10 Ocak 2011 Pazartesi

olmuyor, olmuyorrrr...

Neden yazmadığımı, yazmak istemediğimi anlatamam, sosyal engellerim var. Şimdi kalkıp, "Motivasyonum sizin yüzünüzden kayıp" diyecek halim yok tabii ki. İnsan sosyal bir hayvandır. mış.

Ama Özgür Mumcu güzel demiş, iyi özetlemiş durumu. Yani bunu ilk okuduğumda bu gözle bakmamıştım ama şimdi bakasım geldi:

"Generaller, düşmana karşı tapınakları ve atalarınızın mezarlarını korumak için savaşacaksınız diyorlar. Sözleri yalan ve hile dolu. Hakikat şudur ki, aslında başkalarının zenginliğini ve sefahatini korumak için ölüyorsunuz. Size dünyanın efendisisiniz diyorlar, ancak kendinize ait bir avuç toprağınız bile yok."

Aslında bu Özgür Mumcu'nun kendi yazdığı bir şey değil, onun yaptığı bir alıntı. Asıl sahibi, Tiberius Gracchus isminde bir Antik Romalı. Kim olduğu için linkteki yazıya bakın, şimdi aktarasım yok. Buyrun link: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&Date=27.12.2010&ArticleID=1034111

Hiçbir şey yapmak istemiyorum.

Hiçbir şeyin hiçbir şeye yaradığı yok.

Keşke bir saman çöpü olabilsem... (http://goto.bilkent.edu.tr/gunes/BILGELER/MevlanaSIIR2.htm)

7 Ocak 2011 Cuma

bir avukatın günlüğü

sevgili günlük,

sanırım mesleğini değil kendini seviyor insan aslında. yani, sırf kendini iyi ifade edebildiğin için bir işle uğraşmayı seviyorsan, aslında kendini seviyor olmuyor musun? bunu diyorum.

ben avukat olmayı çok seviyorum çünkü hiç de fena yapmıyorum. mesleki şikayetim, varlıklarını değiştiremeyeceğim insan ve ortamlarla kendimizi ifade anlayışımızın farklı olması değil mi? bunun suçunu mesleğimde bulacak ve ondan vazgeçecek değilim tabii ki.

fakat, her avukat kendi ofisini tatmalıdır. böyle bu.

5 Ocak 2011 Çarşamba

stajyerlere SGK

Günaydın herkese,

Sosyal Güvenlik Kurumu'nu kim harekete geçirdi bilemiyorum, fakat an itibariyle bu kurum yemin ederim bizim birlikten filan daha akıllı.

Stajyer avukatların haline üzülmeyi akıl edebilmişler. Stajyer avukatların da sosyal güvencesi olmasına dair düzenleme içeren torba yasa Komisyon'daymış. Buyrun linki:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/16680501.asp

Bu yasa çıkar mı, çıkarsa bu ne zaman ve nasıl bir kapsamla olur bilmiyorum. Fakat "yalnız ve güzel" stajyer avukatların Hürriyet'e haber olmaları yüzüme acıklı bir gülümseme oturtuyor. Ertuğrul Özkökgillerdenmişim gibi, "Hadi yine iyisiniz, ulusal gazetede çıktınız sizi keratalar" diyen histerik gülümsemeler geçiyor aklımdan. Haberde mevcut durumu "anımsatanın da" Baro/Birlik değil SGK olması ise, az kaldı kahkaha attıracak.

*
Konuyla alakasız not:

Geçenlerde bir şirketin standart iş sözleşmelerini ve İK yönetmeliklerini okuyordum. Bayağı da bilinen, ülke çapında "tanınmış marka" olabilecek bir şirket bu. Kendi bünyelerindeki avukatların İK sistemindeki yerini okuyunca gördüklerime inanamadım, onu da sonra anlatırım. Özetle, avukatların "şirket bünyesinde" çalışmaları lütfen yasaklansın. Ya da avukatlığın tanımı değişsin. Böylesi ayıptır. (Bir ara yazacağım üşenmezsem.)
*
Kolay gelsin,
Göksun.

