sgk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sgk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2017 Perşembe

SGK'nın "itiraz yolu" uydurması

Merhaba,

Sanırım sakal bırakmayı ciddi ciddi düşünmeliyim.

SGK'nın itiraz yolu dediği şeyin büyük sorunlar getireceğinden yine burada, nisan 2016'da bahsetmiştim. Bu yolun kullanım şekli o zaman henüz belirlenmemişti. İlgili paylaşıma ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

İtiraz komisyonlarının faaliyete geçmesi bir seneden uzun sürdü. Mayısta yayınlanan "usûl ve esaslara" baktığımızda, öngörülen sorunların hiçbirinin çözülmediğini görebiliyoruz.

Sorun, "sözde" çözüm yolunun eczacıyı oyalamak ve ona zaman kaybettirmekten başka hiçbir işe (muhtemelen) yaramayacak olması.

Olayı örnekle anlatalım.

Kahramanımız Eczacı Aysel Hanım olsun. Aysel Hanım MEDULA onaysız reçete vermeyen, ilacı almaya gelen kişiden gerekli bilgileri mutlaka alan, eczanesindeki işleri hep kuralına göre yapan bir hanımefendi.

Günün birinde, Aysel Hanım'ın eczanesine 18 aylık süreçte gelen binlerce reçeteden 9 tanesinin sahte olduğu tespit edildi. Bu reçetelerin toplam tutarı da 15 bin liraydı. (Kanser reçetelerinde yaşanmış bir örnektir.)

Eczacı Hanım'a gelecek yaptırım, 5.3.10 ve 4.3.6 maddeleri gereği, toplam 165 bin lira + faiz olacaktır.

Bu ceza diyelim ki 01.09.2017 tarihinde eczacıya ulaştı. Eczacı Hanım'ın önünde o tarihten itibaren kullanabileceği üç yol var.

Bunlardan biri elbette hiçbir yol kullanmamak. Bu takdirde SGK Aysel Hanım'ın kurumdaki alacaklarından her ayın 15'inde kesinti yapa yapa, 165 bin lirayı faiziyle beraber tahsil eder. Fakat bu tahsilat her ayın alacağından mesela %10 - ya da başka bir oranda kesinti yapılarak olmaz. Alacağın tümü kesilir. 15 eylüldeki alacak 30 bin liraysa 30 bin lira gider, 15 ekimde 28 binse 28 bin, böyle böyle tamamlanır.

Diğer itiraz yolları ise itiraz etmek ve dava açmaktır.

"Damdan düşmüş" eczacılar dava yoluna aşina da olacaktır. Fakat Aysel Hanım bunu ilk defa yaşadığı için kendisine özetleyelim.

1 eylül cuma günü ulaşan yaptırımla avukatını arıyor, dava hazırlıkları başlıyor, davayı en geç 5 eylül salı günü "ihtiyati tedbir talepli" olarak açıyoruz.

Dosya o gün veya çarşamba hakimin önünde oluyor.
Çarşamba ve perşembe, adliye gidip dosyayı mutlaka kontrol ediyoruz. Perşembeden ümitliyiz ama her zaman olmayabiliyor.
Cuma günü dosyaya tekrar bakıyoruz ki ne görelim, bir ihtiyati tedbir kararı! (Fakat %15 teminat koşulu olabilir.)

SGK'nın istediği eczacı. (Temsili değil.)
Eğer teminat koşulu yoksa hemen aynı gün, yani ayın 8'inde derhal kararı alıp SGK'ya elden teslim ediyoruz ve ayın 15'leri Aysel Hanım için "ödeme günü" olmaya devam ediyor.

Eğer teminat koşulu varsa, karar için önce bunu tamamlamamız lazım. Aysel Hanım tezcanlı bir müvekkilimiz, hemen o koşul da tamamlanıyor, cumaya yine yetişiyoruz. Cumaya yetişemesek de kararımızı bu kez 11 eylül pazartesi günü alıp yine işleri yoluna koyabiliyoruz.

Ondan sonra dava sonuçlanana kadar SGK Aysel Hanım'a hiçbir kesinti uygulayamıyor.

Davayı mahkeme yürütüyor, tanıklar dinleniyor, dosyayı eczacı ve hekim bilirkişiler inceliyor, inceleme iyi yapılmamışsa avukatınız buna itiraz edip tekrar incelettiriyor, hakime tane tane ve bin kere anlatıyor falan filan. SGK'nın kendisini avukatıyla temsil etmek dışında sürece hiçbir müdahalesi yok.

Aysel Hanım davayı kazandığı takdirde, kesinti de yapılmamış olduğu için, hiçbir şey kaybetmiyor. Ödediği harç ve teminatı da geri alıyor üstelik.

Kazanmadığı veya bir kısmını kazandığı durumda ise, teminat tutarını iki kere ödemiş olmayacak.

*
İtiraz yolunun ise çalışma şekli şöyle:

1 eylül cuma günü elinizde ulaşan cezayla ilgili itirazda bulunmak için 5 iş günü süreniz var. Diyelim ki 6 eylül çarşamba günü itiraz ettiniz. İtirazı postayla gönderirseniz SGK'ya ulaşması bir haftayı bile bulabilir fakat  biz yine hızlı gidelim, aynı gün elden verdiğinizi düşünelim.

Peki bu itirazı değerlendirecek olanlar kimler?

- Sosyal güvenlik il müdürü veya müdürün belirleyeceği bir müdür yardımcısı
- SGK'nın sözleşme veya denetim servislerine görevli bir eczacı
- Böyle bir eczacı olmaması halinde yetkilendirilmiş bir personel
- Eczacı odasından iki üye.

