bu sabah çok fena uyandım, sensiz olmaz, sensiz olmaz...
ben zaten sabahları fena uyanırım çünkü geçireceğimiz gün belli. izafiyet teorisi hep fizikten gidiyor ama, bir günü türkiye'de geçirip ömründen 5 yıl kaybetmekle, aynı günü sakin ve düzgün bir bölgede yaşayıp ömrüne 5 yıl katmak gerçeği nasıl açıklanacak? fizikçilerin biraz sosyal politika filan da bilmesi lazım.
söğütlüçeşme'deyim, metrobüse yürüyorum. söğütlüçeşme parkı'nın etrafı, tcdd tarafından çitlerle kapatılmış durumda. park lan, park. insanlar gelip nefes alsın, ayakları toprağa değsin diye yapılmış bir yer. ama içinden geçemiyorsun. sadece belli giriş-çıkış noktaları var. çünkü senin kamun, sana yasak!
o çitlere asılmış aday afişleri var. ben zaten hiçbirine yakın değilim ama chp'ninkinin yüzü, allah affetsin, bana fena halde burhan kuzu'yu hatırlatıyor. hale bak ya diyorum, salt bir adamın korkusundan kalkıp içimize sinmeyen insanlara oy vermeye zorlanıyoruz. böyle demokraasi dostlar başına. umudunu tamamen iktidarın rezaletlerine bağlayan muhalefet mi olur? işte burada oluyor.
parka giriş yapıyorum. her yerde olduğu gibi, burada da suriyeli insanlar var. dileniyorlar, çünkü yapacak başka hiçbir şeyleri yok. bir de küçük kız çocukları var, herhalde 2.5 yaşında filan. incecik yağan yağmurun altında, pembe ayakkabılarıyla koşturup oynuyor.
o insanların yüzüne bakamıyorum. çünkü yok benim yüzüm.
ben ayağımda çizmem ve üzerimde paltomla işe giderken, onların orada dilenmemesi için hiçbir şey yapmazken, yok benim yüzüm.
fakat çocuk benim yanımdan, neredeyse çarpacak mesafeden geçince, artık kendimi tutamayıp ağlamaya başlıyorum. yüzüm yok, onun yerinde olan şey, her an akmaya hazır bir su birikintisi.
metrobüste ya kitap ya da tweet okurum. bu sefer seçimimi kitaptan yana yapıyorum. henüz olan bitenden haberim yok.
"neden artık yazmıyorum ki ben?" diye düşünüyorum, "ne güzel, geçenlerde geri dönmüştüm, neden tekrar bıraktım?"
bunu düşündükçe bile kalbim sıkışıyor. çünkü sedat peker bile bırakıldı. dün, adını sayısını dahi tutamadığım kadar çok insan ki bunlar hükümlü, pat diye sokağa salınıverdi. sabah aslında 1994'e filan uyandık. ya da yok ya, 94 de değil, daha kötü bir dünya. çünkü çıkanların "ötekileri" hala içeride. bir mahkeme meclisi tanımadı, ama haberleri doğru düzgün okumadım. "kardeşim sen yürütmesin bense yargı, benim kararıma karışma!" demişse haklıdır. bunu çoktan demiş olmalıydı zaten. haberle ilgilenirsem gelir onu da yazarım bilahare. (son dakika: yazıyı bitirmeden önce, hem bu konuda hem de kck tutukluları hakkında birer mail geldi. olay sırasına sadık kalmak için bu konuya aşağıda tekrar döndüm.)
son haftaların olaylarını şöyle bir gözden geçirdim, arkadaşım, gündem dediğin ömür alıyor, dayanamıyorum. daha bunun hdp linci var, berkin için hastane nöbetine gidenlere "müdahale" edilmesi var, var oğlu var.
sahi, berkin'e ne oldu acaba, dün kötü diyorlardı?
işe geldim, maillere bakıyorum. işte en dayanamadığım türden bir mail: açıktan söylenemeyen rte arabuluculuğu. böyle bir grup insan var; açıkça destekleyemiyorlar çünkü halen içlerine sinmeyen bir taraf var neyse ki, ama öte yandan gönülleri ısrarla ondan yana.
bu davranış modelini inanılmaz temelsiz ve manasız buluyorum. insan bu tavrı ancak ailesinden ya da dostlarından birine geliştirebilir çünkü. tam olarak "yapmış bir hata..." anlayışı bu. yapılan küçük (!) hatanın milyonlarca yuro ve onlarca can anlamına gelmesi bu insanları ilgilendirmiyor. hadi en yakın dostunun hatasını ailene affettirmeye çalışırsın bu makul ve yer yer gereklidir. fakat aynı tavır başbakana yönelince, insan arkasında elbette bir menfaat arıyor. öte yandan, aile ve dost örneğinde dahi, herkesin kırmızı çizgileri vardır ve o çizgiyi geçen tarafa rest çekilir. buralardaki çizgi ya yok, ya akıl almayacak bir yerde, ya da artık pembeleşmiş. bilemiyorum, allah affetsin.