27 Aralık 2010 Pazartesi

kişisel

Ya ben bu blog olayından sıkıldım. Aslında iyi oluyor, çünkü kendime dair “belge” bırakmak hoşuma gidiyor. Ben kendimi okumayı severim, geçmişi unutmayı ise hiç sevmem. İkisi bir olunca samanlık seyran aslında. Fakat istediğim gibi yapamıyorum.

İşimin gücümün blog olması lazım. “Yani bütün işim gücüm yazmak olacak” :) Çünkü o kadar çok şey geliyor ki aklıma, kendimi olduğum gibi aktarmakta sıkıntı çekiyorum. Kaldı ki, ne kadar uzatırsam o kadar okunmayacak – şimdi çok okunuyor da, o yüzden bu endişe...!

O kadar anahtar sözcük yazmıştım kendime, onları düşündüğüm an gerçekten yazmak da istemiştim, fakat şimdi hiç içimden gelmiyor. Onlar o zaman düşünüldü bitti çünkü, üstünden tonlarca su aktı gitti, şimdi hiç yazasım gelmiyor.

*
Az önce evde börek yaparken tüm ailemi anmış oldum, sonra da “bir börekle herkesi aradan çıkardım” diye kendime güldüm.

Patatesli-kıymalı börek yapıyor olmak bana anneannemi hatırlattı, o öyle yapardı.
Dayım o böreği çok severdi.
Anneannemi anınca dedemi anmaman mümkün değildi.
Böreği tencerede yapınca, yengemi anmak kaçınılmazdı.
Nitekim, kuzenim de yufkayı tavada çeviriverir iki dakkada gözleme yapardı.
Böreğin içini fazla yapmak tam da annemin yapacağı bir iş öte yandan...
Hahaha babam olsaydı “Gözümün önüne koymayın şöyle şeyleri” diye söylenirdi yine.

Böyle böyle mutlu oldum, içim ısındı.

Benzer bir iç ısınmasını sabah da yaşadım, bunu da mutlaka kaydetmeliyim.

Ofisteydim, saat herhalde 10 gibi bir şeylerdi, odamdan duydum ki gelen kişi Gökçe Hanım'ı soruyor. Baktım, bana minik bir çam gelmiş. Canlı ama küçük, minyatür çam. İçinde de güzel bir not yazıyor. İlter göndermiş, o kadar çok sevindim ki anlatamam. İlter’e telefon edemedim sevinçten, çünkü konuşsam ağlardım. Çünkü bunun çok büyük bir simgesel anlamı var. Çiçek gönderen ve içine not yazan bir İlter için iki yıldır bekliyordum ben.

Daha bunun sevinci geçmeden, öğleden önce bir ara, sekreter Züleyha Abla “Göksun bahşişle gel” diye seslendi bana. Yine çiçek, yine not, yine İlter, bu sefer orkide :) O kadar da güzel ki. Şaşkınlık ve sevinçten ağzımı kapatamadım bir süre.

Olay çiçek değil. Çok daha önemli ve güzel bir şey. Bütün romantizmiyle birlikte, bir tür “sonuç alma.” Önemsendiğini gözünle görme elinle tutma. İlter aslında bana çiçek değil, kendime olan güvenimi ve eski güleryüzümü gönderdi. Hiç yapmayacağı şeyleri sırf ben görmek istediğim için yaptı, o gönderdiği şeyler 3-5 liralık bitki değil benim sabrım ve emeğimdi.

Yani çok feci sevindim.

Umarım devamı gelir.

