23 Ağustos 2012 Perşembe

İşe iade arama dostum, mazideki 9. Hukuk'taydı o.

Şu an elimde bulunan Yargıtay kararı tamamen ibretlik. İşe iade davasından medet uman kalmışsa, kalmasın.

Dava bir işe iade davası. Davacı benim bir yakınım, vekilleri de arkadaşlarım. Davalı da, davacıyı işten çıkarmış olan hastane.

Avukat arkadaşlar demişler ki, "Devamsızlıktan çıkardık diyorlar ama, tuttukları tutanak zaten SGK çıkışından sonraki tarihli. Kaldı ki, devamsızlık halinde bir işe davet gerekir, o süre bile beklenmeden yapılan fesih hukuka aykırıdır."

Yerel mahkeme davayı kabul ediyor, dosya 22 Hukuk'a gidiyor. 22 Hukuk'tan karar geliyor. Efendim biz argümanlarımızı ispat edememişiz - yani SGK kayıtlarının ispat kabiliyeti olmadığı gibi, ispat yükü da davacı üzerindeymiş. İşe iade davasında.

Onu bırakalım, Yargıtay dosyayı bozmakla kalmamış, davayı reddetmiş.

Bozup yerel mahkemeye göndermiyor, direkt reddediyor.

E şimdi bunu yerel mahkemede tekrar tartışamazsın. Tashih de edemezsin, maddi hata değil. Hadi diyelim tashihe gönderdin, red gelecek. AİHM'ye göndersen, beş yıldan aşağı gelmeyeceği gibi, binlerce lira da harç ödeyeceksin.

Hay ben böyle işin...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Tek kişilik şirket eski bir yalan, Tekinalp Hoca'dan kalan.

Merhaba arkadaşlar,

Malum, bizim kültürümüze göre iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir. Yani Hızır'ın yetişmesi için kulun sıkışması gerektiği gibi, doktorun yetişmesi için de hasta olmak gerekiyor. Yumurta kapıya dayanmadan oluveren bir iş ve de yeterince ağlamadan verilen bir meme yok.

Yeni TTK'ya çalışmak bakımından fena halde sıkışmış durumdayım ve Hızır neyse ki beni pas geçmedi. Bugün, işyerinden tanıştığım arkadaşım Burcu'ya "naber?" demeye gitmemiş olsaydım, o an kendisine gelen İTO gazetesini göremez ve o gazetedeki TTK çalışmasından haberdar olamazdım.

Meğer İTO, tam 54 yıldır haftalık bir gazete çıkarıyormuş ve o gazetenin son birkaç sayısında da yeni TTK'ya ilişkin bir yazı dizisi varmış. Gazeteye http://www.istanbulticaret.org.tr/reader/?pubId=4081 adresinden ulaşmak mümkün, fakat çıktı almak isterseniz hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Ekran üzerinden ctrl+p filan yapmak mümkün değil, pdf olarak kaydedip çıkardığınızda da bir karınca duası ile karşılaşıyorsunuz. Ben eski sayılara bir şekilde ulaşıp onları da özetlemeye çalışacağım.

Bugünkü konumuz yeni TTK'da limited şirketler. Öncelikle, gazetede bu çalışmayı yapan ekibe şahsen çok teşekkür ederim. Gayet uzun ve güzel anlatmışlar. Bense detaya girmeden, şöyle bir üzerinden geçerek bahsedeceğim. (Sadece Mehmet Türker'in adı yazıyor ama ne olur ne olmaz; eğer bir "ekip" varsa diye...)

- Ortaklar şirketin borçlarından değil, sadece taahhüt ettikleri miktardan sorumlular. Ana sözleşmede bir ek ödeme ya da yan edim düzenlenmişse bundan da sorumlu oluyorlar.

Bildiğim kadarıyla ilk cümle zaten eskisinde de öyleydi, o tamam. İkinci cümle eskisinde yoktu da yeni mi geldi bilmiyorum, ama eğer yeniyse, Amerika'yı yeniden keşfettiğiniz için siz kanun koyucuları tebrik ederim.

- Biliyorsunuz artık bu şirket tek kişiyle kurulabiliyor, fakat bu tek kişi meselesi çok eğlenceli. Zira ortak sayısı sonradan bire düşerse durum, bu sonucu doğuran işlem tarihinden itibaren yedi gün içinde "müdürlere" yazılı olarak bildirilecek, müdürler de gereğini yapacak.

