selam,
haberleri okurken twitter sekmesini kapatmaya karar verdim, çünkü anlık tepkiyi tivit diye atınca blog yazacak hal kalmıyor. ama burada da laf lafı açtığı için haber okumak bütün günü alan bir eyleme dönüşüyor. yani okusam olmaz okumasam gönül razı değil. of duyarlı olmak çok zor. duyarlılık maaşı alamıyor muyuz, bu da bir tür maluliyet sayılamaz mı? tövbe yarabbim ne saçmalıyorum ben ya tamam.
onu bırakın da, chp anayasa mahkemesi'ne gitmiş, hsyk kanunu'ndan sebep.
hsyk değişikliğinin içeriğini siz biliyorsunuzdur, ben o ara gündemden uzaktaydım. özet geçiyorum, yeni 12 eylül'le zaten değişen hsyk demek yeteri kadar değişmemiş ki, konu 17 aralık sonrası tekrar gündeme geldi. hükümet, hsyk'yı adeta kendisinin irtibat bürosu filan haline getirecek bir kanun değişikliği yapmak istiyor. nitekim bu değişiklikler kabul edildi fakat henüz -şu günlerde twitter'da spam yağmuruna tutulmuş olan- cumhurbaşkanımızın onayından geçmedi. (bu onaydan geçemeyeceğine dair en ufak bir şüphesi olan varsa, yazık yahu rüyasından uyandırmayın.)
chp, henüz onaydan geçmeyen bu kanunu anayasa mahkemesi'ne taşıyarak bunun "yok hükmünde" sayılmasını talep etmiş. sebep de, düzenlemenin anayasa'ya aykırı oluşu.
arkadaşlar izninizle biraz teknikleşeceğim. bu iptal edilebilirlik/batıllık/yokluk konusu biraz karışık. bunların her biri birbirinden farklı şeyler. geçen sene tam da bu farktan bahsettiğim bir makale yazarken çok ağladım, oradan biliyorum. eğer aşağıdaki hukuki bilgilendirme kısmını atlamak isterseniz, bundan sonra trafik cezalarıyla ilgili habere geçeceğim, buyrun oradan devam edelim.
biraz önce "batıllık" dediğim, aslında hukuk terminolojisindeki butlan'ı karşılıyor. son yıllarda buna "kesin hükümsüzlük" deniyor. bu terim, bir şeyin "var" ama hüküm doğuramayacak nitelikte olmasını ifade eder. siz o işlemi aslında yapmışsınızdır, yani var etmişsinizdir, ama aslında hukuken o işlemin hiçbir etkisi yoktur ve olamaz. bu sebeple, sizin o işleme güvenerek yaptığınız sonraki işlemler de hükümsüz olur.tipik benzetme şudur ki butlan, çocuğun ölü doğması halidir. evet çocuk vardır ama aslında yoktur.
yokluk ise, bir anlamda butlan gibidir. yapıldığı sanılan işlemin yine hiçbir etkisi yoktur. ama aslında o çocuk hiç doğmamıştır.
örneğin birinden çek aldınız, daha doğrusu size "çek" denerek bir kağıt verildi. eğer bu kağıt, çek olmanın zorunlu unsurlarını taşımıyorsa, yani aslında hukuken o bir çek değilse, işte buradaki şey artık butlan değil yokluktur. çünkü ortada bir çek yoktur. veya diyelim ki evlendiğinizi sanıyorsunuz ama o kişi meğer nikah memuru değil de üzerine cübbe giyen herhangi biriymiş. nikah defteri yerine bambaşka bir şey imzalamışsınız. işte o evlilik batıl değildir, çünkü zaten hiç yoktur.
yokluk ve butlanın sonuçları da farklıdır. yok olan bir şey, düzeltilemez ya da ihya edilemez. yani olmayan bir şeyin sağıyla soluyla oynayarak onu var edemezsiniz. butlanda ise, işleri toparlama imkanınız vardır, çünkü ortada bir iş vardır. diğer bir fark ise; siz bir işlemin batıl olduğunu bile bile buna göz yummuşsanız, bunu sonradan gündeme getiremezsiniz. "zamanlaması manidar" deyip sustururlar. ama yokluk öyle değildir, yok olan şey hiçbir zaman yoktur, zamanlamanın bir manası olmaz.
iptal edilebilirlik ise çok kısa ve hiç karışık değil. hemen özet geçeyim; tahmin edeceğiniz gibi iptali istenen işlem gayet "vardır" ve hüküm de doğurmuştur. iptal kararı verilene kadar işlem halen yürürlükte ve geçerli olduğu için, o süreçte ona dayanarak yapılan işlemler de meşrudur. iptal edilebilirliği diğerlerinden ayıran şey işte tam olarak da budur.
