29 Aralık 2011 Perşembe
Cezada temyiz harcı kalktı.
Haberi sabah mail grubuna göndermiştim ama buradan duyurmayı unuttum...
Ceza temyizi için verdiğimiz 40 liralık harç iptal edilmiş. İptal hükmü 6 ay sonra yürürlüğe girecekmiş.
Bu harç 31 Mart 2011 tarihli bir kanunla gelmişti. İptali ise yürürlüğe (neredeyse) Haziran 2012'de girecek.
Eğer "Abi biz harcı koyalım, AYM'ye gidilip bir karar verilip o karar yürürlüğe girene kadar ne toplarsak artık..." dememişlerse, ben de bu ülkeyi hiç tanımıyorum.
Çok sevgiler,
Göksun.
Etiketler:
resmi gazete,
temyiz harcı
28 Aralık 2011 Çarşamba
Bi CHP vardı ne oldu ona?
Arkadaşlar günaydın,
Resmi Gazete bugün çok kalabalık ve bizi ilgilendiren şeyler de var içinde.
Önce "ilgilendirmeyenleri" aradan çıkaralım.
- Kaliteli Çay Yaprağı Temini Amacıyla Budamaya Tabi Tutulan Çaylıklar Nedeniyle Üreticilerin Uğradığı Gelir Kaybının Tazminine Dair Karar diye bir şey var, bunu biliyor muydunuz? Bir daha "Nerde bu devlet!" derken lütfen o devletin budanmış çay yapraklarını bile düşündüğünü aklınızdan çıkarmayın taam mı? "Leave the Tayyip alone!"
- Genel Sağlık Sigortası Kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzleme Sürecine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik yayınlanmış. Kurcalamadım, karışık geldi.
Ben sosyal güvenlik hukukunu zaten ezelden beri sevmem (Ama Ömer Hoca'yı çok severim o ayrı) çünkü çok naalet bir hukuktur. Bir devlet, kendi vatandaşına yapacağı -üstelik de zorunlu- yardımı bu kadar saçma sapan detaya boğar mı ya? Bir ülkenin sosyal güvenlik mevzuatı ne kadar karışıksa o ülke o kadar adam olmaz diyorum. Bizimkinin de malum, maşallahı var... Bakacaksın bana kardeşim, hem nazlanma, senin de hoşuna gidecek...
- Muhtelif AYM kararları var, hepsini saymadım ama -abartmıyorum- belki 40 ayrı düzenlemenin iptali istenmiş. Bunlardan saaadece iki tanesi iptal edilmiş. Onlar da İmar Kanunu'nun Ek 3 maddesine ilişkin. Adamlar "kanun yetmiyor" diye "ek madde" koyuyorlar, sonra o madde de iptal ediliyor. Çok güzeliz. Sıradaki şarkı annemden, kanunkoyucular için geliyor: "Yamalıklı böğrü neler ister gönlü..."
Yalnız şu istatistik enteresan... Bi CHP vardı ya bi ara, hala var mı bilmiyorum... Şimdi bu parti, müt-temadiyen AYM'ye gidiyor tamam mı. Düzenli takip ettiğim tek gazete Resmi Gazete olduğundan mütevellit, biraz (!) gecikmeli de olsa hepsinden haberdar oluyorum.
Bugünkü RG onlara çıkmış adeta. 21 tanesi Sosyal Güvenlik Kanunu, 7 tanesi Tanık Koruma Kanunu, 7'si de başka bir torba kanuna ilişkin olmak üzere tam 35 ayrı iptal talebinde bulunmuşlar, bunlardan iki tanesini kabul ettirebilmişler... (Yukarıda dediğim, İmar Kanunu ile ilgili olanlar bunlar işte.)
Eğer "Bizim ne kadar muhalif ruhlu olduğumuz, yılmadan açtığımız davalardan belli..." diye düşünüyorlarsa, kusura bakmasınlar, ben bu RG bültenini sadece belirli insanlara yayabilirim... Tüm mail adreslerine de "Bakın bakın bakın Kılıçdar Bey yine dava açmış, bakın nasıl koşuyor hakkınızın peşinden..." diye yazıp gönderemem ki. Bence bu tip icraatlarını bi "forward mail" haline getirsinler, "bu maili on dakika içinde on kişiye yollamazsan CHP senin iptalin için dava açacak" filan muhabbeti dönsün.