Peki çok güzel, demek ki müdürün hissedar olması şart değil. Ki bunu bilmiyordum, öğrenmiş oldum.
Fakat, ya kalan o tek hissedar o müdürse? Kendi yazdığım dilekçeyi kendime teslim edip, kendi işlemimi kendim yapacağım. Çünkü kendime dair çok hedonistik hislerim var benim.

Ben yanlış bir çıkarım yapmışsam ve müdür dediğimiz hissedar ise, o zaman bu düzenlemeyle lütfen siz kendi kendinize dalga geçin, beni Tekinalp'le muhatap etmeyin.

Yalnız şu konu son derece açık: Eğer şirket zaten tek kişiyle kurulmuşsa da aynı yükümlülük sözkonusu. Bakın bu sefer ortada hissedar olan ya da olmayan herhangi bir müdür dahi yok, direkt tek kişiyiz ve "müdürlere" dilekçe veriyoruz. Hepimiz müdürüz, hepimiz şizofreniz.

Bu arada meraklısına not, bu tek kişi meselesine sonra tekrar döneceğiz.

- Ltd şirket için en az sermaye on bin lira. Burada önemli olan şu;

Uygulama Kanunu'nun 20. maddesinde diyor ki, sermayenizi on bin liraya çıkarmak için, TTK'nın yayın tarihi olan 14/02/2011'den itibaren üç yıllık bir süreniz var. Bu sürenin sonunda sermaye on bini halen bulamamışsa, kendiliğinizden infisah etmiş sayılıyorsunuz

Biz burada küçük şirketleri sevmeyiz çünkü. O kadar istikrarlı ve bir o kadar da refah içinde bir ülkeyizdir çünkü.

- Esas sermaye paylarının itibari değeri en az 25 lira olabiliyor. Peki.

- Şirket, ortağın şirketten ayrılmasının tescil edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde iflas etmiş ise bu eski ortaktan da ek ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesi istenir.

Thank you Captain Obvious.

- Bak bu önemli, tamamını birden yazayım:
Madde 614- (1) Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir.(2) Ortağın, elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir; bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir.(3) Genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir. Mahkeme kararı kesindir.
İşte, Türkiye gerçeğini mikro düzeyde yüzümüze vuran bir zihniyet.

Nasıl ki Bilgi Edinme Kanunu denen şey aslında bir yalansa ve bizim bizzat kendi ülkemiz hakkında bilgi edinmeye o kadar da hakkımız yoksa, çünkü biz kafayı kendi ülkemize zarar vermeye takmış hasta ruhlularsak, şirket ortakları da öyle. Onların da aslında bir hakları var evet, ama "kullanışlı" değil.

Çünkü bu ortaklar da kendi şirketlerine zarar vermeyi kafalarına takmış olan hasta ruhlular. Ayrıca, nasıl ki biz sırf kötü insanlar olduğumuz için vatandaşlıktan çıkarılamıyorsak, ortaklar da ortaklıktan çıkarılamıyorlar çünkü ortaklık, aynı vatandaşlık gibi, doğal bir hak. İstenmiyorsan da, kötü kalpliysen de, sır kaçırıyorsan da... O şirkette kalacaksın. Ama sana bilgi vermeyeceğiz. Çünkü biz de aslında senden daha az hasta değiliz.

Bir de tabii bu konuda mahkeme kararı kesin. O kadar.

- Karar nisapları şu şekil:

* Olağan genel kurullar: Toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu. Bu kadar.

Yani benim 45 tane payım varsa, ama toplantıyı 12 hissenin sahibi olan iki kişiyle yapıyorsam, bunlar da aynı oyu kullanmışlarsa hayat bana güzel. Hele farklı oylar kullanmışlarsa, o zaman daha da güzel.

Üstelik, seçim kararı da bu nisapla alınabiliyormuş. Canım ya, bir ülkenin toplumsal yapısı ve yönetim anlayışı bir özel hukuk kanununa bu kadar mı güzel yansır, duygulanmamak elde değil.

* Eğer 621. maddede sayılmış olan birtakım "önemli işler" sözkonusuysa bu kez, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunu bir arada arıyoruz.

