunun ifadesi yok, gerçekten yok.

Bugün CMK'dan gelen iki tane çocuk ağır duruşmam vardı. Duruşma beklerken pek sevdiğim müstakbel ortağım geldi nefes nefese, aynı gün aynı adliyede olacağımızı biliyorduk.

- Göksuncum bir arkadaş benden duruşmasına girmemi rica etmişti ama benim acil başka bi iş yetiştirmem lazım, benim yerime sen girer misin?
- Ayıbediyosun girmez miyim.

Peki tamam. Benim duruşma girişte, bu yeni gelen 2. katta. Ve üstelik tam da çakışıyor gibiler. Neyse bir ona bak bir buna koş filan derken ben ilk duruşmamı hallettim, çıktım yukarı. Diğerine daha bayağı zaman var. Bu arada benim ortak da adliyede hala, bişeylere koşturuyor. Dedim ki "Hacı git benim mübaşire söyle, sırama zaten daha çok var ama yukarıda olduğumu bilsin, burayı bitirip gelicem. O da tamam.

Arkadaş bu rica duruşması da yılan hikayesi oldu. Benden önceki duruşma uzadı da uzadı, araya bişeyler girdi, yani biliyosunuz bu işler "the duruşma that never comes" kıvamında yürür.

Neyse ben rica duruşmasını bitirdim, zaten beni bu derece sinirlendiren asıl şey de bu duruşmada yaşananlar oldu.

Ama o arada ne olmuş dersiniz?

Gitti benim CMK ağır ceza duruşması... Almışlar. Gitti 470 lira. Adını bile bilmediğim birinin işi görülsün diye bu kadar paradan oldum lan! Benim maaşım gelirim yok olm, benim için bastığım akbil bile önemli.

Üstelik, o lüzumsuz rica duruşmasında da aynen şöyle oldu:

- Avukat hanım isminiz?
- Göksun Göndermez.
- Yetki belgesinde isminiz yok?
- Sayın hakim önce başka bir arkadaşım girecekti ama benim adıma da ayrı bir yetki belgesi UYAP'tan gönderilmiş durumda.
- Yok dosyada kaleme gidin bakın, adınız olmadan karşımıza çıkıyorsunuz, ne bileyim ben sizin kim olduğunuzu!
- Tamam sayın hakim. (Hasbinallah...)

Gittim yetki belgemi buldum, kaleme gelmiş ama dosyaya koymamışlar.

- Siz Göksun Göndermez misiniz?
- Evet.
- Kimliğinizi görebilir miyim, çünkü şu an şüpheli durumundasınız. (Vallahi de billahi de yemin ederim böyle dedi.)
- Peki sayın hakim. (Evet sadece bunu dedim. Saat 13'e geliyor, hala tek lokma bişey yememişim, aşağıda duruşma bekletiyorum ve dosya benim değil.)
- Burada isminiz aynı değil?
- İki ismim var sayın hakim, Gökçe soy ismim değil. Yetki belgesini veren meslektaş birini biliyor.
- Baro siciliniz kaç, onu da yazmamışlar?
- 36148
- Alın şunu kalemle düzeltin.

Nefret ettim, kin kusmak istedim ve en önemlisi, bu kimliği belirsiz dava yüzünden kendi duruşmamı kaçırdım.

Sezer istemese yapmazdım da, işte napalım, çiğ tavuk meselesi.

1 Aralık 2011 Perşembe

"Fiziksel engel" derken?

Uuu hayatın sırrını çözmek üzere olabilirim...

Şimdi, bazı yaşlı avukatlar adliyeye gitmez filan ya hani, gitmeyi sevenin de "gençliğine" verir. Egoları genelde yüksek olur bunların.
O gençlerden biri olarak ben niye seviyorum misal, hayatın içinde olmayı seviyorum çünkü. Bambaşka dünyaların, aklına gelmeyecek insanlarıyla karşılaşıyorsun.
İşte diyorum ki, bu adliye mesaisini hor gören büyüklerimiz, "biz zaten her şeyi gördük bitirdik..." kafasında olabilirler mi aceba?

Neyse ama bak misal ben geçen şöyle bir şey yaşadım, bu hissi bana bin avukatın on milyon nasihati sağlayamazdı:

Çekişmeli boşanmada davalı/kadın vekiliyim. Yetki belgesiyle girdiğim için müvekkili tanımıyorum, ilk defa görücem. Ama biliyorum ki bacakları protez.
Duruşma salonunun oraya gelince aradım, o da gelmiş buluştuk.
Abi, ben daha bu kadar "ışıldayan" bir kadın görmedim. Pantolon giydiği için protez zaten belli olmuyor ama, yani bilmesem, karşımda yeminler etse ben o kadının sorunları olduğuna inanmam.
Güzel de bir kadın ama olay güzel olup olmamak değil. Bakımlı, güleryüzlü, gözlerinin içi gülen, içten bir kadın.

2.5 yaşında trenin altında kalmış. Ondan sonra da hayatı boyunca 30'a yakın sosyal sorumluluk projesinde yer almış, kampanyalara katılmış, dergilere kapak olmuş, bir bakandan teşekkür mektubu almış, çok iyi olmuş çok da güzel iyi olmuş.

Duruşmaya girmeden önce konuştuk falan işte, "Bak" dedim, "Duruşmada senin için en önemli olan şey, hakim karşısında nasıl durduğun. Sen zaten kendinden emin bir kadınsın ama, sakın 'hakim karşısına çıkıyorum' diye heyecan yapma, sana söz verdiği zaman derdini aynen bana anlattığın gibi anlat."

Girdik duruşmaya. kalktı bizimki, "Benim eşim özünde iyi bir insan, ama madem ki ayrılmak istiyor ayrılalım. Nafaka da istemiyorum, benim gelirim var. Sadece çocuğumun velayetini istiyorum" diye konuştu. 3 yaşında da bir kızı var bu arada, tek başına bakıyor.

Velayeti eşi de istediği için dava devam edecek.
Ama ben o kadına çok saygı duydum.

Ben tam bir vücut ve 3 kişilik pabuç dilimle her zaman dik duramıyorum. bi ton arabesk yapıyorum, hayat diyorum, beni neden yoruyosun diyorum.
Resmen ayıp bu yaptığım.