Bu arada şaka bir yana, kararları detaylı okumuyorum, harbiden de haklı olabilirler, saygı duyarım. Ben burada onu konuşmuyorum. Özetle diyorum ki, üstünden Deniz Baykal cuntası geçmiş bir partiden olup olacağı budur diyorum.
- Eveeeet, şimdi gelelim fasulyenin faydalarına...
Arkadaşlar, Avukatlık Kanunu tasarısı nasıl gidiyor bilmiyorum ama, biz ne dersek diyelim adamlar kararlı, yabancı bürolar gümbür gümbür geliyor. Zira TBB Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliği'nde değişiklik yapılmış ve yabancı bürolar, yabancı sermaye olmaları bağlamında Hazine'den izin belgesi almak zahmetinden kurtarılmış.
Yönetmelik md.7/e-1 kaldırılmış ki şunu istiyordu: Yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde Türkiye'de faaliyette bulunabileceğine ilişkin Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünden alınmış izin belgesi, (Buyrun: http://www.barobirlik.org.tr/mevzuat/avukata_ozel/yonetmelikler/ortaklik.aspx)
İkinci bir haber, Adli Yardım Yönetmeliği değişmiş. Artık canlarının istediğine daha fazla para verebilecekler.
İki madde arasındaki yedi farkı bulunuz:
Eski: "Adli yardımla görevlendirilen avukata, görevlendirmeye konu iş için asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücret peşin ödenir. Aynı işe birden fazla avukat görevlendirilemez. Ancak görevden çekilen avukatın yerine yeni görevlendirilen avukata ayrıca ücret ödenir."
Yeni: "“Adli yardımla görevlendirilen avukata, görevlendirmeye konu iş için asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücret baro yönetim kurulu kararı ile peşin ödenir. Ancak yargılama sırasında avukatın, harcayacağı emek ve mesai ile davanın önem ve özelliğini açıklayan talebi üzerine, davanın niteliği de göz önünde bulundurularak, asgari ücret tarifesinde gösterilen maktu ücretin bir katına kadarının ödenmesine baro yönetim kurulunca karar verilebilir. Aynı işe birden fazla avukat görevlendirilemez. Ancak görevden çekilen avukatın yerine görevlendirilen yeni avukata ayrıca ücret ödenir.”
Evet sevgili genç kardeşlerim, CMK zaten yalan bir şeydi, adli yardımı da bu şekilde şeyettiler. "Madem bunun bir sırası var ve buna müdahale etmek sıkıntılı, e bari bizimkilere fazla para verelim..." diyerekten.
Şimdi ben ulusalcılarla cemaatçileri neden sevmem biliyor musunuz, insanın bebekliğinden itibaren içine işlenen aidiyet duygusuyla oynadıkları için. (İkisini saydığıma bakmayın, bununla oynayan hiçkimseyi sevmem.)
İşte bu hukukçu (!) milletini de o yüzden sevmiyorum. İnsanın mayasında olan saf adalet duygusunu bu kadar hunharca katlettikleri için.
Neyse zaten asabiyim, ağır konuşmuştum da sildim. Bloguma filan da koyuyorum ben bunları, durduk yerde agresyon yapmayalım.
Ama anladınız siz.
Çok sevgiler,
Göksun.
Etiketler:
adli yardım,
barolar birliği,
chp,
genel sağlık sigortası,
resmi gazete,
sosyal güvenlik,
yabancı hukuk büroları
25 Aralık 2011 Pazar
Vatan yahut Seyşeller...
(Tarihlerden 22 Aralık 2011, günlerden perşembe...)
Arkadaşlar günaydın,
Bedelli'nin usûl ve esasları yayınlanmış, buyrun: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm
18 maddelik bişey, kolay okunuyor. Aklıma kalanlara göre, eğer bedeli ödedikten sonra askerlik hizmeti kapsamından çıkarılır veya ödemeniz sürerken askerliğe elverişsiz hale gelirseniz, paranız iade ediliyor.