Burada toplam dört üyeden bahsettik fakat protokol "beş üyeden oluşur" diyor. Protokollerin nasıl bir "özenle" yapıldığına buradan pay biçebiliriz. Neyse, netice olarak SGK'yı şikayet ettiğimiz yerin yine SGK olduğu açık. Kaldı ki eczacı aleyhindeki raporun kaynağı olan denetim servisine kendi raporu hakkında karar verdirmek nedir?

Bana yaptırım öngören müfettişin bu komisyonda olmayacağının garantisi var mı?

Gerekli olması halinde bu komisyona görüş bildirmek üzere kimi üyeler katılabiliyor ama onların oy hakkı yok. "Suyu bulandırma" hakları konusunda ise bir bilgimiz yok.

SGK'nın bu itirazı incelemek için 15 iş günü süresi var. Koskoca on beş iş günü. 6'sında verdiğiniz itiraz 27 eylül çarşamba sonuçlandı.

Karar 15 eylüle yetişmediğinden, bu tarihteki ödemenizi de alamıyorsunuz. Hatta, 27 eylül tarihli karar postada olası bir gecikmeyle size örneğin 7 ekimde mi ulaştı... O tarihten sonra avukatınızla görüşüp vekaleti verip davayı açıp tedbiri yetiştirdiniz derken 15 ekim de kaçtı mı...

Gitti iki ayın ödemesi. Çünkü Protokol şunu söylüyor:

"Komisyonun değerlendirme süreci, tebliğ edilen kararların uygulanmasına engel teşkil etmez."

Yani SGK diyor ki, "Tamam belki yanlış karar vermiş olabilirim bunu henüz bilmiyorum ama sen bu cezayı bana yine de ödeyeceksin."

Karar size ulaşınca elbette yine dava açabilirsiniz ama bu kez artık "SGK tarafından iki kere incelenmiş" görüneceksiniz. Hakimi ihtiyati tedbire ikna etmek konusunda bu neden bir sorun olmasın? 

*
Bir de cezai şart gerektiren eylemi ikinci defa yapmış olmak hususu var, o durumda işin içine "üst komisyon" giriyor. Çalışma prensibi aynı olduğu için uzun uzun bahsetmeyelim diye düşündüm.

*
İtiraz yolunu kullanmayın kullandırmayın, buna ikna olmayın, razı hiç olmayın, itiraz yolu yol değil.

Benden söylemesi :)

14 Nisan 2017 Cuma

SSGM sayısı düşerse neler olur?

Merhaba,

Geçtiğimiz günlerde SGK'nın içinden verilen bilgiye göre, sağlık sosyal güvenlik merkezi sayısının epey azaltılması sözkonusuymuş. Henüz bunun için atılan somut bir adımdan bahsedilmese de, Türkiye'de sayısı 29 olan SSGM'lerin 3'e (evet, üç) indirilmesinin düşünüldüğü söylendi.

Nitekim bu konu basında yer bulmamış olsa bile bir süredir gündemde. Haziran ayında İzmir Tabip Odası'ndan Dr. Ergün Demir'in konuyla ilgili bir paylaşımı da bulunuyor. Dr. Demir o tarihlerde SSGM'lerin on tanesinin kapatılacağından söz etmiş fakat çarşamba günü Süreyyapaşa SSGM müdür vekili Ecz. Şule Kınçak yaptığı sunumda, sadece 3 SSGM'nın açık kalmasının düşünüldüğünü açıkça telaffuz etti. (Dr. Ergün Demir'in paylaşımını şurada bulabilirsiniz: http://saglikhaktir.org/29-sosyal-guvenlik-merkezinden-19u-kapatiliyor/)

SGK'nın eczacıya cezai şart uygulamakla sona eren soruşturmalarının nasıl yapıldığı zaten belirsiz. Hiçbir hukuk nosyonu bulunmayan birkaç müfettiş, kendilerine verilen "ceza belirleme yetkisini" son derece tutarsız hatta bazen keyfi bir şekilde rahatlıkla uyguluyor. Bu tutarsızlıkların Kurum içinde bir endişe yarattığını da açıkçası pek sanmıyorum.

Eğer SSGM sayısı gerçekten 3'e düşerse, şu soruların cevabı bulunmamaktadır:

1. SGK Protokolü gereği, hakkına soruşturulma yürütülen eczacının savunması alınmak zorundadır.

Bulunduğu yerdeki SSGM kapatılmış olan eczacı, hakkındaki ithamı öğrenip kendisini savunmak için kilometrelerce yol gidip gelmek zorunda mı bırakılacaktır?

2. Eğer yukarıdaki soruya "savunmalar postayla da verilebiliyor" derseniz o zaman sizi bu soruya alalım.

Eczacı, SSGM'ye gidip hangi reçetelerle itham edildiğini ve nasıl bir soruşturma içinde olduğunu bilmeden mi savunma verecektir? Eczacıda beklenen bu mudur?

SGK soruşturma ve itham hakkında hiçbir bilgi vermeden, sadece "Hakkınızda 5.3.2'yle ilgili bir soruşturma yürütülmektedir. Bu konuyla ilgili savunmanızı veriniz" diyecektir de eczacı kendisini tam olarak neye karşı savunacağını "istihareye yatarak" mı öğrenecektir?

3. Protokol'ün 5.2 maddesine göre, SGK konuyla ilgili bilgi ve belgeleri talep eden eczacıya vermek zorundadır. Bu işler öyle "uzaktan uzağa" nasıl yapılabilir?

Hepimizin malumu, SGK bırakın bilgi ve belge vermeyi, savunma alma zorunluluğunu bile yerine getirmiyor. Şimdi şöyle düşünelim:

- Hakkımızda haberimiz dahi olmayan bir soruşturma var. 01.04.2017 tarihinde bir yaptırım kararı çıktı, postaya verildi, 05.04.2017 tarihinde elimize geçti.