o esnada "aaa... berkin..."
kalakaldım.
hiç beklenmeyen bir son değildi ama bu, berkin'in öldürüldüğü gerçeğinin etkisini azaltmıyor.
böyle günlerde, sosyal medyadaki arkadaşlarımızın rte arabulucusu ve sağ-sevici paylaşımlarını nedense göremiyoruz. sebebini sormadım ama sorsam "linç edilmekten korkuyoruz" cevabını alacağımı biliyorum. birden bire, sanki biz caniymişiz de, bu insanlar bizden korkup saklanma gereği duyuyorlarmış gibi olacak. ne mağdurluk arkadaş ya. bi bitmediniz. gerçi iyi de oldu, şu kafayla bir de sağ zırva hiç çekilmezdi. bu arada sol zırva olmazmış ya da sağ zırva demekmiş gibi bir düşüncem yok, öyle anlaşılmak istemem. ama bu konuda söylenecek olan saçmalıkları bir şekilde sınıflandırmam gerekiyordu. bunun için lütfen kusuruma bakmayın.
büyük troll'ler yine iş başındalar ama. mesela meryem gayberi. suriye'deki çocuklara üzülmeyenlerin berkin'e üzülmesini samimiyetsiz buluyormuş. http://i.hizliresim.com/xJy4gn.png
neyse ki bu sabah söğütlüçeşme'deki suriyeli çocuğu görmüşüm. yoksa berkin'e üzülemeyecektim. tez vakitte meryem hanım'a bir name yazıp, "berkin'e üzülme yeterlik koşulunu" sağladığımı bildirmeyi düşünüyorum.
twitter'da berkin'e ilişkin çok güzel ve acıklı paylaşımlar var. retweet'lerden filan bakarsınız zaten, şimdi tek tek anlatmayayım.
ama şunu görmeniz lazım: "belki vuran polisin berkin yaşında çocuğu vardır. o babanın eve getirdiği para, bu çocukların kanı.” http://www.radikal.com.tr/radikal2/cocugum_neden_burada_yatiyor-1161011
gözlerim sağda solda gezinirken, yeni şafak'ın "vicdan farkı" başlıklı haberini gördü. şu: http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/vicdan-farki-10.3.2014%20-625014
suriye'de esma esad bir yerlerde bebek severken, başka bir yerde başka bebekler ölüyormuş. vay efendim esma esad çok duyarsızmış. (bu arada, gazete tabii ki esed diyor, bin yıllık kankalarının ismini yanlış biliyorlarmışsa demek ki.) o esma hanım'ın kendi sorunu ama, yeni şafak ve tabanı gerçekten bu kadar mı kör? mısırlı esma'ya ağlarken kendi ülkesinde 14 yaşında polis tarafından öldürülen çocuğu anmamak, gezi'de ölenlerden bu ölümü hak etmişler gibi konuşmak nedir? ben buna ağır terbiyesizlik diyorum.
ağır terbiyesizlik deyince, tam olarak aynı şey değil ama, bir de murat yetkin gerçeği var. efendim bugün çok ağır bir yazı yazmış, eh artık o adam da delirmişmiş tabii. buyrun: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat_yetkin/benim_ekmek_almaya_cikan_kardesimi-1180618
valla murat bey, ne öyle diyen ne böyle diyen, ama bunu demezken bir ertuğrul özkök de olmayan, efendi bir köşe yazarı olmaktan ibarettir. yorumsuzdur, tarafsızdır, siyaseten doğrunun sözlük karşılığıdır.
fakat kusura bakmasın, bugünkü yazısını "delirmiş" olmasına filan veremiyorum.
neticede ana akım medya insanıdır. doğrudan kendisinin alo'su belki yoktur ama bu ona uzanan alo'lar olmadığını göstermez. ki bu alo belki çok uzaklardan geliyor da olabilir, üsluptaki ani değişikliğin sebebinin bu olmadığını kim bilebilir?
ortalık yıkılırken, murat yetkin'in berkin elvan üzerine aniden üslup değiştirmesi = abdullah gül'ün elvan ailesini daha dün arayıp adeta "acı var mı acı" diye sormuş olması. fark göremiyorum, üzgünüm.
o esnada maillere bakmaya devam ettim. kemal kerinçsiz de çıktı malum, gözümüz aydın. boş durmamış, "mustafa kemal'in askeri, mahmut esat bozkurt'un hukukçularıyız. mücadeleye kaldığımız yerden devam edeceğiz" demiş, eksik olmasın. nedense, aklıma 6-7 eylül'de beyoğlu'nda yağmacılıktan kendini kaybetmiş lüzumsuz vatandaşlar geldi.