Bedeli isterseniz bir defada, isterseniz yarısı peşin öbür yarısı 6 ayda ödüyorsunuz. Vade farkı yok ama peşin indirimi de yapmıyorlar.
Yalnız benim en sevdiğim madde şu oldu; eğer siz "taam ben askerliğe elverişli değilim ve buna ilişkin raporum da var, ama bak ölümü gör, ben de bedelliden faydalanmak istiyorum..." diyorsanız, bu usûl ve esaslar sizi de asker yapabiliyor. Parayı verip bu şerefe nail olabiliyorsunuz. Of çok mutluyum.
İki de sorum olacak; şimdi ben 15bin lirayı verdim, öbür 15bin'i de ödeme sürecindeyim...
- Eğer o arada bana karşı suç işlenirse askere karşı mı olacak o suç?
- Eğer ödemeyi yapmaz ya da ne bileyim, bir şekilde ödemede dolandırıcılık yaparsam, askeri suça girecek mi bu?
**
Aynı RG diyor ki, başka bir BK kararında, Seyşeller'le vizemiz kalkmış.
Bunu "Olm bak bedelliye vereceğin parayla tatilin kralını yaparsın, iyi düşün..." mesajı vermek için bugün yayınlamış olabilirler.
Fakat ben "Olm bak askere gitmezsen Seyşeller'e gidersin" şeklinde bir telkini daha uygun buldum.
Çok sevgiler, bol tatiller, ilk hedefimiz Seyşeller, falan filan...
Göksun.
Arkadaşlar günaydın,
Bedelli'nin usûl ve esasları yayınlanmış, buyrun: http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111222.htm
18 maddelik bişey, kolay okunuyor. Aklıma kalanlara göre, eğer bedeli ödedikten sonra askerlik hizmeti kapsamından çıkarılır veya ödemeniz sürerken askerliğe elverişsiz hale gelirseniz, paranız iade ediliyor.
Bedeli isterseniz bir defada, isterseniz yarısı peşin öbür yarısı 6 ayda ödüyorsunuz. Vade farkı yok ama peşin indirimi de yapmıyorlar.
Yalnız benim en sevdiğim madde şu oldu; eğer siz "taam ben askerliğe elverişli değilim ve buna ilişkin raporum da var, ama bak ölümü gör, ben de bedelliden faydalanmak istiyorum..." diyorsanız, bu usûl ve esaslar sizi de asker yapabiliyor. Parayı verip bu şerefe nail olabiliyorsunuz. Of çok mutluyum.
İki de sorum olacak; şimdi ben 15bin lirayı verdim, öbür 15bin'i de ödeme sürecindeyim...
- Eğer o arada bana karşı suç işlenirse askere karşı mı olacak o suç?
- Eğer ödemeyi yapmaz ya da ne bileyim, bir şekilde ödemede dolandırıcılık yaparsam, askeri suça girecek mi bu?
**
Aynı RG diyor ki, başka bir BK kararında, Seyşeller'le vizemiz kalkmış.
Bunu "Olm bak bedelliye vereceğin parayla tatilin kralını yaparsın, iyi düşün..." mesajı vermek için bugün yayınlamış olabilirler.
Fakat ben "Olm bak askere gitmezsen Seyşeller'e gidersin" şeklinde bir telkini daha uygun buldum.
Çok sevgiler, bol tatiller, ilk hedefimiz Seyşeller, falan filan...
Göksun.
Etiketler:
bedelli askerlik,
resmi gazete
24 Aralık 2011 Cumartesi
Kürk önemli yalnız.
(Bunu bu ayın başında yazmışım. Ben o kararı vermiştim, daha doğrusu zaten başka türlüsü mümkün değildi ki zaten...)
Acilen bir karar vermem lazım.Ya "avukat gibi" görünüp "avukat hanım" egosu yaşayacağım,
Ya da kendi halimde devam edip, 27.5 yaşında hala "ilk işiniz mi?" diye sorulmasıyla mutlu olacağım.