- Bizim daha hiçbir şeyden haberimiz yok, hemen yazılı bir cevap verip "Hangi reçeteler, hangi soruşturma, neler oluyor?"diye sorduk. Aynı gün, 5 Nisan'da postaya verdik.

- SSGM'ye 9 Nisan'da ulaştı.

- SSGM bize acaba ne zaman cevap verdi veya verdi mi? Verdiğinde de bilgileri paylaştı mı yoksa her defasındaki gibi "kişisel verilerin gizliliği sebebiyle reçete bilgilerini paylaşamayız" diyerek sizi aslında cevapsız mı bıraktı?

- O arada ayın kaçı oldu, sizin kesinti ve cezai şart çoktaaan gitti.

4. Öyle olmazsa şöyle de olabilir, ceza size yine 5 Nisan'da gelir. Hemen ertesi gün dava açarsınız, ayın altısında. 9 Nisan'da ihtiyati tedbir kararınız çıkar, yazılır, imzalanır, gider onu SGK'ya aynı gün elden teslim edersiniz, 15 Nisan'da ödemeniz olması gerektiği gibi yatmıştır.

Peki şimdi? Postanın ferasetine güvenmek ve SGK'da teslim alan memurun kararı derhal işlemesi için dua etmek dışında yapacak bir şeyimiz yok.

5. Her şey bir kenara, başka bir yerdeki SSGM, eczacının bulunduğu yerdeki "dinamikleri" nereden ve nasıl bilebilir? Küçük bir ilçedeki doktor-hasta-eczacı ilişkilerini veya eczacılar arasındaki ilişkiyi, yüzlerce kilometre uzaktaki büyük şehrin merkezinde bulunan SSGM kime göre neye göre değerlendirecektir?

*
Böyle bir durumda eczacıların ve odaların derhal buna itiraz etmesi çok çok önemli. SGK'nın bir-iki "oturduğu yerden" bütün ülkeye yetişmesi mümkün değil, eczacıların buna razı olmasını beklemek makul değil, böyle bir sistemin doğru düzgün işlemesi zaten olacak iş değil.

Peki bu düzenleme hayata geçtiği takdirde, dava açarsanız karşılaşacağınız şey nedir? Umutlu olmak gerçekten mümkün mü?

Kendi başımdan geçen bir şeyi anlatayım, umutlu olup olmamaya siz karar verin.

Geçen sene SGK'ya bir dava açarak, özel hastane protokolüyle eczane protokolünün birbirinden çok farklı olduğunu, bunun bir çifte standart yarattığını mahkemeye uzun uzun anlattım. "Eczacılar sahte olduğunu anlayamadıkları ve provizyon verilmiş reçeteler yüzünden hem on kat cezai şart hem kesinti alıyorlar, bir de haklarında ağır ceza davası açılıyor. Fakat reçetenin çıktığı hastaneye hiçbir şey soran yok, hekime de var mı belli değil" esasına dayanan uzun ve kapsamlı bir dava oldu.

Buna yapılan savunma üç satırdı. Bildiğiniz üç satır. Belki beş.

En ufak bir hukuki argüman içermeyen bu cevap mahkeme tarafından kabul edilecek mi henüz bilmiyoruz, dava sona ermedi.

Fakat davayı kaybedersek bunun sebebi SGK'nın kendisini çok iyi savunmuş olması olmayacaktır. Çünkü SGK aslında savunma yapmış dahi sayılmaz.

Bu esnada o "cevabımsı dilekçeyi" sunan meslektaşım, son yıllardaki en anlam verilemez ve dünyaya en açıklanamaz şeylerden olan "portakal bıçaklama protestosu" fotoğraflarına görüldü. Bunun davamızla bir ilgisi kurulabilir mi bilemiyor ve kurulmayacağını ümit edebilmek istiyorum.

Bu ümidi beslemek için bir hukukçu olarak yapabileceğim, kendimi haktan ayırmamak.

Vatandaş olarak yapabileceklerim ise, en öncelikle pazar günü sandığa gitmekten geçiyor.

Hepimize, hukukumuzun bir kişinin keyfine bırakılmadığı ve karşı çıkma hakkımızın suç yerine konmadığı günler diliyorum.

İyi günler ve hayırlı cumalar,
Av. Göksun.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Son dakika haberi: SGK adeta "hukuku iptal ettiğini" açıkladı.

Eczacı arkadaşlar merhaba,

Daha birkaç dakika önce elimize ulaşan evrak son derece ilginç ve hepimizi ilgilendiriyor. Zira SGK, mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararını "uygulamamaya" karar vermiş durumda.

Olayları sırasıyla anlatayım:

- Eczacı, 2012 Protokolü'nün 5.3.2 maddesine göre reçete  bedelinin 5 katı kadar cezai şart alıyor.
- Bu cezanın iptali için asliye hukuk mahkemesinde dava açıyoruz.
- İhtiyati tedbir kararımızı alıp SGK'ya iletiyoruz, kesintiler duruyor, hiçbir pürüz yok.
- Dava devam ederken Protokol değişiyor ve 5.3.2'nin yaptırımı reçete bedelinin iki katına iniyor.
- Yeni Protokol'ün 6.11 maddesi, ECZACININ DAVASI HENÜZ SONUÇLANMAMIŞSA, yeni Protokol'ün uygulanmasına imkan veriyor.
- Bunun için davadan feragat etme şartı da YOK.

Hal böyle olunca, biz de mahkemeden 2016'nın uygulanmasını istedik. "Biz bu cezai şartın tamamının iptalini, Sayın Mahkeme'nin aksi görüşte olması halinde ise 2016 Protokolü hükümlerinin uygulanmasını talep ediyoruz."