- Müdür konusuna geri dönüyoruz.
"Madde 623- (1) Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir."
(Maddenin devamı da var ama ben bu kadarına taktım.)

Yani o zaman, eğer tek ortaklıysak, bu müdür zaten otomatik olarak biz oluyoruz. Son derece açık.
Burayı lütfen yukarıda "beni Tekinalp'le muhatap etmeyin" dediğim yerle birlikte düşünerek, kanuna karşı hislerimizi buna göre oluşturalım.

- Mesela bir de diyor ki kanunda, "uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse" limited şirket sona erermiş.

Hocalarımızın Türkçe'si cümleyi "şirketin kanunen gerekli organlarından biri uzun süreden beri mevcut değilse" şeklinde kurmaya belli ki yetmiyor. Bunu zaten çok önceden beri biliyoruz ama unutabilseydik iyiydi.

Her neyse, e o zaman tekrar soruyorum, hani biz bu şirketi tek kişiyle de kurabiliyorduk? Hadi 35 ortaklı bir şirketsindir de organlarını bir türlü oluşturamıyorsundur onu anlarım; ama tek kişiyim ben, o zaman bana nasıl "gerekli organın eksik" diyeceksin? Bir kanun bu kadar çok soru sordurur mu arkadaş?

Bir de uzun süre ne allah aşkına, onu da bi deyiver de tam olsun. Süreyi nereden başlatıyoruz? Diyelim yenin yönetim kurulun olduğu gibi istifa etti, sen de yenisini oluşturmadın. Uzun süre, istifadan mı, istifa sonrası bir yeni kurul oluşturulması süresi var da o sürenin bitiminden mi, yoksa bu yönetim kurulsuzluğun tespitinden mi başlayacak?

Allahtan ben Tekinalp'in kendisinden ders almadım. "Sen beni yaz okuluna bırakamazsın, ben seni bırakırım!" diyerekten odasına dalmam işten bile değilmiş meğersem.

- Sona erme, iflas ya da mahkeme kararından başka bir sebepten ileri gelmiş ise, şirket müdürü veya müdürlerinin bulunması halinde en az iki müdür, bunu ticaret siciline tescil ve ilan ettirir.

Aslında cümle doğru. Ama bana, zaten tek kişi olan hisse sahibinden müdür diye bahsedilmesi halen komik geliyor.

- Bu ifadeyi İTO'nun gazetesinden aynen alıyorum, ticaret hukukunu fazla bilmediğim için konuyu pek anlamadım çünkü:
"6102 sayılı TTK'nın 'özkaynakların yerini tutan ödünçler' başlıklı 615. maddesi 6335 sayılı kanunla kaldırılmıştır. Dolayısıyla limited şirket ortaklarının şirkete borç para vermeleri halinde, verdikleri bu borcu şirketin nakit durumunun düzelmesi halinde borç veren ortağa herhangi bir sınırlama olmadan geri ödeyebilmesine olanak tanımaktadır."
Borç para vermek için TTK 358'e uymak zorunda olduğumuzu ve uymazsak 300 günden az olmayan bir adli para cezasının bizi beklediğini lütfen hatırlayalım.

"358: Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz."

- Son olarak, ltd şirket müdürleri artık yurtdışında yerleşik kişiler olabiliyormuş.

Bilgi vermekte monarşik ortadoğulu, sermaye birikiminde liberal amerikalı. Hey bebek.

Bol sermayeli günler,
Göksun.

17 Ağustos 2012 Cuma

Şirketine Borçlanmış Masum Köylü

Merhaba yeniden,

Arkadaşlar bakın elli bininci defa söylüyorum, allahınızın aşkına bana yurtdışında yapılacak bir iş bulun. Almanya'da dayısı, Amerika'da abisi, Avustralya'da halası olan kimse mi yok la aranızda, asgari ücretle çalışırım bak. Şimdi kalkıp "bu ülkenin kahrını biz çektik..." tribine girecek halim yok, doğruya doğru, bildiğiniz Beyaz Türk'üm ben. Ama yine de, olmuyor olamıyor, insan burada ne avukatlığından keyif alıyor ne insanlığından.