derken bir tweet gördüm, adliyede bir kadın vurulmuş. türkiye, buna o kadar şaşırılmayacak bir yer ki. ciddiyim umursamadım ki bu umursamayış tek başına bir trajedidir. berkin tweet'leri okumaya devam ettim.
sonra yemeğe gittim. trt 1'de anket sonuçları vardı: tüik'e göre halkımızın %60 küsürü mutlu, %11'i ise mutsuzmuş. canlarım yhaaa...
allahtan yemekteki başka bir arkadaş kanalı değiştirdi. o kanaldaki alt yazıda gördüm, adliyede öldürülen kadın boşanma duruşmasından çıkıyormuş meğer. oğlu öldürmüş. oğlu. kendisinin doğurduğu. babasından boşanıyor diye.
artık iyice uyuşmuş bir şekilde yerime dönüp mail vs okumaya devam ettim. işte o esnada ve tam bunları yazarken, yukarıda sözünü ettiğim yazılar geldi.
13 ağır cezanın meselesi düşündüğümden çok daha uzun, onu ayrı bir post'ta yazayım. özetle;
- 13 ağır, özel yetkili mahkeme.
- özel yetkili mahkemeler kanun değişikliğiyle kaldırıldı.
- ellerindeki işleri devretmeleri lazım, yeni karar veremiyorlar.
- yani salıverilme taleplerini karara bağlayamazlardı. fakat bağladılar, red yönünde.
- sonracıma, "mahkemeler kanunla kapatılamaz" meselesi koptu.
- anayasa, gerçekten de mahkemelerin hsyk tarafından kapatılacağını düzenliyor.
- fakat adalet bakanlığı diyor ki, "o kapatma bu kapatma değil. buradaki durum farklı. kanunla kapatılmıştır ve konu kapanmıştır."
bunu biraz sonra ayrıca yazacağım. anlık düşünceyle içinden çıkılacak iş değil bu.
diğer konu ise kck tutuklularıyla ilgili. dün ortada çılgın gibi tahliye rüzgarı eserken, biliyoruz ki bu kişilere dönüp de halin nedir diyen olmadı. bugün ise, 91 kck tutuklusu için verilen tahliye talebi, kendi avukatları tarafından geri çekilmiş. şurada: http://www.taraf.com.tr/haber-kck-davasinda-91-kisinin-tahliye-talebi-geri-cekildi-150409/
"mahkemenizin 3 gün gibi kısa bir sürede 7 bin 580 sayfa iddianameyi, yaklaşık 500 klasörlük ek delilleri inceleyerek vermiş olduğu 2014/251 değişik iş nolu kararında belirtildiği üzere, tamamı tape kayıtlarından oluşan ve bir örneği adli emanette saklanan delillerin; müvekkillerce yok edilmeleri, gizlenmeleri ve değiştirmeleri yönündeki mahkemenizin endişesini paylaşmaktayız. ... pkk/kck örgütünün halen faaliyetlerine devam ediyor olması, müvekkillerin tahliye edilmeleri durumunda örgütün dağ kadrosuna katılabilecekleri yönündeki tespitler, sanık vekilleri olarak bizleri de endişelendirmiştir. ... bu nedenle mahkemenizin ve yargıçlarının gereksiz yere meşgul edilmemesi, yoğun iş yükü altındaki yargıçların daha fazla mağdur edilmemesi için ... dilekçemizden ve tahliye taleplerimizden vazgeçtiğimizi beyan eder, talebimizin kabulünü dileriz."
ve saat 14:24.
tek bir dakika çalışılamayan bir iş günü daha.
teşekkürler türkiye.
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mart 2014 Salı
11 mart 2014 salı, 14:24 itibariyle olan biten.
Etiketler:
berkin elvan,
ergenekon,
kck,
meryem gayberi,
murat yetkin,
suriye,
yeni şafak
2 Nisan 2012 Pazartesi
Radikal'in akşam baskısı
Efendim saygılar,
Uzun bir aradan sonra, yeni bir Radikal'le yine karşınızdayız...
Bu süre içinde hiç özet geçmedim, çünkü doğru düzgün gazete okumadım. Gündemden haberimiz illa ki oluyor, olan biteni sağdan soldan takip etmekte bir şey yok. Fakat gazete okumak konusunda da, okusam bile yazmak konusunda da feci tembellik ettim.
Sonra, her şeyden olduğu gibi, tembellikten de sıkıldım. Evet çabuk sıkılırım ve bunun sonucu olarak "sıkılmaktan" da sıkılırım; ki kendime dair en sevdiğim şeylerden de budur. Uzun süre bunalamıyorum.
Bundan sonra, eğer becerebilirsem, daha kısa ve daha sık yazayım diyorum. Sık yazmak hadi yine yapılabilir bir şey de, kısa yazmak konusunda ciddi şüphelerim var.
Bakıciiz... Başlayalım...
*
Ah, gazete okumaya dair en çok özlediğim şey, Pınar Öğünç köşesi...