çok uzattım hemen bağlıyorum. chp'nin bu kanun değişikliğini "yokluk" olarak nitelemesinin gerekçesini anlamadım. diyorlar ki, yapılan değişiklik anayasa'ya aykırıdır o yüzden de yok hükmündedir. nasıl yani? e zaten anayasa mahkemesi'nin varlık nedeni bu değil mi, kanuna uygun olan şeyi sen zaten neden anayasa mahkemesi'ne götüresin? o zaman hiçbir değişiklik aslında yoktu?
kaldı ki bu değişiklik usulüne uygun yapılmış mı? gerekli çoğunluk sağlanmış, gerekli bürokratik sürece uyulmuş, koşullar yerine getirilmiş mi? bu soruların yanıtını bilmiyorum ama olumluysa, o zaman "olmayan" ne? yani ortada bir şey "var," konu bu değil, konu olan şeyin hukuka uygun olup olmadığı. ki bu da artık bir butlan ya da iptal edilebilirlik sorunu.
öte yandan, eğer henüz -şu günlerde twitter'da spam yağmuruna tutulmuş olan- cumhurbaşkanımız onaylamamışsa, kanun değişikliği de henüz yapılmamış demektir. yani ortada daha dava açılacak bir şey dahi yok diye düşünüyorum. bir durun hele, önce değişiklik yapılmış ya da yapılma sürecinin tamamlandığı iddia edilmiş olsun ki hakkında taleplerimiz olabilsin. bu aşamada zaten olmayan ve olmuş gibi yürürlüğe de sokulmayan bir şeyin olmadığının tespitini istemek bana biraz garip geldi açıkçası. acaba chp'liler "zamanlaması manidar" denme endişesine filan mı kapıldılar; ya da içlerinde "durun, hukuk bu değil!" diyen mi yok?
bir göksun, sözünü her zaman tutar ve bunun için lannister olunmasına gerek yoktur. sosyal mesajımızı da böylece verdikten sonra, tuttuğumuz söze geri dönelim.
efendim deniyor ki, trafik yönetmeliği'nde değişiklik yapılmış, artık alkollü araç kullanmanın cezası daha da ağırmış.
pardon sevgili haber yazıcısı arkadaşım, uzayda mı yaşıyorsun?
arkadaşlar o cezalar zaten karayolları trafik kanunu'yla çoktaaan gelmişti. yeni değil, uygulanmaya başlanalı aylar oldu. bugün yayınlanan şey, o kanunun yönetmeliği. yani sadece, uygulanma şekline ilişkin bir yardımcı mevzuat. yeni ceza getirmiyor, mevcut cezanın uygulanma şekline ilişkin bir şey söylüyor.
kaldı ki, sevgili muhtemelen-uzayda-yaşayan arkadaşım, hukuk bilgisinden belli ki yoksunsun ama, seni biraz derin düşünmeye davet ediyorum. kanunda olmayan bir ceza, onun alt normu olan yönetmelikle getirilebilir mi? aklınızda olsun arkadaşlar, bir yasak ya da ceza kanunla düzenlenmemişse, yönetmelikle hiç düzenlenemez. yönetmelikler, tamamen dayanakları olan kanunların sınırları çerçevesinde kalmak zorundadırlar. eğer bunun aksini görürseniz, o yönetmeliğe karşı yargı yolunu işletebilirsiniz. ama onun prosedürünü şimdi anlatmayayım çok uzun.
bu arada yeri gelmişken, o cezayla ilgili söyleyeceklerim de var. kanun ve yönetmelik diyor ki, 0,50 promilin üzerinde alkollü araç kullananın ehliyetini ilk yakalanışta 6 ay alırım. peki tamam. hemen akabinde de diyor ki, ama diyor, eğer sen alkol muayenesini kabul etmezsen, o zaman iki yıl alırım.
nasıl yani? belki polis arıza çıkardı, ben "bir dakika ne oluyor" diyene kadar hoop tomayla girişti arabaya? belki ben daha "içmedim memur bey" derken "neee sen muayeneyi nasıl reddedersin!!!" diyerek yedim cezayı, laga luga derken imzayı da atıverdik? belki gerçekten kafam güzel, daha polis kim muayene nedir diye anlamadan, baktım gitmiş benim ehliyet iki yıl? altı ay gidecekken? nasıl iştir anlamadım.
ben bunu anlamayadururken, bir sonraki haber algımı iyice uçurdu. tipik bir yandaş basın haberi, "operasyonların arkasında cemaat var." tamam diyelim ki var, başkan'ın arkasında kim vardı on yıldır? neden bunları hiç konuşmuyoruz aziz ve muhterem din kardeşlerim?
gerçi onları konuşsak ne olacak, blog tarihimde muhtemelen on milyonuncu kez söylüyorum, memlekette muhalefet mi var? al bak yine bir gariplik, efendim chp'nin sarıyer'de seçime girememe ihtimali varmış. listeleri ysk'ya dokuz dakika da olsa geç teslim etmişler. dokuz dakika demeyin, 2009'da mhp'ye ilişkin emsal karar varmış, 25 dakika yüzünden mhp'nin seçime giremediği bir yer olmuş.