Bizi bu konuya getiren vesile, yeni Ticaret Kanunu. Gördünüz mü bilmiyorum, geçen senenin sonlarına doğru okumaya bir ucundan başlamış fakat devam etmemiştim. Bugün tekrar bakayım dedim, cezaları araştırdım biraz. O da nesi, TTK değil TCK yapmış adamlar. İlk düzenlendiği haliyle, 37 ayrı fıkrada düzenlenmiş 23 farklı ceza var ve bunlardan sadece biri idari. Örneğin, kendi şirketinizden -gayet meşru sebep ve yöntemlerle- üç beş kuruş borç alsanız bile, dayıyorlar adli cezayı. E iyiymiş? Şirketi hortumlayanla hiçbir farkımız kalmayacak yani, yaşasın denkleştirici adalet.

Sonradan biraz değiştirmişler. Birkaç adli cezayı idari yapmışlar, bir eylemi suç olmaktan çıkarmışlar, bir kısmının da ceza miktarını düşürmüşler... Ama kafa aynı kafa.

Hayır bunu geçtim, kanundur düzeltilir, abicim o ifade yanlışları nedir? Nasıl bir Türkçe kullanıyorsunuz siz, nece konuşuyorsunuz? Kanun editörlüğü için KPSS aramıyorlarsa ben bu işe talibim gençler. Hukuk bakımından Tekinalp ve ekibiyle her zaman yarışamayabilirim ama Türkçe'yi onlardan -pek çok insan gibi- daha iyi bildiğim açık.

Şimdi size, yeni TTK'daki cezaların bir listesini vereceğim. Bunu bir tablo haline getirebilmeyi çok isterdim ama benim istediğim türden bir çalışmayı tablolaştırmayı pek mümkün kılamadım. 2012'de yapılan değişiklikleri içermeyen bir tablo TOBB'un sitesinde mevcut, fakat bilginin güncel olmadığını unutmamak lazım.

*
TESCİL HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN CEZALAR

- Tescili zorunlu olan bir hususu tescil ettirmemişseniz veya yaptırdığınız tescilde eksik ya da hatalar varsa, müdür size bunları tamamlamanız için süre veriyor. Eğer bu süre içinde siz hala eksikleri tamamlamamış ya da hataları düzeltmemişseniz: 1000-TL. İDARİ PARA CEZASI 33/1-2

- Tescil başvurusunda bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşsanız: 2000-TL. İPC. 38/1

- Ticaret unvanınızı kanuna uygun şekilde tescil ettirmemişseniz: 2000-TL. İPC. 51/2

HAKSIZ REKABETE İLİŞKİN CEZALAR 62-63

İKİ YILA KADAR HAPİS veya ADLİ PARA CEZASI.

Burada açıkça "reklam yapmayın, öperim" deseler daha iyiymiş bence. Lafı dolandırmanın alemi yok. Buyrun,  teker teker bakalım.

- 55. maddeye aykırılık. Maddeyi buraya tamamen almayı düşündüm ama gerçekten çok uzun, yani diyor ki gözünün üstünde kaşın varsa bence o kaşı oradan al. Siz bir bakıverin.

- Tercih edilmek için kendisi hakkında kasten yanlış bilgi vermek.

- Sırlarını elde etmek için rakiplerin çalışanlarını ayartmak.

- Şirketinde haksız rekabette bulunulduğunu öğrendiği halde bunu önlememek

Kanun bu cezalar bakımından "tüzel kişilerin işlerini görmeleri sırasında bir haksız rekabet fiili işlenirse, tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gerekmiş olan organın üyeleri veya ortakları hakkında uygulanır" diyor. Peki, "eden veya etmedi gerekmiş olan" nedir sizce? Bu "şey" MK'daki iyi niyet kuralından apartılmış gibi değil mi sanki, "bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen" gibi. Bu ne allah tillah aşkına ya. Etmesi gerekmiş olan. "Ya işte biz etmeyecektik ama etmiş bulunduk, oldu bi kere..."

Bir de, tüzel kişi olmayan şirket? Nasıl yani? Abicim, adi şirket dışında tüzel olmayan şirket mi var, ayrıca da zaten adi şirkette de sorumluluk doğrudan ortaklar üzerinde değil mi? E peki bu fıkra neyin nesi, kimin fesi?