Devletin "muhalefeti yönlendirme" politikası, hiçbir zaman tek taraflı olmadı. Terörle Mücadele Kanunu diyince bizim aklımıza hep PKK geldi ama, bu kanun İBDA-C'li için de vardı.(Bu arada belirteyim, devletin gücünü kime ne kadar kullandığını tartışmıyorum burada. Şimdi sanki bir tarafı "abartmakla" itham ediyor gibi görünmeyeyim.)
Pınar Öğünç bugün, vicdani ret ve TMK mağduru Kürt çocuklar meselelerini, İBDA-C'lilikten yargılanıp, 14 yaşında üstünde Miki Fare tişörtüyle duruşmaya çıkıp on yıl içeride kalan Yakup Köse'yi anlatarak yazmış. Bunları bilelim. Yakup Köse "birbirimizi ötekileştirmeyelim, poşu davasının tekrar yaşanmasını istemiyoruz" diyorsa, biz ülke olarak ancak "zulüm" ekseninde birleşebiliyoruz demektir. Gerçi buna da şükür.
*
Yenikapı'da 8500 yıllık ayak izleri bulunmuş. İzlerin "törensel bir toplanmaya" ilişkin olduğu düşünülüyormuş.
İster misiniz 1 Mayıs neolitik döneme uzanıyor olsun?
*
Dün akşam tüm dünyada iki milyar kişi, iklim değişikliğine dikkat çekmek için, bir saatliğine ışıklarını kapatmış. Boğaz Köprüsü, Kızkulesi, Galata Kulesi filan da kapanmış hep.
Elektrik tasarrufu bakımından iyi fikir. Yoksa, şu devirde hala nükleer santral yapan bir devletin çevresel duyarlılıkları olduğuna inanmıyorum.
*
Şeker hastası bir kızcağızı, karnında takılı olması gereken alet yüzünden YGS'ye almamışlar.
Var ya, üniversiteye girişte merkezi sınava sırf bu yüzden bile karşı olabilirim. Bi bıkmadınız insanları "formalize" etmekten. Bak işte kız sınava giremedi, bu kafayla seneye filan da giremeyecek.
Hah bu arkadaşımız sınava girer, okulunu okur ve neticede iş bulamazsa, artık Sayın Bakanımız "Şeker hastasısın, seni sınava almışız..." filan der artık.
*
"Eğitim reformu yapan iktidar, buna karşı çıkan eğitimcileri dövdü" - Özgür Mumcu.
Kendisi hakkındaki düşüncelerimi biliyorsunuz. Tekrar etmeyeyim, ayıp artık.
Vaktiyle çok söyledim, hatta aşkımı Sözlük'lerden de duyurdum, gerçi nik'imi bilmediğinden buradaki itiraflarımla bağdaştıramadı zaar... Neyse zaten geçti artık, o kadar naz yapmayacaktın Özgürcüm. Ararım ben seni.
*
YGS'de kopyaya karşı acayip sıkı önlemler alınmış.
En azından toplu iğne ucu kadar kadar güven verseydiniz iyiydi...
Çarşaflı bir aday, sınav öncesi sıkı sıkı aranmış.
Naptınız, koca çarşafı ters yüz mü ettiniz? Hayır yani ne kadar aranabilir o kıyafet Allahını seversen ya. Bi de (fotoğrafa göre) dış mekanda yapılıyor arama, kadına "çıkar" da diyemezsin. Tak kulaklığı gir ablam sen, bi'şey olmaz, sana helal.
Lan durduk yerde ayrımcı yapıyorlar adamı, al işte merkezi sınava işte bu yüzden de karşıyım. İlla ötekileştiricez. "Kimden ötürü haaa, kimden ötürü?"
*
Al işte bak, 18 yaşında başka bir kızcağız sınav heyecanından kalp krizi geçirmiş.
Sen bu insana bu kadar stresi yaşattıktan sonra, o çarşaflı insanı sınava alamazsın kardeşim. Ben nereden bileyim onun kulağında ne var?
Hem bak bu vefat eden kız da sabah namaz filan kılmış, yani "tinerci" değil. He n'oldu şimdi, birini doğru düzgün aramıyorsun bile, ama öbürü senin yüzünden hayatını kaybediyor? Bunu ne yapacağız?
*
Ezgi Başaran'a sinir oluyorum, o yüzden yaptığı röportajı da okumadım.
Bu konuda sizi yetkili kişiye aktarıyorum lütfen ayrılmayın: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ezgi+ba%C5%9Faran+usul%C3%BC+tetik%C3%A7i+r%C3%B6portajc%C4%B1l%C4%B1k&a=sr&kw=ba%C5%9Faran%2A&au=kunta+kinte
Yalnız entry'nin yazarından muvafakat almadım henüz, her an silebilirim, çabuk okuyun bence.
*
Eski eşine tornavidayla saldıran dallama hakkında on yıl hapis kararı çıkmış.