ysk benim de anılarımın olduğu bir kurul, o yüzden dakika hesabına girmeyeceğim. idari kurumlar ve kurullar böyledir, metne çok ağır bağlıdırlar. bu bir hukuk kültürü meselesi.
fakat asıl trajedi, chp'nin bu gecikmesine şaşırmamış oluşumuz. genel başkanının oy kullanamamışlığı olan bir partinin ilçe teşkilatı da böyle şeyler yapabilir, normaldir.
başka bir normallik, paralel devlet kuran bir yapının paralel sendika işine girmesi. iş hukuku benim yumuşak karnımdır, bu alanı çok sever ve çok özel bulurum. (söz bunun gerekçesini de anlatacağım bir gün.) sendikacılık deyince birden gözüm kulağım açıldı. iddiaya göre bu paralel yapı, işçileri örgütleyip sokağa dökmek için bir sürü sendika kuruyormuş.
imdiii, konuya birkaç yerden bakmak lazım. öncelikle şu "sarı sendika" kavramını açıklayalım. bunlar "işverenin araya soktuğu nifaklar" olarak özetlenebilir. yani işveren bir sendikayla gizliden anlaşır, işçiler bir şekilde bu sendikaya üye yapılır, böylelikle hem işçi kenidi örgütlü sanıp mutlu olur, hem de işveren lafını sözünü geçirebildiği kuzu bir sendika bulur, hem de sendika patronları bundan "memnun bırakılır." yani görünüşte herkes mutludur ama olan işçilere olmaktadır. sarı denmesinin de bir sebebi vardı, okumuştum ama hatırlamıyorum. fransa kaynaklı bir terim; fransa'da bu tür oluşan ilk (ya da en büyük) sendikanın binası sarı mıymış neymiş, öyle bir bağlantısı vardı.
"paralel sendikaya" gelirsek; bu sarı sendikayla aynı şey değil anladığım kadarıyla. "işçileri sokağa dökmek amaçlı" olduğu söyleniyor.
siz bu ülkedeki grev yasaklarını bilmiyor musunuz kuzum? işçiler patronları dışında kime karşı sokağa dökülebilirler? siyasi grev, hatta onu bırakın dayanışma grevi, bizim ülkemizde meşru mudur?
öte yandan, eğer veriler doğruysa son dönemde gerçekten bir sürü sendika kurulmuş. örgüt sayısındaki artış, örgütlenmenin de artacağını göstermiyor elbette. hatta ilk etapta bu bilince zarar bile verebilir. ama olsun, aşama kaydetmek iyidir ve işçi örgütlenmelerini artık her adım başında görebiliyor olmak da bir aşamadır. sonra buna alışılır, fazlanın zarar olabileceği görülür ve olaylar gelişir. iş hukuku bilincine yönelik her şeyin bir şeyi var.
bir şeyi olan başka bir şey de, mustafa sarıgül'ün cumhurbaşkanımıza attığı "menşınsız tivit." her yerin kendinde bir adabı var, bu mention'suz taşlama da twitter alemlerine göre "metrobüste yer tutmak" gibi bir şey, yani ancak o kadar muteber. bana yapsalar muhatabımı menşın'layıp "müdür benim bana konuş!" diye bağırırdım.
neyse mustafa bey boş bir koltuk fotoğrafı paylaşıp, "türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı" yazmış. bence bunda hukuken de siyaseten de hiçbir sorun yok, eleştiridir ve hatta bence dikkate de alınmalıdır. fakat bunu haber yapan -ve şu an okuduğum- gazete, öyle bir anlatmış ki, oouuvvv meğer sarıgül bu şekilde cumhurbaşkanına hakaret etmiş olmuş da haberimiz yok. aman allah'ım bu nasıl olabilir, bu nasıl hakaret!!1!!
arkadaşlar tehlikenin farkında mısınız? "interneti ahlaksızlıktan arındıracağız" diyen zihniyetin ahlaksızlık dediği şey bu işte. boş koltuk. boş ya, bildiğiniz boş. üzerinde de "türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı" yazıyor. ama hakaret ve ahlaksızlık... bizim sosyal medya goygoylarımız hepten yalan oldu o halde, geçmiş olsun.
biz bunlarla uğraşırken, biliyorsunuz ukrayna bugünlerde karışık. ölenler 25'i bulmuş, yaralananlar yüzlerce. ben günlerdir başbakanımızdan "burada 3-5 kişinin hesabını yapıyorlar, bakın orada onlarca kişi öldü" benzeri bir açıklama bekliyorum ama gelmiyor. bu ilgisizlik ukrayna batıda kalıyor diye olabilir, bizim bu tarafta olsaydı şimdi oraya asker göndermek için tezkere hesabı yapıyor olurduk.