DEFTER VE KAYITLARA İLİŞKİN CEZALAR 562

- Ticari defterleri tutmamak (işletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmeliymiş, kriter bu.)
- İşletmeyle ilgili gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, evet her türlüsünün, kopyasını "hard ya da softcopy" olarak bulundurmamak. (Ölümü gör yedekle bak ne olur. Defterine kaydettiğin yetmiyor çünkü.)
- Defter onaylarını yaptırmamak.
- Defter ve kayıtları Türkçe tutmamak (Demek tutulmayabiliyormuş.)
- Bu işlemleri Türkiye Muhasebe Standartları'na uygun şekilde yapmamak
- Hileli envanter çıkarmak
- Sakladığı belgelerin kopyalarını sunamamak (Hö?)
- 88. maddeye aykırılık- 4000-TL. İPC.

"Bu 88. madde de nedir?" derseniz, başlığı "Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumlarının yetkisi" olan bir madde. Ben metnine şöyle bir baktım, yetki tanımlaması dışında tacirlere bir sorumluluk getiren ayrı bir hüküm varmış gibi görmedim. Ama yine de aykırı davranırsak dört bin lira ödeyecekmişiz, bilelim.

- Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi yahut kanunna uygun skalanmaması: - 300 GÜNDEN AZ OLMAMAK ÜZERE ADLİ PARA CEZASI. 

("E bu zaten ticari defteri tutmamak olarak 4000 liraya bağlanmamış mıydı demeyin. Fazla mantıklı bir soru olur.)

- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın denetimi zorlaştırmak veya engellemek: 300 GÜNDEN AZ OLMAMAK ÜZERE ADLİ PARA CEZASI. 

DENETİM VE YOLSUZLUĞA İLİŞKİN CEZALAR 562

- "Ayınların" değerlendirilmesinde yüksek fiyat biçmek veya aynın niteliğini gerçeğe aykırı göstermek, yani 551. maddeye aykırılık: DOKSAN GÜNDEN AZ OLMAMAK ÜZERE ADLİ PARA CEZASI.

- Sır saklama yükümlülüğüne (yani md. 527'ye) aykırılık: TCK 239

- Kurucular bakımından, kuruluş beyanını gerçeğe aykırı hazırlamak,
- İşlem denetçileri bakımından, kuruluşa ilişkin denetim raporunu gerçeğe aykırı hazırlamak
- ŞİRKETE BORÇLANMAK: 300 GÜNDEN AZ OLMAMAK ÜZERE APC. 
("Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz." - 358)

- Aynı cezayı alacak olan iki grup daha var. Bunlardan biri için 562/5-c diyor ki, "395. maddenin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesi hükümlerini ihlal edenler." 395'e bakıyorsunuz, ilk fıkranın ilk iki cümlesi şöyle: "Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi halde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz".

Arkadaşlar, utanmadan iddia ediyorum, bu ülkede Türkçe'yi koskoca Tekinalp'ten daha iyi kullanan bir milyon kişi bulabilirim; hatta bunlardan biri de benim.

Ha önce şunu soralım, bu nasıl bir adli ceza konusu olabiliyor anlamış değilim, açıklanabilir mi lütfen? Burada bir suçtan değil, prosedüre uyulmadan alınmış ve zaten sırf bu yüzden de batıl olduğu "ileri sürülebilecek olan" bir işlemden söz ediyoruz. Birincisi, "ileri sürülebilir" diyerek zaten hukuka uygunluğa yönelik bir açık kapı bırakmışsınız yani bu aslında "o kadar da" suç değil. İkincisi, açık kapı olmasa bile, basbariz hukuki mahiyetteki bir işlemin adli cezaya bağlanmasının altındaki "hukuk politikası" nedir?

Şimdiki sorum ise, sadece bu düzenlemeye değil, TTK'daki bu adli ceza sevdasının tümüne yönelik. Abilerim ablalarım, daha iki gün önce "ekonomik suça ekonomik ceza" diyerek çekte hapsi kaldıran siz değil miydiniz? Çekteki hapis cezasını uzaylılar mı kaçırdı? O işler ekonomikti de bu işler değil mi?

Gelelim Türkçe konusundaki dayanağım olan ikinci cümleye. "Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz."