Evet adama dallama demiş olmam hakarete giriyor ama sorun değil.
Yalnız Filiz Abla'nın, yani aslında şiddet mağduru olan tüm kadınların koruma istediklerinde başına gelenleri herkesin bilmesine fayda var...
Öncelikle, aynı evde yaşadığın adamı polise şikayet edemiyorsun. Sonra o eve döndüğünde neler olabileceğini havsalan almıyor çünkü.
Neyse, boşanma davan sürerken adam yolunu kesince polise tekrar gittiğinde bu kez şöyle denecek, hazırlıklı ol: "Biz herkese koruma veremeyiz, hem sen boşanmışsın."
Derken bir gün size koruma verilebilir tabii, mümkün. Eski eşiniz tutuklandıktan sonra ama.
En nihayet, adam hapse girer, siz işinize dönersiniz, fakat bu kez de dükkanınıza kimse gelmez gitmez olur.
Allah kolaylık versin.
Sonra Başbakanımız diyor ki, "Evlenmeyen tipler var." Sayın Başbakan, benim o tip, buyrun benimle konuşun isterseniz?
*
Kadın konukevleri için yeni bir tasarı gündemdeymiş.
İyi görünüyor, linkini bulamadım bulunca eklerim. Yalnız ben hiç kadın konukevi görmedim, Sezer'den duyduğuma göre insan yeri değilmiş oralar.
Arkadaş, sen kadına kaçtığı evi aratırsan olmaz o iş. Artı, bu kadınların konuk olması tabii ki gerekli, ama bu işin bir "tecrite" dönmemesi için de bir şeyler yapıldığını görmek ister insan.
Asgari ücretin otuzda biri kadar günlük ödeme yapılacakmış, evet çok güzel. Ama sen bu kadını hayata nasıl karıştıracaksın, çocuğunu okutmasını nasıl sağlayacaksın, dışarı adımını atar atmaz geri dönmesine sebep olan korkuyu nasıl kaldıracaksın?
Lütfen bunları da konuşalım.
Uzaydan gelmiş acayip yaratıklar değil bu kadınlar, insan.
*
Emekli Astaubaylar Derneği şube başkanlarından Mecdi Cengiz, Cengiz Aksakal'ın işkencede öldürüldüğü sırada izindeymiş.
Biriniz de "o sırada" işinizin başında olun arkadaşım, ben mi yaptım o kadar işkenceyi daha portakalda vitaminken?
*
"...Baktı etti, dedi ki 'Bak kızım, sana rica ediyorum, burada bağırma sabahtan.' Beni konuşturuyor; meğer o orada can veriyor da beni konuşturuyor..." - Cengiz Aksakal'ın eşi Teren Aksakal'dan dinlediniz.
*
Darbe davası 4 Nisan'da, yani Çarşamba günü başlıyormuş.
Conan Evren, eğer yarın ölmezse bu davadan beraat edeceğini bildiğindendir.
*
Dün Ankara'da öğrenciler, YGS protestosunda "barikatı aşacağız" diyerek polise koşmuş. Polis tam copu hazırlarken de "1 Nisan" pankartı açmışlar, bak sen haylazlara ya canlarım.
"Ben senin barikatına koşar mıyım, Milli Eğitim Bakanlığı'na yürür müyüm hiç Güzel Abim... Şakacıktan bunlar hep."
Vay arkadaş, memleketteki şaka anlayışına bak.
*
Sevgili Aysel Tuğluk, n'apıyosunuz afedersiniz?
Bu "Muhatap Öcalan'dır" olayının suyu çıkmadı mı sizce de ya? Neyse önce olayı söyleyeyim, Beşir Atalay "Kürt meselesinde muhatap yok" demiş de, Sayın Tuğluk da "Muhatap Öcalan'dır" demiş.
Şimdi bakın Aysel Hanım, sizin kendinize kimi önder seçtiğiniz kimseyi ilgilendirmez. Ama siz demokrat olduğunu iddia eden, hatta Demokratik Toplum Kongresi adındaki bir oluşumun eşbaşkanlığını yürüten biriyken, bir halkın meselesinin muhatabı olarak nasıl bir kişiyi gösterirsiniz? Kavramlarınız bu kadar mı karıştı?
Siz eğer muhatap olarak kendi halkınızı değil tek bir adamı gösterirseniz, o adam kim olursa olsun, sizin hareketten bi cacık olmaz. Olacağı ve olmuşu nedir, hükümetin sizin oralara beyaz eşya filan götürüp oylarınızın yarısını almasıdır. Aferim. Yiyin birbirinizi. Sinirlendim ya.
La olm bunu diyen insanın, en azılı ulusalcıdan ve en ateşli cemaatçiden ne farkı var Allahını seversen ya? Hepsi tek adamcı işte. Dünya tarihinde 3-4 adamı toplayıp okey çevirttirsek her şey çözülürmüş meğer.