İlkini yaparsam, müvekkil nezdinde daha ağır algılanıp, avukat gibi görünmem halinde bana iltifat etme sözü veren adamla devam edeceğim.
İkincide kalırsam, "bodur tavuk her dem piliç" olmaya devam edecek.
İlkindeki ego tehlikeli. Beni bozar. Ki ben bu egoyu yaptığım dakika, en başta o bana iltifat etme sözü veren adamın kendisi kaçar.
İkincisindeki hal ise, para kazandırmıyor hacı.
Ya arkadaş, ben mesleğimi harbiden seviyorum, gerçekten başka bişey olamazdım bak.
Ama insanı zorla kendinden soğutuyosunuz
Etiketler:
bir avukatın günlüğü
Cübbene mi sahip çık?
Of yazmayalı çok oldu, çok şey birikti...
Allahtan "ruh hali blogu" değil bu tam olarak, yazacaklarım bir yerlerde zaten yazılmış halde duruyor, ara sıra da olsa arkamı toplayabiliyorum.
İnsanın "boş" olması bu anlamda aslında iyi bir şey. Yalnız ben bu konuya girersem feci felsefe yaparım, zaten kafam bi milyon, "hepiniz aynısınız olm!" diye bi başlarsam gerisi çoooook gelir zaten.
Bir de yazarken müzik dinlemeyi becerebilsem...
Şimdi efendim bu konuyla alakasız girizgahtan sonra, köşede tuttuklarımıza teker teker bir göz atalım. Hepsini ayrı post edicem tabi ki de, kalabalık görünsün.
*
Bi arabuluculuk nanesi var biliyorsunuz. Büyüklerimiz bizim başımıza vali atamaya çok kararlı.
Yeni Avukatlık Kanunu çalışmalarında bunu düzenlediklerini yazdı gazeteler. TBB Başkanı, Ankara Barosu başkanına garip bi gider yaptı filan; yani Ahsen Bey kusura bakmayın amiyane konuşuyorum ama yaptığınız şeyin adı budur. Oralarda bir şeyler oluyor ama ben pek takip etmedim. O koca koca adamların gerçekten de bizi düşündüğüne inanmıyorum çünkü.
İstanbul Barosu'nun harbiden kendileriyle aynı fikirde olduğum, sanırım tek muhalefeti budur. Yalnız orada da şöyle bir ihtirazı kaydım var; pardon da, meslektaşlarımız tutuklanır ve ofisleri didik didik edilirken neredeydiniz pardon? Abi hiç mi utanmadınız, hiç mi "ayıptır olm, o kadar hak hukuk filan dedik..." demediniz, ne düşündünüz anlamıyorum ki? Bir de kalkmışlar, aynı günlerde baro odalarına "cübbene sahip çık" diye el ilanları bırakmışlar. Hangi dünyada yaşıyorsunuz siz, nasıl bir halüsinasyonun içindesiniz, samimiyetle anlamıyorum.
Tabii Sayın Başkan için cübbe sadece meydanlarda giyilen bir şey olduğundan... Ancak.
Evet Baro'ya kesinlikle kızıyorum ve kusura bakmasınlar, kendilerine bir meslek örgütü olarak pek saygı duyduğum da söylenemez. Ama bu arabuluculuk konusunda hemfikiriz.
Yalnız şunu merak ediyorum, arabuluculuk dışında, yani "avukat piyasasına" avukat olmayanların da girebilmesini öngörmeyen başka olası düzenlemelere karşı, neden bu kadar sert konuşmuyorlar? İşte samimiyetlerini sorgulatan şey budur.
Hadi tutuklamalara ses çıkarmamanı siyasetine bağlayabilirim. Sen ki Ergenekon'a müdahil olan, Balyoz sanıklarına destek çıkan bir barosun, siyasi tutumun zaten ortada. Tutuklananlar için "oh olsun" bile demiş olabilirsin. Sen ki Eren Ablamıza (ki kendisini tanımam etmem ama ablamdır neticede, selam ederim) kullandığı bir kelime yüzünden ceza vermiş insanların yönettiği bir barosun, tamam, demokrat bir tutum içinde olman zaten beklenemez. Seni seçende kabahat.