23 Aralık 2010 Perşembe

keyword

ankara'dayım
haz küpü ahahahahaha
dün beyoğlu 2 iş'te yine bekledik ama hakimden değil
06 xxx 06, plakanı seçeceğine...
ankara'da to do list
boşanma meselesi
vilson - sebu
"ensari"
kahvaltıdaki adam-kadın
*
cemevi kuracak olan derneğin kapatılması meselesi
radikal'in zaman gibi pazarlanması

21 Aralık 2010 Salı

Borçlar Kanunu tasarısı

2 yıl önce yazmış ve bir köşede unutmuşum...
*
Borçlar Kanunu, mevcut tasarısı hakkındaki bazı haberlerin şöyle olduğu bir kanun:

- Ev sahibi konutu kiracıya kullanıma hazır bir şekilde teslim etmekle ve sözleşme süresince aynı durumda bulundurmakla yükümlü olacak.

Tamam çok güzel de, kira hukukunun mevcut halinden bu sonucu halihazırda çıkarmıyor olmak pek zor. Adım adım gidelim:

1. Kira bir sözleşmedir.

2. Sözleşmeye konu olan şeyi (ürün, mal, hizmet, kiralanan...) sözleşmenin ifasına hazır bulundurmamak ya da eksik/yanlış ifa başlı başına bir sözleşmeye aykırılık halidir.

3. Sözleşmeye aykırılık halinin seksen bin tane hukuki sonucu vardır ve bu gerçek, hukukun a'sıdır b'sidir.

Bu yeni madde tamamen kağıt israfı, iyi ki söylediniz yani sayın kanun koyucular, tebrikler.

Her hukuki durumu teker teker saymak, son derece "sınırlayıcı" bir davranıştır. Her tür sözleşmeye aykırılık için ayrı ayrı yaptırım maddesi düzenlenecekse, eskaza düzenlenmeyen aykırılık durumunda bittik, artık anlatırız derdimizi "ama ama ama hukuk mantığı, borçlar hukuku sistemi, ilkeler filan... olmuyo mu öyle..." diye. Hakim ise bize "Olmaz öyle canım maddelerle gel" der.

- Aynı maddenin devamında geçen: "Sözleşme süresince aynı durumda bulundurmak"

Bu yanlış bir ifadedir, doğrusu "sözleşme süresince aynı nitelikte bulundurmak" gibi bir şey olmalıdır. Zira mevcut hali itibariyle bazı cevval evsahipleri, belki bazı meslektaşlarımız ve hakimlerimiz, "Biz evi on numara teslim ettik kiracıya, bozmadık hiç, gerisi artık onun bileceği iş..." şeklinde bir iddiada bulunabilirler. Yok öyle bişey sayın seyirciler. Zarar vermemek başka, iyileştirmek başka. Evsahibi eğer evi -misal- boyalı olarak kiraya verdiyse, o evin boyası geldiğinde yine boyatmak zorunda arkadaşım. Niye ben veriyorum parasını, 2 sene sonra çıkacağım evin? Farklı kavramlar dedik evet, zarar vermemek bana, iyileştirmek sana düşer.

Kusurum varsa bana zaten rücu edersin. Gerçi onun için açık hüküm yok, o da genel prensip ama olsun.

- Ev sahibi sözleşme imzalandıktan sonra konutta ortaya çıkacak ayıplardan da sorumlu tutulabilecek.

Yapma yaa... Allah devletime zeval vermesin, hukukta böyle çığırlar açan, olmayanı olduran devletimi Allah başımdan eksik etmesin.

Çocuk mu kandırıyosunuz pardon, böyle bir şeyin zaten olduğunu bilmeyen bir sürü kiracıya sanki orijinal bişey yapmış gibi şirinlik göstererek? Sayın kiracılar, yemeyin siz bunu, bu zaten var, olmaz olur mu allasen? Yani nasıl olmaz, "Dostum İzmirli demişsin ama bu kız zenci" durumlarında biz kiracılar öyle çaresiz, harap ve bitap halde oturmak zorundaydık zaten bugüne kadar. Arkadaşım, "Yalıtımı bilem var" denen bir evin duvarlarında nem mantarları varsa sen gider ümüğüne basarsın o evsahibinin. Kimse yeni bişey icad etmiş gibi hissetmesin kendini.