*
Anneler 4+4+4'e karşı dilekçe yağmuru başlatmış.
Radikal'in 16. sayfasında elim kadar bir haber. Altında icra ilanları var.
Canımsın Eyüp Can Sağlık.
*
Erdoğan, Esad'lı çözüm önerilerine hayır demiş.
Ya o değil de, belli yani Suriye'ye girilecek ve bizimkiler bir tezkere krizini daha kaldıramaz...
Nereye iltica etsek?
Valla kadın memesiyle ilgilenmiyorum da Biscolata erkeği dersen bi düşünürüm yani açıkçası, bilemedim.
*
Suriye'de muhaliflere silah milah bişeyler veriyolar, malum.
Ya bişey dicem, aynı şeyi bizim Doğu'dakilere yapanlara milletçek kin kusmuyor muyuz biz?
Şimdi nasıl birden muhalifsever olduk?
Hayır yani bir insan bunu nasıl görmez; sen resmen insanlara birbirini öldürmeleri için silah veriyosun ve bu yazdığım cümle hiçbir mecaz, hiçbir metafor içermiyor.Bildiğin, öldürme silahı. Kanınız donmuyorsa insan değilsiniz, bu kadar net söylüyorum.
*
Bir ailenin aylık doğalgaz faturası 33 lira zamlanmış.
Ben o ailenin faturasını tek başıma ödüyorum, çünkü o kombi tek kişiye de üç kişiye de aynı yanıyor.
Sakın bu devletin evlendirme politikası olmasın? "Fatura nasıl olsa aynı, evlen de bari masrafın bölünsün, kombinin yandığına değsin."
Ah, hükümetten ibretlik bir NLP örneği...
*
Bugünlük bu kadar.
Kısası bu kadar oldu, Allah uzunundan esirgesin...
*
Çok sevgiler,
Göksun.
Uzun bir aradan sonra, yeni bir Radikal'le yine karşınızdayız...
Bu süre içinde hiç özet geçmedim, çünkü doğru düzgün gazete okumadım. Gündemden haberimiz illa ki oluyor, olan biteni sağdan soldan takip etmekte bir şey yok. Fakat gazete okumak konusunda da, okusam bile yazmak konusunda da feci tembellik ettim.
Sonra, her şeyden olduğu gibi, tembellikten de sıkıldım. Evet çabuk sıkılırım ve bunun sonucu olarak "sıkılmaktan" da sıkılırım; ki kendime dair en sevdiğim şeylerden de budur. Uzun süre bunalamıyorum.
Bundan sonra, eğer becerebilirsem, daha kısa ve daha sık yazayım diyorum. Sık yazmak hadi yine yapılabilir bir şey de, kısa yazmak konusunda ciddi şüphelerim var.
Bakıciiz... Başlayalım...
*
Ah, gazete okumaya dair en çok özlediğim şey, Pınar Öğünç köşesi...
Devletin "muhalefeti yönlendirme" politikası, hiçbir zaman tek taraflı olmadı. Terörle Mücadele Kanunu diyince bizim aklımıza hep PKK geldi ama, bu kanun İBDA-C'li için de vardı.(Bu arada belirteyim, devletin gücünü kime ne kadar kullandığını tartışmıyorum burada. Şimdi sanki bir tarafı "abartmakla" itham ediyor gibi görünmeyeyim.)
Pınar Öğünç bugün, vicdani ret ve TMK mağduru Kürt çocuklar meselelerini, İBDA-C'lilikten yargılanıp, 14 yaşında üstünde Miki Fare tişörtüyle duruşmaya çıkıp on yıl içeride kalan Yakup Köse'yi anlatarak yazmış. Bunları bilelim. Yakup Köse "birbirimizi ötekileştirmeyelim, poşu davasının tekrar yaşanmasını istemiyoruz" diyorsa, biz ülke olarak ancak "zulüm" ekseninde birleşebiliyoruz demektir. Gerçi buna da şükür.
*
Yenikapı'da 8500 yıllık ayak izleri bulunmuş. İzlerin "törensel bir toplanmaya" ilişkin olduğu düşünülüyormuş.
İster misiniz 1 Mayıs neolitik döneme uzanıyor olsun?
*
Dün akşam tüm dünyada iki milyar kişi, iklim değişikliğine dikkat çekmek için, bir saatliğine ışıklarını kapatmış. Boğaz Köprüsü, Kızkulesi, Galata Kulesi filan da kapanmış hep.
Elektrik tasarrufu bakımından iyi fikir. Yoksa, şu devirde hala nükleer santral yapan bir devletin çevresel duyarlılıkları olduğuna inanmıyorum.
*
Şeker hastası bir kızcağızı, karnında takılı olması gereken alet yüzünden YGS'ye almamışlar.
Var ya, üniversiteye girişte merkezi sınava sırf bu yüzden bile karşı olabilirim. Bi bıkmadınız insanları "formalize" etmekten. Bak işte kız sınava giremedi, bu kafayla seneye filan da giremeyecek.