ah şimdi aklıma geldi, başkan çıkıp "milletimiz üzerinde başarılı olamayan faiz lobisiii, şimdi de ukrayna'yı hedef alıyorrrr!!!" der mi acaba? ama demez ya. ukrayna bizi ilgilendirmiyor, orada sünni kardeşlerimiz zulüm görmediğinden dolayı.
bunun dışında ufak tefek başka haberler de yok değil. mesela çamlıca camii besmelelerle yükseliyormuş, her gün 300 kişilik ekip işe besmeleyle başlıyormuş. allah kabul etsin tabii de, ister misiniz artık binalara da "helal" damgası vurulacak olsun? ben isterim zira nereden bileceğim oturduğum evin temelinde besmele var mı yok mu, şantiye şefi o gün abdestli miydi, kıyafetten taharet kurallarına uyuldu mu? önemli bunlar. rica ederim toki bakanlığımız buna el atsın ve binaların girişine "binamız islami usûllere göre inşa edilmiştir" levhası zorunlu hale gelsin. lütfen.
başka bir ufacık haber, cumhurbaşkanımızın bir hsyk üyesi hakkındaki görüşü. yazının başında hsyk'nın iyice yürütmeye bağlanmak istediğine yönelik bir şeyler vardı zaten ama sayın gül konuyu son derece özet geçmiş, yorumsuz kopyalıyorum. (kaynak: yeni şafak, 19/02/2013 tarihli anasayfa, adres: http://yenisafak.com.tr/politika-haber/hsyk-uyesi-bana-bilgi-vermeliydi-19.02.2014-619653?ref=manset-9 )
"sizin atadığınız bir hsyk üyesinin açıklamaları var. 12 eylül'e benzetiyor. hsyk üyeleri bakanın memuru oluyor diyor.
evet ben atadım. ama benim atadığım üye keşke önce beni brife etseydi. ben herkese açığım."
şimdi lütfen başa dönelim, hem hsyk meselesini hem de müstakbel sansür uygulamalarını tekrar bir düşünelim. ama önce lütfen biri bana açıklasın, şu "brife etmek" nedir?
sevgiler,
göksun.
mutlak butlan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutlak butlan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Şubat 2014 Çarşamba
ne değişiklikler gördüm aslında yoktular...
Etiketler:
abdullah gül,
anayasa mahkemesi,
chp,
hsyk,
internet yasası,
mutlak butlan,
paralel yapı,
recep tayyip erdoğan,
sansür,
yeni anayasa,
yeni şafak,
yokluk
23 Şubat 2012 Perşembe
Dilekçe öğreniyorum - 3 (Sözlük hediyeli)
Pek sevgili arkadaşlar,
Dilekçe serisi daha uzuuun uzun gidebilecek gibi. Ama sıkılacağımdan endişeleniyorum, zira çabuk sıkılmak benim karakterimdir.
Bu sebeple, formatı değiştirip size bir "hukuk sözlüğü" yazmaya karar vermiştim. Öyle de başladım. Ama yazarken baktım ki, yine dilekçe yazmayı öğretmeye kaymışım, üçüncü bölümü yazmış olmuşum.
Bir sözlükten beklenen alfabetik sırayla yazılmış olması ise de, "etiketler" işlevi ve ctrl+f imkanı varken, sıra derdine düşesim gelmedi açıkçası. Aklıma estiği sırayla yazıyorum, derslerimiz interaktiftir, her türlü yoruma açığız.
Önce alıştığımız kullanımlarını, sonra bunların "Türkçeleştirilmişlerini" söylüyorum.
Yoksa siz hala, Türkçeleştiremediklerimizden misiniz?
*
Fuzuli şagil / Haksız işgalci: Bir tür "bana hayrı olmayan kilisenin papazı." Dertleşmeyen arkadaş, sevmeyen sevgili, sevişmeyen fuckbuddy. Gibi.
Hukuk dilinde bu kavram, bildiğin, kira mira vermeden gelip senin dükkana çöreklenmiş fırsatçı. Lan insan bari bayramlarda bi el öper.
*
Mutlak butlan / Kesin hükümsüzlük: Senin "olduğunu" sandığın şeyin aslında "olmaması" durumu. Sevgilisi olan bir adamın seninle de sevgili gibi olması gibi. (Burada tek eşli ve kapalı ilişkiler esas alınmıştır.) Misal ilk buluşma sonrası adamın seni evine bırakmaması halinde, adam kendi evine giderken "Nası da manita yaptım lan heyt be" diye düşünedursun, sen onun kuyruğuna tenekeyi aklında çoktan bağlamışsındır. O geceki buluşma da mutlak butlanla batıldır. Böyle şeyler. Bu arada "mutlak butlanla batıl olmak" diye kullanıyoruz bunu, evet.
Hukuki metinlerde ise, sözleşmenin geçerlilik şartını yerine getirmeden iş yapmak istediğin zaman karşına çıkar bu. Misal kanun açık açık yazmış, "Senette ismin cismin yazılı olacak" diye. Yazmamışsın. Geçersizdir işte o, mutlak butlandır.