Peki, aklıma ilk bu geldiği için söylüyorum, x-ray meselesinde neden sustun? Hadi Çağlayan'a ses etmedin, Bakırköy de çıktı şimdi bak? Peki stajyerler neden hala ağlıyor mesela? Ücretli avukatlık neden hala bu kadar sefil bir şey? Sabah sabah seninle daha fazla uğraşamicam, önce bunlara cevap ver, gerisini sonra düşünürüz.
Çünkü Baro, senin derdin, bu meslekten edindiğin kazancı ve insanlara edindiğini empoze ederek bir gerçeklikmiş gibi hissetmeyi sevdiğin itibarı başkasıyla paylaşmamak. İstiyorsun ki, kimse senin o kendi şişirdiğin alanın içine girip "aaa balonmuş lan bu" demesin.
Bana başka argümanlarla gelme, inanmam. Geçende de kalkmış Fransa'yı kınamış, uuuu, çok etkilendim. Eren Abla'yı tekrar hatırlatmayı sana borç bilirim. (Bana da, gruba attığı mail ile Kıvanç hatırlatmış oldu, sağolsun.)
Bu haberlerden kısa bir süre sonra, mele meselesi çıktı. Doğudaki mollalık kurumu canlandırılacakmış. E tamam işte, artık saklamaya ihtiyaç da duymuyorlar, gözümüzün içine soka soka getiriyorlar kendi hukuklarını.
Şerefsizim müstehak.
Ayrıyeten, kafaya göre alınan ilaç nasıl zehirse, ki bu ilaç konusuna ayrıca geleceğim, kafaya göre alınan hukuki yardım da o kadar zehirdir kanka.
Zaten o hukuki de değildir aslında ya, bakma, nezaket bizde kalsın.
Allahtan "ruh hali blogu" değil bu tam olarak, yazacaklarım bir yerlerde zaten yazılmış halde duruyor, ara sıra da olsa arkamı toplayabiliyorum.
İnsanın "boş" olması bu anlamda aslında iyi bir şey. Yalnız ben bu konuya girersem feci felsefe yaparım, zaten kafam bi milyon, "hepiniz aynısınız olm!" diye bi başlarsam gerisi çoooook gelir zaten.
Bir de yazarken müzik dinlemeyi becerebilsem...
Şimdi efendim bu konuyla alakasız girizgahtan sonra, köşede tuttuklarımıza teker teker bir göz atalım. Hepsini ayrı post edicem tabi ki de, kalabalık görünsün.
*
Bi arabuluculuk nanesi var biliyorsunuz. Büyüklerimiz bizim başımıza vali atamaya çok kararlı.
Yeni Avukatlık Kanunu çalışmalarında bunu düzenlediklerini yazdı gazeteler. TBB Başkanı, Ankara Barosu başkanına garip bi gider yaptı filan; yani Ahsen Bey kusura bakmayın amiyane konuşuyorum ama yaptığınız şeyin adı budur. Oralarda bir şeyler oluyor ama ben pek takip etmedim. O koca koca adamların gerçekten de bizi düşündüğüne inanmıyorum çünkü.
İstanbul Barosu'nun harbiden kendileriyle aynı fikirde olduğum, sanırım tek muhalefeti budur. Yalnız orada da şöyle bir ihtirazı kaydım var; pardon da, meslektaşlarımız tutuklanır ve ofisleri didik didik edilirken neredeydiniz pardon? Abi hiç mi utanmadınız, hiç mi "ayıptır olm, o kadar hak hukuk filan dedik..." demediniz, ne düşündünüz anlamıyorum ki? Bir de kalkmışlar, aynı günlerde baro odalarına "cübbene sahip çık" diye el ilanları bırakmışlar. Hangi dünyada yaşıyorsunuz siz, nasıl bir halüsinasyonun içindesiniz, samimiyetle anlamıyorum.
Tabii Sayın Başkan için cübbe sadece meydanlarda giyilen bir şey olduğundan... Ancak.