Diğer taraf? Neyin diğer tarafı? Neyi iddia edemiyor? Neden böyle bir hakkı yok? Nedir yani allahaşkına bu nedir? Artı, bu ikinci fıkraya aykırılık da bir ceza sebebi biliyorsunuz ki, yani bu iddiada bulununca biz de mi adli ceza yiyoruz? Ne oluyor hakaret mi etmiş oluyoruz? Hadi iddiamızı kanıtlıyorsak ne olacak? Biri bana anlatsın.

- Bir de, TOBB'un listesinde yine bu cezanın "şirkete borçlanan yönetim kurulu üyeleri ve onun yakınları veya kendisinin ve sözkonusu ortağı oldukları şahıs şirketleri ile en az yüzde yirmisine katıldıkları sermaye şirketleri" için de verileceği yazılmış ama yemin ederim bu düzenleniş şeklini bir gram olsun anlamadım.

- Faaliyet yılının ilk üç ayı içinde şirketin hakim ve bağlı şirketlerle ilişkileri hakkında rapor düzenlemeyen bağlı şirketin yönetim kurulu için +
- Bağlı şirketin finansal durumu ile ilgili olarak yönetim kurulu üyeleri tarafından istenen raporu hazırlamayan şirketin YK başkanı için: 200 GÜNDEN AZ OLMAMAK ÜZERE APC.

Şimdi, bu cezayı gerektiren ilk hale bakalım.

"İlk üç ayı içinde" derken yani biz bunu daha ilk günden hazırlayıp "İlişkiler çok güzel on numara, ilk 24 saat tam istediğimiz gibi geçti. Tabii bazı eksikliklerimiz var ve henüz tek bir işlem yapmış değiliz ama olsun." desek oluyor mu?

İkinci hale ilişkin ise, "yönetim kurulu üyeleri tarafından istenmek" derken? Kaç tanesi? Tek biri yetiyor mu? Cep telefonumuza "cnm rpr istmştm gndrmemissn :(" diye mesaj göndersek oluyor mu? Nasıl istiyoruz?

- Sermaye artırımı, birleşme, bölünme, menkul kıymet çıkarma gibi işlerle ilgili belgelerde hile veya sahtecilik: BİR YILDAN ÜÇ YILA KADAR HAPİS.

- Sermaye tamamen taahhüt olunmamış veya ödenmemişken, bütün bunlar olmuş gibi göstermek: ÜÇ AYDAN İKİ YILA KADAR HAPİS.

- Şirket kurmak, sermaye artırmak veya para toplamak için SPK'dan gerekli izni almamak: ALTI AYDAN İKİ YILA KADAR HAPİS.

İNTERNET SİTELERİNE İLİŞKİN CEZALAR 562

- Zorunlu olduğu siteyi kurmamak,
- Sitesi varsa olması zorunlu hale getirmemek: 100 GÜNE KADAR APC.

Fakat bu zorunlu içerikte çok değişiklik oldu diyolla, ona bi bakın diyorum.

DENİZ TİCARET HUKUKUNA İLİŞKİN CEZALAR

- Türk bayrağı çekme hakkı olmadığı halde çeken veya bu bayrağı çekmesi gerekirken çekmeyen: ALTI AYA KADAR HAPİS VEYA APC.

- 945'tekiler hariç (ki ne olduklarını siz benden daha iyi bilirsiniz) gemi tasdiknamesini veya onaylı suretini ya da bayrak şahadetnamesini almadan Türk bayrağı çeken: DÖRT AYA KADAR HAPİS VEYA 200 GÜNE KADAR APC

(Sanırım bu "bayrak çekme hakkının olup olmaması" maddesinde değerlendirilmesi halinde kıyamet erken kopabilirmiş.)

- Bayrak şahadetnamesini gemide bulundurmamak: İKİ AYA KADAR HAPİS VEYA 100 GÜNE KADAR APC. 

- Harp gemileri ile sahil istihkamları önünde ve Türk limanlarına girerken veya çıkarken bayrak çekmemek: ÜÇ AYA KADAR HAPİS VEYA APC.

Bunun hapse bağlanması iyi olmuş gerçekten. (Aslında bu cümleyi geyik diye yazmış ama düşündüm de, kendi savaş gemisini vuran insanların çocuklarıyız. O yüzden aslında gerçekten iyi olmuş...)

- Geminin ismini yazma yükümlülüğüne uymamak: ÜÇ AYA KADAR HAPİS VEYA APC.