- Kiracı bu ayıptan dolayı gördüğü zararı, yargı kararı olmaksızın kira bedelinden düşebilecek.

Hayır yani bu maddeyi koyanların arasında sayın hocalarımız Prof. Burcuoğlu var, Prof. Eren var, gerçekten değerli bir kurul hazırlıyor tasarıyı. Kurul çalışmaları esnasında dalga filan geçiyorlar herhalde tasarıyı bekleyen vatandaşla. Bugüne kadar, mahkemeye "Banyo tuvalet tesisatı tamamen yalan durumdaydı, alt kata su akıtıyordu, tüm yeri kırdırıp yeniden dizdirdim, 1500 TL masraf ettim, bu bedelin bu ay ödeyeceğim kiradan düşülmesini saygılarımla arz ve talep ederim." diye dilekçe yazmış veya görmüş bir kiracı veya avukat arkadaş varsa parmak kaldırsın.

Böyle durumlarda evsahibini arar deriz ki "Sayın evsahibi ben bu ay kirayı şu kadar eksik ödüyorum sebebi de budur." Evahibi kabul eder ya da etmez, orada bizim söylemimiz bir izin değil haber niteliğindedir, "Adamcağız 3000 beklerken 2000 TL aldı, kirayı kafadan düştüm sanmasın, sebebini söyleyelim" mahiyetinde bir haber vermedir. Kabul ederse ne ala, etmezse kendi bilir, dava açsın, siz de faturanızla gidin mahkemeye, olaylar gelişsin. Nedir bu Amerika'yı yeniden keşfetmişlik.

- Kiracı, evde yaptığı değişikliğin yarattığı değer artışını evsahibinden talep edebilecek.

Edemeyecek miydik hocam? Olur mu öyle şey? Ben adamın pencerelerini PVC yaptırıp bi de hediye mi bırakıcam? Güzelmiş. bu PVC'nin ya da ne bileyim mutfak dolaplarının filan benden sonraki kiracıya yansıtacağı fazlalığı bana mı vercek evsahibi?

Kaldı ki bir kere kapı gibi sebepsiz zenginleşme hükümleri, olmadı vekaletsiz iş görme hükümleri var. Ama yok illa böyle madde koyucaz gözümüzün gördüğü yere. Sonra efendim "hukuk eğitiminin kalitesizliği..." Sen her yere her şeyi koy, hiç arada bağ kurdurma, sonra efendim "E bu yeni nesil hukuk sistemini bilmeden yetişiyor." Bilmez annem. Böyle olmaz çünkü. Sayın hocam, siz kendi yetiştirdiğiniz hukukçulara "bak sen göremezsin ama ben senin gözüne sokayım, böyledir bu, bilmezsin sen" deme ihtiyacındaysanız bu bizim ayıbımız değil. hatırlatayım.

- Kiracı konuta kasten zarar verise ya da komşular için çekilmez olacak davranışlar sergilerse sözleşme hemen feshedilebilecek.

Oh my God. Bu ne şimdi? Kasten zarar verme zaten kanıtlanması zor bir mesele, ama dersin ki efendim işte bakın evin duvarları yıkılmış dolaplar sökülmüş filan... Somut bişeyler gösterebilirsin, kastı kanıtlamak biraz mesele olur. Peki hocam, "Komşular için çekilmez davranış" ne ola? Karaçarşaflı apartmanında başı açık dolaşmak olabilir mi, ya da ne bileyim, hacı apartmanına içkili gelmek? Alt komşunun kocasıyla kesişmek? Üst komşunun kızıyla sevgili olmak? Balkondan masa örtüsü çırpmak? Çekilmez derken? Neler yapıp yapamayacağımızı da söyleseydiniz tam olsaydı.