Hah bu arkadaşımız sınava girer, okulunu okur ve neticede iş bulamazsa, artık Sayın Bakanımız "Şeker hastasısın, seni sınava almışız..." filan der artık.
*
"Eğitim reformu yapan iktidar, buna karşı çıkan eğitimcileri dövdü" - Özgür Mumcu.
Kendisi hakkındaki düşüncelerimi biliyorsunuz. Tekrar etmeyeyim, ayıp artık.
Vaktiyle çok söyledim, hatta aşkımı Sözlük'lerden de duyurdum, gerçi nik'imi bilmediğinden buradaki itiraflarımla bağdaştıramadı zaar... Neyse zaten geçti artık, o kadar naz yapmayacaktın Özgürcüm. Ararım ben seni.
*
YGS'de kopyaya karşı acayip sıkı önlemler alınmış.
En azından toplu iğne ucu kadar kadar güven verseydiniz iyiydi...
Çarşaflı bir aday, sınav öncesi sıkı sıkı aranmış.
Naptınız, koca çarşafı ters yüz mü ettiniz? Hayır yani ne kadar aranabilir o kıyafet Allahını seversen ya. Bi de (fotoğrafa göre) dış mekanda yapılıyor arama, kadına "çıkar" da diyemezsin. Tak kulaklığı gir ablam sen, bi'şey olmaz, sana helal.
Lan durduk yerde ayrımcı yapıyorlar adamı, al işte merkezi sınava işte bu yüzden de karşıyım. İlla ötekileştiricez. "Kimden ötürü haaa, kimden ötürü?"
*
Al işte bak, 18 yaşında başka bir kızcağız sınav heyecanından kalp krizi geçirmiş.
Sen bu insana bu kadar stresi yaşattıktan sonra, o çarşaflı insanı sınava alamazsın kardeşim. Ben nereden bileyim onun kulağında ne var?
Hem bak bu vefat eden kız da sabah namaz filan kılmış, yani "tinerci" değil. He n'oldu şimdi, birini doğru düzgün aramıyorsun bile, ama öbürü senin yüzünden hayatını kaybediyor? Bunu ne yapacağız?
*
Ezgi Başaran'a sinir oluyorum, o yüzden yaptığı röportajı da okumadım.
Bu konuda sizi yetkili kişiye aktarıyorum lütfen ayrılmayın: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ezgi+ba%C5%9Faran+usul%C3%BC+tetik%C3%A7i+r%C3%B6portajc%C4%B1l%C4%B1k&a=sr&kw=ba%C5%9Faran%2A&au=kunta+kinte
Yalnız entry'nin yazarından muvafakat almadım henüz, her an silebilirim, çabuk okuyun bence.
*
Eski eşine tornavidayla saldıran dallama hakkında on yıl hapis kararı çıkmış.
Evet adama dallama demiş olmam hakarete giriyor ama sorun değil.
Yalnız Filiz Abla'nın, yani aslında şiddet mağduru olan tüm kadınların koruma istediklerinde başına gelenleri herkesin bilmesine fayda var...
Öncelikle, aynı evde yaşadığın adamı polise şikayet edemiyorsun. Sonra o eve döndüğünde neler olabileceğini havsalan almıyor çünkü.
Neyse, boşanma davan sürerken adam yolunu kesince polise tekrar gittiğinde bu kez şöyle denecek, hazırlıklı ol: "Biz herkese koruma veremeyiz, hem sen boşanmışsın."
Derken bir gün size koruma verilebilir tabii, mümkün. Eski eşiniz tutuklandıktan sonra ama.
En nihayet, adam hapse girer, siz işinize dönersiniz, fakat bu kez de dükkanınıza kimse gelmez gitmez olur.
Allah kolaylık versin.
Sonra Başbakanımız diyor ki, "Evlenmeyen tipler var." Sayın Başbakan, benim o tip, buyrun benimle konuşun isterseniz?
*
Kadın konukevleri için yeni bir tasarı gündemdeymiş.
İyi görünüyor, linkini bulamadım bulunca eklerim. Yalnız ben hiç kadın konukevi görmedim, Sezer'den duyduğuma göre insan yeri değilmiş oralar.
Arkadaş, sen kadına kaçtığı evi aratırsan olmaz o iş. Artı, bu kadınların konuk olması tabii ki gerekli, ama bu işin bir "tecrite" dönmemesi için de bir şeyler yapıldığını görmek ister insan.
Asgari ücretin otuzda biri kadar günlük ödeme yapılacakmış, evet çok güzel. Ama sen bu kadını hayata nasıl karıştıracaksın, çocuğunu okutmasını nasıl sağlayacaksın, dışarı adımını atar atmaz geri dönmesine sebep olan korkuyu nasıl kaldıracaksın?
Lütfen bunları da konuşalım.