Mahkeme, öncelikle SGK'ya başvurmamız gerektiğini söyleyip bize bu konuda süre verdi. Peki dedik, başvurduk, gelen cevap özetle diyor ki,

"Tamam size 2016'yı uygulayacağız. Fakat zaten alınmış bir tedbir kararınız bulunduğu için, tahsil işlemlerine başlamadık."

Buraya kadar her şey son derece doğru düzgün.

Derken biraz önceki bildirim geldi. SGK diyor ki,

"Mevcut ihtiyati tedbir kararına RAĞMEN cezai şart bedelinin TAHSİL EDİLMESİ..."

Tam paragrafı aynen yazıyorum:

"01.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren Protokol'ün yürürlük tarihinden önce hakkında uygulanan fesih ve/veya cezai şart işlemlerine yönelik dava açarak ihtiyati tedbir almış ve davaları halen devam eden (davadan feragat etmemiş) eczacıların, 2016 Protokol hükümlerinden yararlanma taleplerinin olması durumunda, mevcut ihtiyati tedbir kararına rağmen eczacılardan reçete bedeli ve yeniden hesaplanan cezai şart bedelinin tahsil edilmesi, davanın sonuçlanması halinde verilen karar doğrultusunda işlem yapılması talimatlandırılmıştır."

Yani,

- Hem kerameti kendisinden bile menkul olmayan bir feragat şartı getiriyor, zaten en başta bunun hikmetini anlamak mümkün değil,

- Hem de mahkeme tarafından usûlüne uygun verilmiş ve zaten uygulanmakta olan bir ihtiyati tedbir kararını, yine kerameti kendisinden bile menkul olmayan bir şekilde, uygulamaya keyfi olarak son veriyor.

Hukuka bu nasıl bir saygısızlık, anlamak mümkün değil.

Yarın gidip mahkemeden ek tedbir kararı isteyeceğiz, hadi bakalım.

Çok sevgiler,
Av. Göksun.


12 Nisan 2016 Salı

Yeni Protokol'deki cezai şart değişiklikleri

Tekrar merhaba,

Geçen hafta "Protokol değişti ama metin henüz paylaşılmadı, cezai şartlara neler olduğunu henüz bilmiyoruz" demiştik.

Sonraki günlerde beklenen paylaşım yapıldı. Cezai şartlarda ve uygulanma esaslarında en göze çarpan değişiklikler şunlar:

5.2 - Savunma

Maddedeki önemli değişiklik, sonunda eklenen cümlede.

"Sözleşme feshi, uyarı ve cezai şartlara yapılacak itirazlara ilişkin olarak Protokol taraflarınca ortaklaşa üst itiraz komisyonu oluşturulacaktır."

Şimdiye kadar böyle bir itiraz mekanizması yoktu. Cezai şarta maruz kalan eczacının bunu iptal ettirmesi için yapabileceği tek şey dava açmaktı. Yapılan değişiklikle itiraz imkanı getiriliyor. Çok iyi görünen ama çok kötü de olabilecek bir değişiklik.

İyi tarafları:

- Dava açmak uzun bir yoldur. Hiçbir dava 1-2 yıldan daha kısa sürmez. İtiraz yolu davaya gerek bırakmayacak kadar iyi işlerse, eczacıların sorunları çok daha kısa yoldan çözülmüş olur.
-. Dava açmak masraflı da bir yoldur. Davayı kazandığınız takdirde, vezneye ödediğiniz harç ve gider avanslarını geri alırsınız elbette ama, başta tüm o masrafları sizin karşılamanız gerekir.

Kötü - olabilecek - tarafları:

- Davayı açtığınızda, cezanın dava devam ederken uygulanmaması için ihtiyati tedbir kararı alma ihtimaliniz yüksek. Peki Komisyon böyle bir karar verebilecek mi? İtiraz etmiş olmak o cezanın uygulanmasını durduracak mı? Eğer durdurmayacaksa, bu eczacının son derece aleyhine bir durum olacaktır.

Diyelim ki ceza geldi. İtiraz ettiniz. Ama bu esnada fesih ve kesinti uygulaması başladı. İtirazın henüz sonuçlanmamasına rağmen, hem kesintiniz hem de varsa feshiniz devam edecek mi? Edecekse, sonunda siz haklı çıktığınız takdirde, yapılan kesinti ve feshin tazmini nasıl olacak?

- Dava açmak için önce itiraz yolunu tüketmiş olmak gerekecek mi? Yani diyelim ki ben reçete bedelinin 5 katı kadar ceza aldım. Dava açıp bunu iptal ettirmek istiyorum. Önce Komisyon'a gitmiş olmalı mıyım? Bu benim dava yoluyla zaten geç alacağım hakkımı iyice geç alabilmeme sebep olmaz mı? Doğrudan dava açsam bir yıl bekleyeceğim evet, ama bu şekilde üzerine birkaç ay daha eklenmeyecek mi? Hele ki o birkaç ay içinde tedbir uygulanmıyorsa, işim iyice zorlaşmayacak mı?

Bir de şöyle, bana "tuhaf" gelen bir tarafı daha var:

- Bu davayı zaten "SGK isabetli bir karar veremedi, sorunu yargının çözmesi gerekir" diyerek açıyoruz. Aynı kararı aynı kuruma "Şuna bir daha bakın" diye götürmenin çözüme faydası olup olmayacağından gerçekten şüpheliyim.

5.3.2 - İmzanın ilacı alan kişiye ait olmaması

Bu maddede iki değişiklik var. Birincisi, "reçete sahibinin yakını" ifadesi "ilacı alan kişi" olarak değiştirilmiş. Eh fena da olmamış, nitekim eczacı ilaçları teslim alan kişinin hastanın gerçekten yakını olup olmadığını bilemez ve bilmek zorunda da değildir.