Çekilmez davranış ve komşuluk hukukuna uymamak zaten bir fesih sebebidir ve bu da somut olaya göre anlaşılabilir bir şeydir, fakat nasıl yani "hemen"?

Ortada tesbit yok, somutlanan bişey yok, ama sen hemen çık evimden. niye? Evde arabesk müzik dinliyomuşsun bitişik komşu rahatsız oluyomuş... Oldu canım.

Fesih tebliğinin ertesi günü eve gelen tahliye memurunu nasıl çıkarıcaz evden? Dua edelim o da arabesk dinliyor olsun, kafalarız evsahibini belki.

- Kiracı, evsahibinin ziyaret talebini kabul etmekle yükümlü olacak.

İnsani ilişkiler çerçevesinde, bir evsahibi satış, onarım, evi müstakbel kiracısına gösterme gibi durumlarda önceden haber vermek kaydıyla evine girebilir zaten, bunun bi sakıncası yok. (zaten bu da yeni ve ayrı bir madde olarak düzenleniyor, bir kaygınız olmasın...) Ama bu yükümlülük nedir kuzuş? Ben mecbur muyum elin adamına/kadınına her istediğinde "buyur gel" demeye? Farkında mısınız ama orada ben yaşıyorum, benim eşyalarım ve benim özel hayatım sözkonusu. Kabul edilebilir gerekçesi varsa ve ancak benim uygun gördüğüm zamanda gelecekse eyvallah ama onun dışında kusura bakmayın kapımın önüne bile gelemez kendisi. Görmiyim.

- Evsahibi evde acil tadilat yapılması gerektiğini belirterek usta getirirse kiracının bu çalışmaya izin vermesi gerekecek.

Ne? Nası yani? Nası ya şaka mı bu?

Acil tadilat gerektiğinden evsahibine ne, o mu bilecek ben mi bilicem? "Göksun Hanım siz bilmiyosunuz ama çatı su alıyor aslında..." mı diyecek evsahibi? Bu bir.

İkincisi, diyelim ki gerçekten evde tadilat lazım ve evsahibi iyi biri olduğu için yaptırmayı kabul etti sağolsun. Benim istediğim zaman girebilir sadece. O çalışma benim uygun gördüğüm bir zamanda olur. Bunun aksi düşünülemez.

Üçüncüsü, tanımadığım bi rsürü adamla öyle zbam diye özel alanıma girmesine izin veremicem üzgünüm. Bu ne ya, hangi devirde yaşıyoruz, bana evini sevaptır diye kiralamıyo ki evsahibi, eşek yüküyle paramı alıyo benim, bi de böyle gestapo gibi dikilecek mi başımda? Teftiş mi edilicem durup durup? Bu ne ya, sanki bağ bağışlıyor, lütuflarıyla boğuyor beni...

Hadi ordan. Hadi ordan!

20 Aralık 2010 Pazartesi

just for the record

kayıtlara geçsin:

listeye göre 22 aralık perşembe günü gebze'de duruşmam vardı. ofisten arabayla ve arabayı kullanan arkadaşla gidecektim. mis gibi.

önce, perşembe günü ankara'da bir duruşma olduğu ortaya çıktı (bunun nasıl olduğunu bilmiyorum) ve o duruşma bana patladı.

cuma günü ise hiç duruşmam yoktu, bu aslında alışıldık bir durum değil. fakat ne hikmetse, birdenbire, o gün de ortaya bir duruşma çıktı; üstelik o da ankara'da.

yani perşembe günü ankara'ya gidip cuma döneceğim. neden? 30'ar saniye sürecek iki duruşmaya girmek için.

lütfen kayıtlara geçsin:

bir daha böyle bir durumda sesimi yükselteceğim. çünkü cumartesi günü çok güzel bi şehirdışı takvimi yapıp herkese gönderdim, dikkat ricasında bulundum, mehmet abi'ye "buna dikkat edilmezse 'alan gider' uygulanması için eylem yapıcam" dedim ve yapıcam, evet.