*
Şimdilik bu kadar. Yine elli saat yazdığım ve bu yüzden bir toplantıyı ektiğim için, artık tek satır yazacak halim kalmadı.

Güç sizinle olsun. Ama sicilinize işlemesin.
Göksun.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir efsaneydi efsaneydi senle beraber olmak...

Merhaba yeniden,

Geçenlerde, gündemden neden bu kadar uzak kaldığıma ilişkin bir şeyler yazarken, ondan bile sıkılıp yarım bırakmıştım. Gerçekten de, vaktiyle nasıl olup da o kadar gazete takip edip yorum kastığımı hiç anlamıyorum. Güya baro seçimleri olacak, ama son iki seçim öncesi her akşam KAV toplantısına giden, seçim programına nasıl katkı sağlarım diye düşünen, seçim hafta sonunu tamamen ayakta ve insanlara bir şeyler anlatarak geçiren ben miydim, bundan bile emin değilim.

Gerçi benim bu "boşvermişliğim" sadece gündemle alakalı değil. yazmazsaolecek'te de yazdım, bir süredir hiçbir şey yapmıyorum. Dahası, vaktiyle nasıl yaptığımı bile anlamıyorum. Dönemdir, geçer.

Derken, bu blog'a "nerelerdesin" diyen yorumlar geldi. Açıkçası beklemiyordum, çünkü iplendiğimi hiçbir zaman düşünmedim. Fakat okuyanlar olduğunu bilmek beni hem çok şaşırttı hem de çok mutlu etti.

Bu sene seçimlerde çalışmayacağım, canım istemiyor. Onu anlattığım ama bitiremediğim yazıyı umarım bugünlerde bitirir ve paylaşırım. Şimdilik haberlerden gidelim - uzun süredir, okurken içimde bir öfkenin kabarmasını önleyemediğim için hayatımdan çıkardığım şeylerden...

*
Hüseyin Aygün'ü kaçıran PKK'ya, sivil irade geri adım attırmış.

Hay Allah ya, keşke daha önce kaçırılaymış şu vekil. Lan Türk-Kürt tüm anneler 30 yıldır ağlıyor, memlekette (3-5 dallama dışında) "savaşma konuş" demeyen kalmadı, sivil irade şimdi mi akıllarına geldi?

Bu sorum PKK'ya değil, Radikal'e yönelik. Sivil irade diyor ya. Gerizekalı mısınız afedersiniz, hayatı savaşla geçmiş iki güç karşı karşıya geldiği zaman nasıl olur da sivil irade birden bu kadar önemli olur? Bunun arkasında-önünde başka şeyler olabileceği hiç mi aklınıza gelmiyor?

PKK, geçen hafta da Foça'da eylem yapmıştı hatırlarsanız. Yani, kendilerinden beklenmeyen ve "daha neler" denecek şekillerde oynamaya başladılar. Bu size de garip gelmiyor mu?

Vaktiyle bir ülke varmış, efsanelerin birinde okumuştum. Yıllardır bitmeyen, belki de bitirilmeyen bir savaşın içindeymiş. Yıllar geçtikçe, her iki tarafın insanları da sürekli ölmekten ve öldürmekten öylesine bezmişler ki, artık kendileri de savaşmak istemez olmuşlar.

Fakat öte yandan, yapılan tüm planlar, o savaşın devam edeceği gerçeği üzerine kurulu olarak hazırlanırmış. Öyle ki gün gelmiş, artık o ülkenin başındakiler bile savaştan medet umar hale gelmişler. Böyleleri için ne şanssızlıktır ki, halkın savaştan bezdiği ve artık "dur bakalım bu insanlar ne diyor, belki bize bir şey anlatmaya çalışıyor olabilirler, bir dinleyelim bakalım..." dediği dönemler, tam da artık onların savaştan medet umduğu dönemin ortasına denk gelmiş.

Bu ülkenin komşusu olan bir ülke daha varmış ve tesadüfe bakın, o komşu da kendi içinde benzer sebeplerden benzer şeylerle savaşmaktaymış. Tam da o komşu ülkeye karışmaya sebep üstüne sebep oluşturan bir savaşın sona ermesi, bahsettiğimiz ilk ülkeye yarar mıymış? Ne münasebet. Vatandaşlar ölüyor diye meclis mi toplanırmış? Köpekler istedi diye atlar mı ölürmüş?