Evet Baro'ya kesinlikle kızıyorum ve kusura bakmasınlar, kendilerine bir meslek örgütü olarak pek saygı duyduğum da söylenemez. Ama bu arabuluculuk konusunda hemfikiriz.
Yalnız şunu merak ediyorum, arabuluculuk dışında, yani "avukat piyasasına" avukat olmayanların da girebilmesini öngörmeyen başka olası düzenlemelere karşı, neden bu kadar sert konuşmuyorlar? İşte samimiyetlerini sorgulatan şey budur.
Hadi tutuklamalara ses çıkarmamanı siyasetine bağlayabilirim. Sen ki Ergenekon'a müdahil olan, Balyoz sanıklarına destek çıkan bir barosun, siyasi tutumun zaten ortada. Tutuklananlar için "oh olsun" bile demiş olabilirsin. Sen ki Eren Ablamıza (ki kendisini tanımam etmem ama ablamdır neticede, selam ederim) kullandığı bir kelime yüzünden ceza vermiş insanların yönettiği bir barosun, tamam, demokrat bir tutum içinde olman zaten beklenemez. Seni seçende kabahat.
Peki, aklıma ilk bu geldiği için söylüyorum, x-ray meselesinde neden sustun? Hadi Çağlayan'a ses etmedin, Bakırköy de çıktı şimdi bak? Peki stajyerler neden hala ağlıyor mesela? Ücretli avukatlık neden hala bu kadar sefil bir şey? Sabah sabah seninle daha fazla uğraşamicam, önce bunlara cevap ver, gerisini sonra düşünürüz.
Çünkü Baro, senin derdin, bu meslekten edindiğin kazancı ve insanlara edindiğini empoze ederek bir gerçeklikmiş gibi hissetmeyi sevdiğin itibarı başkasıyla paylaşmamak. İstiyorsun ki, kimse senin o kendi şişirdiğin alanın içine girip "aaa balonmuş lan bu" demesin.
Bana başka argümanlarla gelme, inanmam. Geçende de kalkmış Fransa'yı kınamış, uuuu, çok etkilendim. Eren Abla'yı tekrar hatırlatmayı sana borç bilirim. (Bana da, gruba attığı mail ile Kıvanç hatırlatmış oldu, sağolsun.)
Bu haberlerden kısa bir süre sonra, mele meselesi çıktı. Doğudaki mollalık kurumu canlandırılacakmış. E tamam işte, artık saklamaya ihtiyaç da duymuyorlar, gözümüzün içine soka soka getiriyorlar kendi hukuklarını.
Şerefsizim müstehak.
Ayrıyeten, kafaya göre alınan ilaç nasıl zehirse, ki bu ilaç konusuna ayrıca geleceğim, kafaya göre alınan hukuki yardım da o kadar zehirdir kanka.
Zaten o hukuki de değildir aslında ya, bakma, nezaket bizde kalsın.
Etiketler:
arabuluculuk,
barolar birliği,
cübbene sahip çık,
istanbul barosu
9 Aralık 2011 Cuma
"Avukat olduğunu söyleyen Göksun Göndermez..."
Hakimlere o kadar, ama o kadar sinir oluyorum ki. ya bunun ifadesi yok, gerçekten yok.
Bugün CMK'dan gelen iki tane çocuk ağır duruşmam vardı. Duruşma beklerken pek sevdiğim müstakbel ortağım geldi nefes nefese, aynı gün aynı adliyede olacağımızı biliyorduk.
- Göksuncum bir arkadaş benden duruşmasına girmemi rica etmişti ama benim acil başka bi iş yetiştirmem lazım, benim yerime sen girer misin?
- Ayıbediyosun girmez miyim.
Peki tamam. Benim duruşma girişte, bu yeni gelen 2. katta. Ve üstelik tam da çakışıyor gibiler. Neyse bir ona bak bir buna koş filan derken ben ilk duruşmamı hallettim, çıktım yukarı. Diğerine daha bayağı zaman var. Bu arada benim ortak da adliyede hala, bişeylere koşturuyor. Dedim ki "Hacı git benim mübaşire söyle, sırama zaten daha çok var ama yukarıda olduğumu bilsin, burayı bitirip gelicem. O da tamam.