Tektaş olmadan yapılan evlenme teklifinin mahiyeti ise, doktrinde tartışmalı... Bence mutlak butlan bile değil direkt olarak "keenlemyekûn," ama mesela nisbi butlan diyen de var. Bu kavramları da görüciiz.
*
Nisbi butlan / Nisbi hükümsüzlük: Mutlak butlanın bir "tık" altı. Mesela adam ilk gece evine bıraktı ama ertesi sabah aramadı. Bu nisbi butlandır. Yani istersen o gece yaşanmış olur yine, ortada "düzeltilebilir" bir durum vardır. Adam özür diler, "Şarjım bitmişti kusura bakma eşeklik ettim" der, sen de "Feysbuk'tan mesaj da mı atamadın" diye kurcalamazsan öpüşür barışırsınız.
Hukuki olaylarda nisbi butlan, "düzetilebilir irade fesadı" hallerinde sözkonusu olur. İrade fesadı için lütfen soldan devam ediniz, daha ona sıra gelmedi.
*
Keenlemyekûn / Yokluk: "Yok böyle bir şey." Tanımayacağınız, tanımanız da gerekmeyen durumlar buna girer. Mesela sevgiliniz ya da "partneriniz" sizin arkadaşlarınızla görüşmenize karışırsa, bu karışması "yok" hükmündedir, çünkü kendisinin böyle bir yetkisi yoktur. Ayrıca hemen coşmayalım, aynı yetkisizlik sizin için de geçerli canlarım.
Buna Ekşisözlük'te çok güzel bir örnek buldum, paylaşmadan edemeyeceğim: "biri sizi ilçe sular idaresine dilekçe vererek başbakanlığa teklif etse, ilçe esnaf odası da bunu onaylayıp durumu muhtarlıklara tebliğ etse, bu işlemin iptal edilmesi gerekmez. bu duruma şahit olanın gülüp geçmesi gerekir. iptal edilmesi için bir yere müracaat etmek gerekmez." (Link: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=19387272)
Hukuk dünyasında şöyle oluyor, mesela "evlendim" diyorsun ama nikah işine girmedin hiç. Olmadı işte o, yok orada bir evlilik. Varlık koşulunu yerine getirmeyince, var olamıyorsun haliyle.
*
İrade fesadı / İrade sakatlanması: Ay en sevdiğim şey... Mesela sen, güzel biraderim, kızı görünce dibin mi düştü... Bir de onun "duş çıkışına" bak derim ben. O fondötenli surata ve dik kalçalara bakınca sende irade filan kalmadı tabii ama, bak bakalım, üst-baş çıkınca da öyle kalıyor muymuş hatun kişi...
Ya da sen sevgili bacım, adamın gönderdiği çiçeklere, attığı mesajlara, akşam gelip seni işten almasına filan tav oldun ama... Ahah, üç günlük çıkmasın mı onlar hep? İrade fesadı bunlar işte. Sen bir fikir, bir his, bir karar oluşturuyorsun, ama bir bakıyorsun ki, sana o kararı verdiren şeyler bir bir yanlış çıkıyor yalan oluyor.
Dava dosyalarında bunu, hile yapılan durumlarda filan görüyoruz. Mesela size "aaa bunu çamaşır makinesinde çok rahat yıkarsınız" diye satılan bin liralık bilmem ne marka bluz, makineye bir girişte ziyan olmuşsa, buyrun sizi en yakın tüketici mahkemesine alalım. Ki var bunlar, bluz deyip geçmeyin.
*
(İrade fesadının bir türü olarak)
Saik hatası: Sizi o işi yapmaya ikna eden şeyin direkt kendisinin "yalan" olması. Sen o hatunu sırf "gerçek sarışın" diye beğendin, bir hafta sonra boyası gelince gördün ki alttan kestane teller çıkıyor... Ya da, kızcağız nereden bilsin, pantolonun içinde çorap olduğunu... Bir tek oraya bakıp karar verdi, elinde patladı.
Hakimlere bunu, "Müvekkilin bu sözleşmeyi yapmaktaki amacı, davalı tarafından verilecek hizmetten faydalanmaktır. Fakat davalı, aslında vermesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı bir hizmeti verecekmiş gibi görünerek, müvekkil bakımından ağır bir saik hatası oluşmasına sebebiyet vermiştir." gibi anlatıyoruz. Hizmet derken, gerçek sarı saç sevdirme hizmeti mesela.
*
(İrade fesadının başka bir türü olarak)
Gabin: Meriç. Ya da Önder Somer. Hüseyin Peyda. Ortası yok, o kadar nalet.
İçten pazarlık, düşene bir tekme daha vurma, bir "hep bana'cılık"... bunlarda hep. Mesela bir hatun olarak sevgilinden mi ayrıldın, bu Meriç hemen biter yanında. "Canım, sen bunları hiç hak etmiyorsun, o senin kıymetini bilememiş, üzülme artık o adam için..." diye başlar, ertesi gün kendinizi o adamı öperken bulursunuz. Burada, Meriç senin "hiffetinden" faydalanmıştır.