Derken, yöneticiler bakmışlar ki yıllardır yürüttükleri öfke politikası artık yürümüyor... Başlarda biraz "kardeş kardeş" oynamaya karar vermişler. Fakat kuralları kendileri belirledikleri için, biraz "kendin yaz kendin oyna" felsefesine dönmüş bu süreç. "Evet biz de sizi çok seviyoruz, hepimiz kardeşiz çünkü" dedikten sonra, çoluk çocuk demeden ve durduk yerde, bu "kardeşlerini" öldürüöldürüvermişler. Bu insanlar farklı bir dil kullanırlarmış ve diğer dili belki de hiç bilmezlermiş, ama kendilerini anadillerinde savunmalarını yasaklamışlar. Hatta, en basit, en gündelik kıyafetlerini bile terör yanlısı olmalarına delil göstermişler.

Tüm bu yaptıkları, istedikleri etkiyi -ne yazık ki!- göstermemiş. Yönettikleri halkın en azından aydın kesimi, "diğerleriyle" konuşmaya daha bir yaklaşır olmuş. Hal böyle olunca, bu sefer aradan çekilerek, "diğerleri" ile bir anlaşmaya varmışlar.

Demişler ki, "Biz artık ortada görünmeyelim... Siz öyle şeyler yapın ki, halk sizden kendiliğinden nefret etsin. Bunun sonucunda, biz sizinle çok feci savaşıyor gibi görünelim de namımız yürüsün, ama bu savaştan siz galip çıkın ki siz de sevinin. Neticede devletiniz kuruluyor artık, bakın, kimlik kontrolü bile yapıyorsunuz. Sonunda zaten siz kazanacaksınız, bırakın, şerefimizle savaşıyor gibi yapalım. Hem eğer bu iş böyle devam ederse, "savaş ve sınır ticareti" de ölmeyecektir ve kazanmaya her iki taraf da devam eder."

Böyle olunca, "diğerleri" de ne yapsınlar, halkı kendilerinden iyice nefret ettirmek için daha önce hiç yapmadıkları işler yapmış olmuşlar. Gitmedikleri yerlere gitmiş, kaçırılmayacak insanları kaçırmışlar. Ki insanlar "daha neler" desin, korksun, ürksün, nefret etsin, öfke dolsun ve yöneticilerine, "öldürmekte haklısınız" desin.

Bu arada, o diğerlerinin silahlanmasının altında yatan bir fikir varmış bir zamanlar... "Eşitlik istiyoruz" diye çıkmışlarmış.Gerçekten çok acı çekmişler ve bundan kurtulmuş isterlermiş, çıkış amaçları buymuş. Fakat artık işler öyle bir noktaya gelmiş ki, olay kan davasına dönmüş. Artık bu noktada, diğerleri de aslında savaş istemez olmuş. Çünkü karşı tarafa kayıp verdirince, karşı taraf elbette ki boş durmuyormuş, böyle bir şey beklemek dünyanın dönüş ilkelerine aykırıymış. Diğerleri bakmışlar ki bu iş böyle olmuyor, artık mücadeleyi daha doğru düzgün yürütmenin zamanı geldi... Fakat son kararı onlar değil, ülkenin yöneticileriyle masaya oturanlar verirmiş ve onlar da savaşı sürdürmeye karar vermişmiş.

En nihayetinde, çok uzak diyarlardan, büyük denizlerin ötesinden bambaşka yöneticiler gelmiş, bu ikisinin de tepesine oturmuş. Artık tüm hesaplar o dışarıdan gelen muktedirlere verilir olmuş, ülkedeki kimsenin esamesi kalmamış.

İşte o zaman, ot gibi, saman gibi, muktedir ne diyorsa onun gibi yaşayan, saçma sapan bir halk haline gelmişler ve doğal olarak, ne isimleri, ne dilleri, ne efsanelerde isimleri kalmış. Ben bu anlattıklarımı aklımda tutmuşsam, adını bilmediğim ama sözünü ettiğim halkların acılarına olan saygımdandır.

*
Lafı o kadar uzattım ki, yine gazete okuyamadım... Başka zamana kısmetse.

Çok sevgiler,
Göksun.