Eskiden 5 kat olarak cezai şart tutarı da 2 kata indirilmiş.

5.3.5 - Teslim edilmeyen ilaç

Buradaki ilk değişiklik de yine, "hasta yakını" ifadesinin "ilacı alan kişi" haline gelmiş olması.
Yine, 5 kat olan cezai şart iki kara indirilmiş.

Bir de, olayın tekrarı halinde uygulanacak ceza "reçete" bedelinin 10 katı iken, şimdi "ilaç" bedelinin on katı olmuş.

İlk uygulandığında da zaten ilaç bedelinin beş katı uygulandığından, olması gereken bir değişiklik.

5.3.9 - Gerçeğe aykırı reçete kaydı

Burada sadece tekrar haline ilişkin değişiklik var. Bu durumda iki yıllık olan fesih süresi 1 yıla indirilmiş.

5.3.12 - Muvazaa

Yeni bir cümle eklenmiş. "Eczacı tarafından eczanenin muvazaalı olarak işletildiğinin kuruma bildirilmesi halinde eczanenin ekranı kapatılarak tüm ödemeleri durdurulur."

6.10 - Önceki Protokol zamanından kalan reçeteler

Aslında esas aynı. Deniyor ki, reçeteleriniz eski protokol zamanından kalıp da bu yeni protokol zamanında incelenmişse, yeni protokol uygulanır.

Fark şurada; eskiden bu durum sadece fesihle ilgili cezalarda  geçerliydi. Fakat şimdi uyarı ve parasal cezai şartlar bakımından da uygulanacak.

6.11 - Protokol değişikliğinden önce gelmiş olan cezai şartlar

Buradaki değişiklik önemli. Adım adım gidelim,

- Diyelim ki önceki protokolden cezai şart/fesih aldınız
- Buna dava da açtınız
- Derken bu yeni protokol yürürlüğe girdi

Eğer protokol yürürlüğe girdiğinde sizin davanız henüz tamamen sona ermemişse, yeni protokolüm uygulanmasını isteyebiliyorsunuz.

Bunun için mevcut davadan feragat etme şartı da yok.

Fakat tahsil edilmiş olan cezai şart size iade edilmiyor.

Yani diyelim ki 5.3.9'dan 20 kat ceza + iki yıl fesih almıştınız. İptali için dava açtınız, davanız devam ederken protokol değişti. Kuruma başvurarak yeni protokole göre 1 yıllık fesih uygulanmasını talep edebiliyorsunuz.

Bunun için davadan feragat etmeniz gerekmiyor. (SGK böyle bir talepte bulunur mu henüz bilmiyoruz ama bulunmak için yasal dayanağı yok.)

Fakat sizden önceden kesilmiş olan bir miktar varsa, bu size iade edilmiyor. (Zaten sırf bu yüzden bile, sizden feragat istememeli. Belki davayı kazanacaksınız ve SGK size onu geri ödemek zorunda kalacak?)

*

Cezai şartlara ilişkin en belirgin değişiklikler şimdilik bunlar.

Sahte reçetesiz ve tüm ilaçları hastanın bizzat gelip kendisinin teslim aldığı günler dilerim :)

Sevgiler,
Av. Göksun.




4 Nisan 2016 Pazartesi

SGK'nın en sevdiği cezai şartlar

Tekrar merhaba,

TEB ve SGK arasındaki yeni protokol imzalandı. Tam metin henüz sgk.gov.tr'de veya İstanbul Eczacı Odası'nda yayınlanmış değil, TEB'de zaten en son 2012 Protokolü duruyor.

İEO'nun ilanından anladığımız kadarıyla, imzalanan metinde cezai şartlar veya reçete inceleme işlemlerine dair bir değişiklik yok. Bu konuda odalar ve TEB arasında nasıl bir süreç yürütüldü bilemiyorum; benim bildiğim son süreçte protokol taslağı eczacı odalarından "gizli bir bilgiymiş" gibi esirgeniyordu.

Bir yandan umarım bu kez öyle olmamıştır, çünkü elbette öyle olmamalı. Diğer yandan, eğer yine öyle olmuşsa, cezai şartların değişmemesinden odalar bir nebze daha az sorumlu olur. Odalara müdahale imkanı verilmişse ama bu konuda sessiz kalmışlarsa, artık oturup bir zahmet bunun muhasebesini de yapsınlar.

*
Bu yazıdan sonra SGK'nın özel sağlık hizmet sunucularıyla yaptığı sözleşmeyi inceleyeceğiz. Fakat öncelikle, mevcut eczane protokolünde birbirine benzeyen bazı hükümleri hatırlayalım.

*
Protokolde birbiriyle karıştırılan pek çok madde var. Cezai şartlar genelde 5.3.2, 5.3.5 ve 5.3.10'dan geliyor. Ama kafalar öyle karışık ki, mesela 5.3.2'den gelen bir cezanın iptali için dava açtığınızda, SGK size 5.3.10'luk bir cevap verebiliyor.

Ben henüz 5.3.9'dan gelen bir yaptırımla karşılaşmadım, o yüzden 5.3.10'un 5.3.9'dan nerede ayrıldığını SGK nasıl açıklıyor henüz bilmiyorum. Yani bunlar karışık. En "gözde" üç maddeyi ve bir de bence gayet "gözde olabilecek" 5.3.9'u bir gözden geçirelim.

*
Andığımız dört maddeyi ikiye ayırabiliriz.