Ya da mesela, "Kızlar beni beğenmiyor :(" derdiyle tutuşmaktasındır, yalnızlıktan ölmek üzeresindir. Kızın biri gelir seni sever görünür, tam da en ihtiyacın olan şeydir, hayata dönersin. Bunun karşılığını da kıza bir kredi kartı vererek ödersin. Artık evine ilk hangi bankanın haczi gelirse tüm malları o kaldırır - diyeceğim, ev haczi de kalktı... Burada ise, hatun seni "müzayaka" halinde yakalamış ve affetmemiştir.
Dilekçelerde bunu "Davalı taraf, müvekkilin içinde bulunduğu müzayaka halinden faydalanmak suretiyle yüksek miktarda maddi kazanç elde etmiştir." gibi ifade ediyoruz. "Kaltak" diyerek değil.
*
Ayıba karşı tekeffül / Ayıptan sorumluluk: Hah işte bu kavram, irade fesadı hallerinde kullanılabilir. Yani şu demek oluyor, hani vardı ya sizin gerçek sarışın sandığınız kız, işte ona gidip "ya bana senin için yaptığım harcamayı geri ver, ya da gerçek sarışın bir kız bul" diyorsunuz. Tefekkül hükümleri sizi "kandıran" tarafı, bu kandırmacayı telafi etmeye zorlamak için düşünülmüş şeyler.
Hemen uygulayalım: "Davalı taraf, müvekkili sözleşme yapmaya ikna etmek için sözleşme konusu hizmet hakkında pek çok vaatte bulunmuştur. Bununla birlikte, davalının taahhüt ettiği edimleri yerine getirmesinin imkansız olduğu, sözleşmenin ifası aşamasına gelindiğinde açıkça ortaya çıkmıştır. Hal böyle olunca, müvekkilin sözleşme kapsamında ifa ettiği ödemelerin iadesini veya hizmetin misliyle değiştirilmesini talep etmesi kaçınılmazdır." Nasıl?
*
Ve son olarak...
*
Zapta karşı tekeffül - Zapttan sorumluluk: Bu açık ve net. Sevgilin üzerinde başka "hak sahibi" olmayacak. Şimdi bunu sadece "tek eşlilik" olarak düşünmeyin. Mesela sevgiliniz annesinin sözünden çıkmıyorsa, bu da bir "zapt" olur, bu da tazminat gerektirir.
Şöyle yazıyoruz: "Müvekkil, davalı ile sözleşme müzakereleri sırasında, davalının annesinin davalı ve yapılacak olan sözleşme üzerindeki etkisi hakkında bilgilendirilmemiştir. Müvekkilin önceden bilmediği ve bilebilecek durumda olmadığı bu müdahaleye katlanması kendisinden beklenemez. Kaldı ki, bir ilişkide taraflardan birinin annesinin adeta bir karar mercii olarak görülüyor olması, ilişki kavramına ve hayatın olağan akışına da aykırıdır. Bu itibarla, davanın kabulüne, müvekkilin sözleşme kapsamında uğradığı zararların tazminine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygı ile vekaleten talep ederiz."
Bunu anneye göre yazdım, eğer ortada bir "aldatma" durumu varsa bence daha ağır yazın.
Bir de lütfen dikkat edin, avukat arz değil talep eder. Hem "arz edip" sonra da "duruşmada oturtmuyorlar bizi yeaaa" demeyin, komik oluyor.
*
Çok sevgiler, sorunsuz günler...
Göksun :)
Dilekçe serisi daha uzuuun uzun gidebilecek gibi. Ama sıkılacağımdan endişeleniyorum, zira çabuk sıkılmak benim karakterimdir.
Bu sebeple, formatı değiştirip size bir "hukuk sözlüğü" yazmaya karar vermiştim. Öyle de başladım. Ama yazarken baktım ki, yine dilekçe yazmayı öğretmeye kaymışım, üçüncü bölümü yazmış olmuşum.
Bir sözlükten beklenen alfabetik sırayla yazılmış olması ise de, "etiketler" işlevi ve ctrl+f imkanı varken, sıra derdine düşesim gelmedi açıkçası. Aklıma estiği sırayla yazıyorum, derslerimiz interaktiftir, her türlü yoruma açığız.
Önce alıştığımız kullanımlarını, sonra bunların "Türkçeleştirilmişlerini" söylüyorum.
Yoksa siz hala, Türkçeleştiremediklerimizden misiniz?
*
Fuzuli şagil / Haksız işgalci: Bir tür "bana hayrı olmayan kilisenin papazı." Dertleşmeyen arkadaş, sevmeyen sevgili, sevişmeyen fuckbuddy. Gibi.
Hukuk dilinde bu kavram, bildiğin, kira mira vermeden gelip senin dükkana çöreklenmiş fırsatçı. Lan insan bari bayramlarda bi el öper.