Uzaydan gelmiş acayip yaratıklar değil bu kadınlar, insan.
*
Emekli Astaubaylar Derneği şube başkanlarından Mecdi Cengiz, Cengiz Aksakal'ın işkencede öldürüldüğü sırada izindeymiş.
Biriniz de "o sırada" işinizin başında olun arkadaşım, ben mi yaptım o kadar işkenceyi daha portakalda vitaminken?
*
"...Baktı etti, dedi ki 'Bak kızım, sana rica ediyorum, burada bağırma sabahtan.' Beni konuşturuyor; meğer o orada can veriyor da beni konuşturuyor..." - Cengiz Aksakal'ın eşi Teren Aksakal'dan dinlediniz.
*
Darbe davası 4 Nisan'da, yani Çarşamba günü başlıyormuş.
Conan Evren, eğer yarın ölmezse bu davadan beraat edeceğini bildiğindendir.
*
Dün Ankara'da öğrenciler, YGS protestosunda "barikatı aşacağız" diyerek polise koşmuş. Polis tam copu hazırlarken de "1 Nisan" pankartı açmışlar, bak sen haylazlara ya canlarım.
"Ben senin barikatına koşar mıyım, Milli Eğitim Bakanlığı'na yürür müyüm hiç Güzel Abim... Şakacıktan bunlar hep."
Vay arkadaş, memleketteki şaka anlayışına bak.
*
Sevgili Aysel Tuğluk, n'apıyosunuz afedersiniz?
Bu "Muhatap Öcalan'dır" olayının suyu çıkmadı mı sizce de ya? Neyse önce olayı söyleyeyim, Beşir Atalay "Kürt meselesinde muhatap yok" demiş de, Sayın Tuğluk da "Muhatap Öcalan'dır" demiş.
Şimdi bakın Aysel Hanım, sizin kendinize kimi önder seçtiğiniz kimseyi ilgilendirmez. Ama siz demokrat olduğunu iddia eden, hatta Demokratik Toplum Kongresi adındaki bir oluşumun eşbaşkanlığını yürüten biriyken, bir halkın meselesinin muhatabı olarak nasıl bir kişiyi gösterirsiniz? Kavramlarınız bu kadar mı karıştı?
Siz eğer muhatap olarak kendi halkınızı değil tek bir adamı gösterirseniz, o adam kim olursa olsun, sizin hareketten bi cacık olmaz. Olacağı ve olmuşu nedir, hükümetin sizin oralara beyaz eşya filan götürüp oylarınızın yarısını almasıdır. Aferim. Yiyin birbirinizi. Sinirlendim ya.
La olm bunu diyen insanın, en azılı ulusalcıdan ve en ateşli cemaatçiden ne farkı var Allahını seversen ya? Hepsi tek adamcı işte. Dünya tarihinde 3-4 adamı toplayıp okey çevirttirsek her şey çözülürmüş meğer.
*
Anneler 4+4+4'e karşı dilekçe yağmuru başlatmış.
Radikal'in 16. sayfasında elim kadar bir haber. Altında icra ilanları var.
Canımsın Eyüp Can Sağlık.
*
Erdoğan, Esad'lı çözüm önerilerine hayır demiş.
Ya o değil de, belli yani Suriye'ye girilecek ve bizimkiler bir tezkere krizini daha kaldıramaz...
Nereye iltica etsek?
Valla kadın memesiyle ilgilenmiyorum da Biscolata erkeği dersen bi düşünürüm yani açıkçası, bilemedim.
*
Suriye'de muhaliflere silah milah bişeyler veriyolar, malum.
Ya bişey dicem, aynı şeyi bizim Doğu'dakilere yapanlara milletçek kin kusmuyor muyuz biz?
Şimdi nasıl birden muhalifsever olduk?
Hayır yani bir insan bunu nasıl görmez; sen resmen insanlara birbirini öldürmeleri için silah veriyosun ve bu yazdığım cümle hiçbir mecaz, hiçbir metafor içermiyor.Bildiğin, öldürme silahı. Kanınız donmuyorsa insan değilsiniz, bu kadar net söylüyorum.
*
Bir ailenin aylık doğalgaz faturası 33 lira zamlanmış.
Ben o ailenin faturasını tek başıma ödüyorum, çünkü o kombi tek kişiye de üç kişiye de aynı yanıyor.
Sakın bu devletin evlendirme politikası olmasın? "Fatura nasıl olsa aynı, evlen de bari masrafın bölünsün, kombinin yandığına değsin."
Ah, hükümetten ibretlik bir NLP örneği...
*
Bugünlük bu kadar.
Kısası bu kadar oldu, Allah uzunundan esirgesin...
*
Çok sevgiler,
Göksun.
Etiketler:
12 eylül,
4+4+4,
bdp,
işkence,
kadın sığınma evleri,
özgür mumcu,
pınar öğünç,
radikal,
suriye,
ygs
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)