5.3.2 ve 5.3.5'te, reçetelerde bir sahtelik iddiası yoktur.
5.3.9 ve 5.3.10'da reçetelerde sahtelik iddiası vardır. Gerçi 5.3.9'da her zaman sahtelik sözkonusu olmayabilir, ama olabilir de. İlk ikisinde ise kesin olarak yoktur.

5.3.2, reçetedeki ilaçları teslim alan kişiyle, reçete arkasındaki imza sahibinin aynı kişi olmamasıdır. Bunun cezası reçete bedelinin beş katıdır. (Tekrarında yine 5 kat + 1 ay fesih)

5.3.5 ise, hasta veya yakınına hiç teslim edilmeyen ilaçlar için geçerlidir. Bunun cezası da rine reçetenin 5 katıdır. (Tekrarında ise 10 katı + 6 ay fesih)

Bu iki maddede de reçetenin veya hastanın "gerçekliği" tartışma konusu değildir. SGK imzanın kime ait olduğunu nasıl belirliyor veya ilacın hastaya gerçekten ulaşıp ulaşmadığından nasıl emin oluyor derseniz bunlar ayrı meseleler.

Mesela A kişisi size, B kişisine ait bir reçete getirdi. Siz de bunu karşıladınız. B kişisi, reçeteyi A ismiyle imzaladı gitti. Fakat ilaçları A'ya asla teslim etmedi.

Burada, hem imzanın gerçek olmaması, hem de ilaçların hastaya teslim edilmemesi durumu var. Yani düşünüldüğünde, aslında iki maddeye de girebilirsiniz. Fakat SGK size 5.3.2'yi uygulamalıdır. Çünkü 5.3.5, ilaçların hiç teslim edilmemesini ve sizde kalmasını gerektirir.

*
5.3.9 ve 5.3.10'da ise gerçeğe aykırı durumlar sözkonusu.

5.3.9, "gerçeğe aykırı" reçete kaydıdır. Cezası da reçetenin on katıdır. (Tekrarı halinde 20 katı + 2 yıl fesih)

5.3.10, direkt olarak "sahte" karekod/reçete/rapor kaydıdır. Cezası reçetenin on katıdır. (Tekrarı halinde 10 kat + 1 yıl fesih)

Peki "gerçeğe aykırı" olanla "sahte" olanı nasıl ayırıyoruz?

Bu cevabını henüz bilmediğim bir soru, çünkü SGK'nın 5.3.9'dan verdiği bir cezayı henüz görmedim.

Diğer taraftan, bir reçetenin sahte olup olmadığını eczacının anlayabilmesi zaten pek mümkün değilken, bu madde e-reçeteler için bile uygulanıyor.

Hekim kontrolünde "olması gereken" bir e-reçete sahte olarak düzenlenebiliyor, bundan eczacı sorumlu tutuluyor, reçete tutarının on katı + reçetenin kendisi kadar yaptırıma uğruyor, yıl olmuş 2016 ve bu hala böyle. Gerçekten çok acayip.

Hayır bakın işin iyice saçma hale geldiği yer şurası; diyelim ki 5.3.2'den ceza aldınız. Buna ilişkin soruşturma raporunu görmek ancak dava açınca mümkün, çünkü SGK isimli kurum sizin için uygun gördüğü yüzbinlerce liralık yaptırımın dayanağını sizinle paylaşmaya tenezzül etmiyor. Davayı açıp soruşturma raporunu bir görüyorsunuz ki, meğer sizin o 5.3.2'lik reçeteler sahteymiş.

E o zaman ne oldu da kurum 5.3.10 yerine bu maddeyi uygun gördü?

*
Yani görüldüğü gibi, SGK bu konuda son derece keyfi ve tutarsız.

Müvekkillere, öğrencilere ve sunum yaptığım eczacılara hep aynı şeyi söylüyorum, bence SGK'da bu işe görevli personelin elinde bir kaşe var. Gelişine vuruyor. Nasıl olsa cezai şarta itiraz yolu ancak dava açmak, personel de adeta diyor ki "Ben ne uğraşacağım, eczacı derdini gitsin mahkemeye anlatsın, yargı uğraşsın."

SGK'ya saygısızlık etmem istemem ama başka açıklama bulamıyorum.

Bence bulunacak gibi de değil.

*
Çok sevgiler,
Av. Göksun.

11 Ocak 2016 Pazartesi

Yeni SGK Protokolü'nde değişen cezalar

Merhaba,

Eczanelerin SGK reçetesi karşılayabilmesini sağlayan protokolün süresi, aslında Temmuz 2015'te dolmuştu. Yenisi yetişmeyince bu süre önce 1 Ekim'e, sonra 31 Aralık'a ötelendi.

Yeni protokol 31 Aralık'ta nihayet imzalandı. Geçerlilik süresi olarak 31 Mart 2016 verilmiş. Söylenene göre o tarihte daha kapsamlı bir protokol imzalanacakmış, ama bu ihtimal bana pek gerçekçi gelmiyor. Temmuzda imzalanacak metni aralık sonunda ancak "geçici olarak" hazırlayan bürokrasiden, üç ayda yeni bir metin beklemek gerçekçi değil.

SGK böylece, yayınlamaya iki yıldır ara verdiğim bilgi notlarıma dönmeme de vesile oldu. Nitekim bir "eczacı avukatı" olarak bu yeni protokole de elbette çalışacaktım.

Burada sadece kesintiler, fesihler ve cezai şartlarla ilgili değişiklikleri bulacaksınız. SUT'la, reçetenin kendisiyle veya diğer konularla ilgili değişiklikler için, bağlı olduğunuz eczacı odasından bilgi almayı lütfen ihmal etmeyiniz.