Arkadaş bu rica duruşması da yılan hikayesi oldu. Benden önceki duruşma uzadı da uzadı, araya bişeyler girdi, yani biliyosunuz bu işler "the duruşma that never comes" kıvamında yürür.
Neyse ben rica duruşmasını bitirdim, zaten beni bu derece sinirlendiren asıl şey de bu duruşmada yaşananlar oldu.
Ama o arada ne olmuş dersiniz?
Gitti benim CMK ağır ceza duruşması... Almışlar. Gitti 470 lira. Adını bile bilmediğim birinin işi görülsün diye bu kadar paradan oldum lan! Benim maaşım gelirim yok olm, benim için bastığım akbil bile önemli.
Üstelik, o lüzumsuz rica duruşmasında da aynen şöyle oldu:
- Avukat hanım isminiz?
- Göksun Göndermez.
- Yetki belgesinde isminiz yok?
- Sayın hakim önce başka bir arkadaşım girecekti ama benim adıma da ayrı bir yetki belgesi UYAP'tan gönderilmiş durumda.
- Yok dosyada kaleme gidin bakın, adınız olmadan karşımıza çıkıyorsunuz, ne bileyim ben sizin kim olduğunuzu!
- Tamam sayın hakim. (Hasbinallah...)
Gittim yetki belgemi buldum, kaleme gelmiş ama dosyaya koymamışlar.
- Siz Göksun Göndermez misiniz?
- Evet.
- Kimliğinizi görebilir miyim, çünkü şu an şüpheli durumundasınız. (Vallahi de billahi de yemin ederim böyle dedi.)
- Peki sayın hakim. (Evet sadece bunu dedim. Saat 13'e geliyor, hala tek lokma bişey yememişim, aşağıda duruşma bekletiyorum ve dosya benim değil.)
- Burada isminiz aynı değil?
- İki ismim var sayın hakim, Gökçe soy ismim değil. Yetki belgesini veren meslektaş birini biliyor.
- Baro siciliniz kaç, onu da yazmamışlar?
- 36148
- Alın şunu kalemle düzeltin.
Nefret ettim, kin kusmak istedim ve en önemlisi, bu kimliği belirsiz dava yüzünden kendi duruşmamı kaçırdım.
Sezer istemese yapmazdım da, işte napalım, çiğ tavuk meselesi.
Bugün CMK'dan gelen iki tane çocuk ağır duruşmam vardı. Duruşma beklerken pek sevdiğim müstakbel ortağım geldi nefes nefese, aynı gün aynı adliyede olacağımızı biliyorduk.
- Göksuncum bir arkadaş benden duruşmasına girmemi rica etmişti ama benim acil başka bi iş yetiştirmem lazım, benim yerime sen girer misin?
- Ayıbediyosun girmez miyim.
Peki tamam. Benim duruşma girişte, bu yeni gelen 2. katta. Ve üstelik tam da çakışıyor gibiler. Neyse bir ona bak bir buna koş filan derken ben ilk duruşmamı hallettim, çıktım yukarı. Diğerine daha bayağı zaman var. Bu arada benim ortak da adliyede hala, bişeylere koşturuyor. Dedim ki "Hacı git benim mübaşire söyle, sırama zaten daha çok var ama yukarıda olduğumu bilsin, burayı bitirip gelicem. O da tamam.
Arkadaş bu rica duruşması da yılan hikayesi oldu. Benden önceki duruşma uzadı da uzadı, araya bişeyler girdi, yani biliyosunuz bu işler "the duruşma that never comes" kıvamında yürür.
Neyse ben rica duruşmasını bitirdim, zaten beni bu derece sinirlendiren asıl şey de bu duruşmada yaşananlar oldu.
Ama o arada ne olmuş dersiniz?
Gitti benim CMK ağır ceza duruşması... Almışlar. Gitti 470 lira. Adını bile bilmediğim birinin işi görülsün diye bu kadar paradan oldum lan! Benim maaşım gelirim yok olm, benim için bastığım akbil bile önemli.