*
Mutlak butlan / Kesin hükümsüzlük: Senin "olduğunu" sandığın şeyin aslında "olmaması" durumu. Sevgilisi olan bir adamın seninle de sevgili gibi olması gibi. (Burada tek eşli ve kapalı ilişkiler esas alınmıştır.) Misal ilk buluşma sonrası adamın seni evine bırakmaması halinde, adam kendi evine giderken "Nası da manita yaptım lan heyt be" diye düşünedursun, sen onun kuyruğuna tenekeyi aklında çoktan bağlamışsındır. O geceki buluşma da mutlak butlanla batıldır. Böyle şeyler. Bu arada "mutlak butlanla batıl olmak" diye kullanıyoruz bunu, evet.
Hukuki metinlerde ise, sözleşmenin geçerlilik şartını yerine getirmeden iş yapmak istediğin zaman karşına çıkar bu. Misal kanun açık açık yazmış, "Senette ismin cismin yazılı olacak" diye. Yazmamışsın. Geçersizdir işte o, mutlak butlandır.
Tektaş olmadan yapılan evlenme teklifinin mahiyeti ise, doktrinde tartışmalı... Bence mutlak butlan bile değil direkt olarak "keenlemyekûn," ama mesela nisbi butlan diyen de var. Bu kavramları da görüciiz.
*
Nisbi butlan / Nisbi hükümsüzlük: Mutlak butlanın bir "tık" altı. Mesela adam ilk gece evine bıraktı ama ertesi sabah aramadı. Bu nisbi butlandır. Yani istersen o gece yaşanmış olur yine, ortada "düzeltilebilir" bir durum vardır. Adam özür diler, "Şarjım bitmişti kusura bakma eşeklik ettim" der, sen de "Feysbuk'tan mesaj da mı atamadın" diye kurcalamazsan öpüşür barışırsınız.
Hukuki olaylarda nisbi butlan, "düzetilebilir irade fesadı" hallerinde sözkonusu olur. İrade fesadı için lütfen soldan devam ediniz, daha ona sıra gelmedi.
*
Keenlemyekûn / Yokluk: "Yok böyle bir şey." Tanımayacağınız, tanımanız da gerekmeyen durumlar buna girer. Mesela sevgiliniz ya da "partneriniz" sizin arkadaşlarınızla görüşmenize karışırsa, bu karışması "yok" hükmündedir, çünkü kendisinin böyle bir yetkisi yoktur. Ayrıca hemen coşmayalım, aynı yetkisizlik sizin için de geçerli canlarım.
Buna Ekşisözlük'te çok güzel bir örnek buldum, paylaşmadan edemeyeceğim: "biri sizi ilçe sular idaresine dilekçe vererek başbakanlığa teklif etse, ilçe esnaf odası da bunu onaylayıp durumu muhtarlıklara tebliğ etse, bu işlemin iptal edilmesi gerekmez. bu duruma şahit olanın gülüp geçmesi gerekir. iptal edilmesi için bir yere müracaat etmek gerekmez." (Link: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=19387272)
Hukuk dünyasında şöyle oluyor, mesela "evlendim" diyorsun ama nikah işine girmedin hiç. Olmadı işte o, yok orada bir evlilik. Varlık koşulunu yerine getirmeyince, var olamıyorsun haliyle.
*
İrade fesadı / İrade sakatlanması: Ay en sevdiğim şey... Mesela sen, güzel biraderim, kızı görünce dibin mi düştü... Bir de onun "duş çıkışına" bak derim ben. O fondötenli surata ve dik kalçalara bakınca sende irade filan kalmadı tabii ama, bak bakalım, üst-baş çıkınca da öyle kalıyor muymuş hatun kişi...
Ya da sen sevgili bacım, adamın gönderdiği çiçeklere, attığı mesajlara, akşam gelip seni işten almasına filan tav oldun ama... Ahah, üç günlük çıkmasın mı onlar hep? İrade fesadı bunlar işte. Sen bir fikir, bir his, bir karar oluşturuyorsun, ama bir bakıyorsun ki, sana o kararı verdiren şeyler bir bir yanlış çıkıyor yalan oluyor.
Dava dosyalarında bunu, hile yapılan durumlarda filan görüyoruz. Mesela size "aaa bunu çamaşır makinesinde çok rahat yıkarsınız" diye satılan bin liralık bilmem ne marka bluz, makineye bir girişte ziyan olmuşsa, buyrun sizi en yakın tüketici mahkemesine alalım. Ki var bunlar, bluz deyip geçmeyin.
*
(İrade fesadının bir türü olarak)
Saik hatası: Sizi o işi yapmaya ikna eden şeyin direkt kendisinin "yalan" olması. Sen o hatunu sırf "gerçek sarışın" diye beğendin, bir hafta sonra boyası gelince gördün ki alttan kestane teller çıkıyor... Ya da, kızcağız nereden bilsin, pantolonun içinde çorap olduğunu... Bir tek oraya bakıp karar verdi, elinde patladı.