  • Yeni madde - 3.15 - Reçetedeki ilaçla uyumlu olmayan rapor:
Yeni eklenen bu maddeye göre, "Reçete girişi aşamasında reçetedeki ilaçlarla uyumlu olmayan rapor seçilmiş ancak sistemde reçetedeki ilaçlarla uyumlu hasta adına düzenlenmiş rapor varsa KESİNTİ YAPILMAZ."

  • Yeni madde - 3.17 - Yönlendirmenin yaptırımı:
Reçete toplama/yönlendirme, 2012 Protokolü'nün 5.3.14 maddesine göre 3 aylık feshe sebep oluyordu.

Bu protokolde ise 5.3.14'teki ilgili düzenleme tamamen kaldırıldı. İlgili fiiller için 3.17 numaralı yeni bir madde eklendi. Buna göre, reçete toplama/yönlendirme halinde durum İl Sağlık Müdürlüğü'ne bildirilecek ve para cezası verilecek.

  • Ödeme süresiyle ilgili 4.3.4 ve 4.3.5 madde:
Bu iki maddede, fatura tesliminden itibaren 60 gün içinde %75 avans ödemesi yapılıyordu, 90 gün içinde ise reçetelerin tamamı incelenip ödeniyordu.

Yeni halde, inceleme yine 90 günde bitiriliyor ama avans ödemesinin tamamı 60 gün içinde yapılıyor. 

  • Reçete kesintisiyle ilgili 4.3.6 madde:
Maddenin eski halinde, cezai şart uygulanan hallerde reçete bedelinin de ödenmeyeceği yazıyordu. Yenisinde ise, eğer 5.3.3, 5.3.6 ve 5.3.14'ten ceza almışsanız, size bu kesinti uygulanmayacak.

  • Savunma usûlüyle ilgili 5.2 madde:
Daha önce SGK'ya savunma vermişseniz, size sizinle ilgili hiçbir evrakın veya reçete suretinin verilmediğini biliyorsunuzdur. İşte yeni 5.2'ye göre, talep ederseniz, itham edildiğiniz iş ve işlemlere dair belgelerin birer örneğini alabiliyorsunuz.

  • Katılım payı tahsiliyle ilgili 5.3.6 madde:
Bundan sonra, eşdeğer ilaç uygulaması nedeniyle oluşan fiyat farkını tahsil etmemenin de cezası var.

  • Adres değişikliğiyle ilgili 5.3.13 madde:
Eğer yeriniz aslında değişmemişse, sokak ismi veya kapı numarası gibi şeyler belediyenin yaptığı değişiklikle alakalıysa, bunun için ceza ödemeyeceksiniz. (Bunun yazılmasına ihtiyaç duyulmasıyla ilgili yüz yüzeyken konuşuruz.)

  • Katılım payı almamak için reçete silinmesiyle ilgili 5.3.14 madde:
Eski ceza silinmiş reçete başına 250 TL idi. Şimdi bu 100 TL, ama tekrar tespit edilirse bu kez 300 TL.

  • Fesih sonrası yeniden sözleşme yapılmasıyla ilgili 6.8 madde:
Bu değişiklikler biraz karışık.

- "Kurum alacakları tahsil edilmeden ve fesih süresi tamamlanmadan yeni sözleşme yapılmaz." cümlesi çıkarılmış. Fakat fesih süresi devam ederken sözleşme yapılabileceğine dair yeni bir cümle konmamış. Nasıl uygulanacağını göreceğiz.

- Fesihli eczanenin devri halinde, devralan eczacıyla fesih bitmeden sözleşme yapılmayacağına dair cümle de çıkarılmış. Ama yapılabileceğine dair bir cümle yine konmamış. Bunu da göreceğiz, bekliyoruz.

- 2012 Protokolü'nde, nitelikli dolandırıcılıktan ceza almışsanız, SGK sizinle bir daha sözleşme yapmıyordu. Bu yeni protokolde o da kaldırılmış.

  • İhtiyati tedbir alan eczacıyla yeniden sözleşme yapılmasıyla ilgili 6.11 madde:
"Sözleşmenin yenilenmesi gerektiğinde ihtirazi kayıtla sözleşme yenilenir" cümlesi eklenmiş.

  • Cezai şartın alt sınırıyla ilgili 6.17 madde:
2012 Protokolü'nde, cezai şartın reçete veya ilaç bedelinden az olamayacağı düzenlenmişti. Bu düzenleme devam ediyor, fakat alt sınır 5.3.6 ve 5.3.14 maddelerinde uygulanmıyor. 

  • Sıralı dağıtımla ilgili olan Ek 4'ün 12 ve 13. maddeleri:
12. maddenin eski halinde, sıralı dağıtım kurallarına uyulmadığının ilk kez tespitinte yazılı uyarı, ikincisinde ise tüm sıralardan 6 aylık men vardı. 

13. maddede ise, yine Ek 4 esaslarına uyulmadığı takdirde 5.000 TL para cezası veriliyordu.

Bu ikisi, yeni protokolde tek bir "12. madde" olarak düzenlendi. Yeni halde, ilk tespitte yazılı uyarı, sonrasında 5.000 TL para cezası, en nihayetinde ise tüm sıralardan 6 ay men cezası var.

*

Benim tespit edebildiğim, daha doğrusu benim "avukat olarak işimin düşeceği" değişiklikler bunlar.

Diğer taraftan, SGK reçetesi yapan her eczacının başına her an her şey gelebilir, o da sistemimizin güzelliği :)

Çok sevgiler ve çok kolaylıklar,
Av. Göksun.

19 Aralık 2012 Çarşamba

İlaç yazdırma saçmalığı üzerinden komplo teorileri

Şimdi çok acayip komplo teorisyenliği yapacağım ama düşününce neden olmasın...

Biliyor olmanızı tabii ki istemem ama, son yıllarda birkaç kere hasta olmuşsanız ilaç fiyatlarının ne kadar düştüğü gözünüzden kaçmamıştır. Örneğin dün, eczacı bir arkadaşımla geçen diyalogdan size bahsedeyim:

- Asist saşe al ama biraz pahalıdır.
- Ne kadar ki? (50 liradan fazla bir şeyler bekliyorum ben)
- 16.5 lira.
- Pahalı dedin?
- Bu fiyat artık pahalıya giriyor...

Bugün ise eve gelirken Augmentin Bid için eczaneye girdim, birkaç sene önce neredeyse 40 liraya aldığım için fiyat beklentim epey yüksek.

- Merhaba, Augmentin Bid 10 tablet alacağım ama, fiyatı nedir acaba?
- 9.5 lira.
- Nası yani? E yazdırmadan alıvereyim o zaman onu ben.

Çünkü yazdırsam şöyle olacaktı:

- 12 lira muayene ücreti (Devlet hastanesi için 12 lira olmuş, Eczacı Hanım söyledi.)
- 3 lira reçete katılım payı (Konu hakkında bilgi için lütfen buraya tıklayınız.)
- 2 liraya yakın da ilaç katılım payı.

Yani 17 lira. İlacın kendisi ise 9.5 lira. Aradaki 7.5 lira da, saatlerce doktor kapısında bekleyip, iyileşmeye dair azıcık olan motivasyonunu da kaybetmiş olmanın ödülü.

Bunları daha önce yazdım zaten, şimdiki derdim başka.

Biliyorsunuz, ilaçların tamamının üzerinde "Reçeteyle satılır" yazar. Doğrusu da budur. Yani aslında ecza ticareti gerçekten kanuna uygun yürütülse, bizim elimizi kolumuzu sallaya sallaya gidip ilaç almamız imkansız olmalıdır.

Fakat şu durumda, hesap ortada, ilacı yazdırmak her anlamda daha pahalıya geliyor. Hem daha çok para veriyor hem de saatlerinizi ziyan ediyorsunuz. Doğal olarak, aşina olduğunuz hastalıklar bakımından doktora gitmek son dere kullanışsız bir yol.

Eczacılık mesleğinin son yıllarda geldiği hale baktığımızda, devletin "insanlar ilaçlarını yazdırmasınlar, eczacılar da reçeteyle SGK'ya filan uğraşmadan direkt elden satışla çalışsınlar, böylece hem SGK'nın yükü azalsın hem vatandaşın işi görülsün hem de eczacılara iş çıkmasın" diye düşündüğünü varsaymak pek mümkün değil. Hatta şimdi kendi yazdığıma kendim bile güldüm, vatandaşın işi mi görülsün? Ahah daha neler.

Acaba devlet, elden satışların iyice artmasıyla artık ilaç yazdırma diye bir şeyin kalmamasını sağlayıp,

1. Devletin ilaç karşılaması kavramını günlük hayatımızdan yavaş yavaş çıkarmak
2. İlaç sanayiini de SGK ile uğraşmak zorunda bırakmamış olmak (Gerçi şu an ilaç üreticileri/ithalatçıları ile SGK'nın nasıl bir temas halinde olabileceklerini bilmiyorum; sektörü tanımadığımdan.)
3a. Sık tüketilen ilaçların reçetesiz satışını yasallaştırmak
3b. Reçetesiz satışı yasallaştırmamak fakat bu kez eczacılara reçetesiz ilaç satmaktan cezalar yağdırmak

amaçlarını güdüyor olabilir mi?

Çünkü şaka gibi, yani bunun hiçbir mantıklı açıklaması olamaz, 9.5 liralık ilaca insan nasıl 17 lira öder, öderse bunun adı nasıl "sosyal güvenlik" olur? Öküzün altında buzağı aramıyorum, mandanın söğüt dalına çıkamayacağını anlatmaya çalışıyorum.

Sağlık reformu dedikleri bu işte, buyrun hayrını görün.

Sevgiler,
Göksun.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Oy Medula Medula...

Sevgili eczacılar,

"MEDULA çalışmıyor diye reçete yapamıyoruz, ne olacak bizim iki günlük hastaların hali, oda buna bi'şey yapması lazım" diyorsunuz ya, kalbimiz kırılıyor.

"En azından noterden tespit yapılsın" derken tabii ki hakkınızın peşindesiniz, ama biz avukatlar, bir hastayı size "Eczaneye git de hiç olmazsa bi iğne vursunlar" diye gönderebiliyor muyuz? Yok öyle bir dünya. Her iğnenin olduğu gibi, her tespitin de bir yeri var.

Hukuki anlamda tespit, bir iddianın veya cevabın aksinin ispatlanması için kullanılan araçlardan biridir. MEDULA sisteminin çalışmadığı ise, zaten halihazırda SGK tarafından bilinen ve kabul edilen bir şey. İnanmayan, TEB'in 25/07/2012 ve 26/07/2012 tarihli duyurularına baksın. SGK her şeyin farkında.Varlığı herkes tarafından bilinen ve kabul edilen bir gerçeğin tespiti de, hukuken talep edilebilir değil, üzgünüm.

Ha eğer sistemin çalışmaması yüzünden uğradığınız zararın giderilmesine ilişkin bir tespit yaptırmak istiyorsanız, karşılayamadığınız reçetelerin veya yardımcı olamadığınız hastaların tespitini yaptırabilirsiniz. Bu tespit, sistemin çalışmadığının değil, sistemin çalışmaması yüzünden uğranan zararın tespitidir. Zarar da her eczanede farklı şekillerde doğduğu için, bu konuda toplu halde tespit yaptırmak zaten mümkün olamaz.

Kolay gelsin,
Göksun.