Hakimlere bunu, "Müvekkilin bu sözleşmeyi yapmaktaki amacı, davalı tarafından verilecek hizmetten faydalanmaktır. Fakat davalı, aslında vermesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı bir hizmeti verecekmiş gibi görünerek, müvekkil bakımından ağır bir saik hatası oluşmasına sebebiyet vermiştir." gibi anlatıyoruz. Hizmet derken, gerçek sarı saç sevdirme hizmeti mesela.
*
(İrade fesadının başka bir türü olarak)
Gabin: Meriç. Ya da Önder Somer. Hüseyin Peyda. Ortası yok, o kadar nalet.
İçten pazarlık, düşene bir tekme daha vurma, bir "hep bana'cılık"... bunlarda hep. Mesela bir hatun olarak sevgilinden mi ayrıldın, bu Meriç hemen biter yanında. "Canım, sen bunları hiç hak etmiyorsun, o senin kıymetini bilememiş, üzülme artık o adam için..." diye başlar, ertesi gün kendinizi o adamı öperken bulursunuz. Burada, Meriç senin "hiffetinden" faydalanmıştır.
Ya da mesela, "Kızlar beni beğenmiyor :(" derdiyle tutuşmaktasındır, yalnızlıktan ölmek üzeresindir. Kızın biri gelir seni sever görünür, tam da en ihtiyacın olan şeydir, hayata dönersin. Bunun karşılığını da kıza bir kredi kartı vererek ödersin. Artık evine ilk hangi bankanın haczi gelirse tüm malları o kaldırır - diyeceğim, ev haczi de kalktı... Burada ise, hatun seni "müzayaka" halinde yakalamış ve affetmemiştir.
Dilekçelerde bunu "Davalı taraf, müvekkilin içinde bulunduğu müzayaka halinden faydalanmak suretiyle yüksek miktarda maddi kazanç elde etmiştir." gibi ifade ediyoruz. "Kaltak" diyerek değil.
*
Ayıba karşı tekeffül / Ayıptan sorumluluk: Hah işte bu kavram, irade fesadı hallerinde kullanılabilir. Yani şu demek oluyor, hani vardı ya sizin gerçek sarışın sandığınız kız, işte ona gidip "ya bana senin için yaptığım harcamayı geri ver, ya da gerçek sarışın bir kız bul" diyorsunuz. Tefekkül hükümleri sizi "kandıran" tarafı, bu kandırmacayı telafi etmeye zorlamak için düşünülmüş şeyler.
Hemen uygulayalım: "Davalı taraf, müvekkili sözleşme yapmaya ikna etmek için sözleşme konusu hizmet hakkında pek çok vaatte bulunmuştur. Bununla birlikte, davalının taahhüt ettiği edimleri yerine getirmesinin imkansız olduğu, sözleşmenin ifası aşamasına gelindiğinde açıkça ortaya çıkmıştır. Hal böyle olunca, müvekkilin sözleşme kapsamında ifa ettiği ödemelerin iadesini veya hizmetin misliyle değiştirilmesini talep etmesi kaçınılmazdır." Nasıl?
*
Ve son olarak...
*
Zapta karşı tekeffül - Zapttan sorumluluk: Bu açık ve net. Sevgilin üzerinde başka "hak sahibi" olmayacak. Şimdi bunu sadece "tek eşlilik" olarak düşünmeyin. Mesela sevgiliniz annesinin sözünden çıkmıyorsa, bu da bir "zapt" olur, bu da tazminat gerektirir.
Şöyle yazıyoruz: "Müvekkil, davalı ile sözleşme müzakereleri sırasında, davalının annesinin davalı ve yapılacak olan sözleşme üzerindeki etkisi hakkında bilgilendirilmemiştir. Müvekkilin önceden bilmediği ve bilebilecek durumda olmadığı bu müdahaleye katlanması kendisinden beklenemez. Kaldı ki, bir ilişkide taraflardan birinin annesinin adeta bir karar mercii olarak görülüyor olması, ilişki kavramına ve hayatın olağan akışına da aykırıdır. Bu itibarla, davanın kabulüne, müvekkilin sözleşme kapsamında uğradığı zararların tazminine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygı ile vekaleten talep ederiz."
Bunu anneye göre yazdım, eğer ortada bir "aldatma" durumu varsa bence daha ağır yazın.
Bir de lütfen dikkat edin, avukat arz değil talep eder. Hem "arz edip" sonra da "duruşmada oturtmuyorlar bizi yeaaa" demeyin, komik oluyor.
*
Çok sevgiler, sorunsuz günler...
Göksun :)
Etiketler:
ayıba karşı tekeffül,
fuzuli şagil,
gabin,
hiffet,
irade fesadı,
keenlemyekün,
mutlak butlan,
müzayaka,
nisbi butlan,
saik hatası,
yokluk,
zapta karşı tekeffül
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)