Üstelik, o lüzumsuz rica duruşmasında da aynen şöyle oldu:
- Avukat hanım isminiz?
- Göksun Göndermez.
- Yetki belgesinde isminiz yok?
- Sayın hakim önce başka bir arkadaşım girecekti ama benim adıma da ayrı bir yetki belgesi UYAP'tan gönderilmiş durumda.
- Yok dosyada kaleme gidin bakın, adınız olmadan karşımıza çıkıyorsunuz, ne bileyim ben sizin kim olduğunuzu!
- Tamam sayın hakim. (Hasbinallah...)
Gittim yetki belgemi buldum, kaleme gelmiş ama dosyaya koymamışlar.
- Siz Göksun Göndermez misiniz?
- Evet.
- Kimliğinizi görebilir miyim, çünkü şu an şüpheli durumundasınız. (Vallahi de billahi de yemin ederim böyle dedi.)
- Peki sayın hakim. (Evet sadece bunu dedim. Saat 13'e geliyor, hala tek lokma bişey yememişim, aşağıda duruşma bekletiyorum ve dosya benim değil.)
- Burada isminiz aynı değil?
- İki ismim var sayın hakim, Gökçe soy ismim değil. Yetki belgesini veren meslektaş birini biliyor.
- Baro siciliniz kaç, onu da yazmamışlar?
- 36148
- Alın şunu kalemle düzeltin.
Nefret ettim, kin kusmak istedim ve en önemlisi, bu kimliği belirsiz dava yüzünden kendi duruşmamı kaçırdım.
Sezer istemese yapmazdım da, işte napalım, çiğ tavuk meselesi.
Etiketler:
bir avukatın günlüğü
1 Aralık 2011 Perşembe
"Fiziksel engel" derken?
Uuu hayatın sırrını çözmek üzere olabilirim...
Şimdi, bazı yaşlı avukatlar adliyeye gitmez filan ya hani, gitmeyi sevenin de "gençliğine" verir. Egoları genelde yüksek olur bunların.
O gençlerden biri olarak ben niye seviyorum misal, hayatın içinde olmayı seviyorum çünkü. Bambaşka dünyaların, aklına gelmeyecek insanlarıyla karşılaşıyorsun.
İşte diyorum ki, bu adliye mesaisini hor gören büyüklerimiz, "biz zaten her şeyi gördük bitirdik..." kafasında olabilirler mi aceba?
Neyse ama bak misal ben geçen şöyle bir şey yaşadım, bu hissi bana bin avukatın on milyon nasihati sağlayamazdı:
Çekişmeli boşanmada davalı/kadın vekiliyim. Yetki belgesiyle girdiğim için müvekkili tanımıyorum, ilk defa görücem. Ama biliyorum ki bacakları protez.
Duruşma salonunun oraya gelince aradım, o da gelmiş buluştuk.
Abi, ben daha bu kadar "ışıldayan" bir kadın görmedim. Pantolon giydiği için protez zaten belli olmuyor ama, yani bilmesem, karşımda yeminler etse ben o kadının sorunları olduğuna inanmam.
Güzel de bir kadın ama olay güzel olup olmamak değil. Bakımlı, güleryüzlü, gözlerinin içi gülen, içten bir kadın.
2.5 yaşında trenin altında kalmış. Ondan sonra da hayatı boyunca 30'a yakın sosyal sorumluluk projesinde yer almış, kampanyalara katılmış, dergilere kapak olmuş, bir bakandan teşekkür mektubu almış, çok iyi olmuş çok da güzel iyi olmuş.
Duruşmaya girmeden önce konuştuk falan işte, "Bak" dedim, "Duruşmada senin için en önemli olan şey, hakim karşısında nasıl durduğun. Sen zaten kendinden emin bir kadınsın ama, sakın 'hakim karşısına çıkıyorum' diye heyecan yapma, sana söz verdiği zaman derdini aynen bana anlattığın gibi anlat."
Girdik duruşmaya. kalktı bizimki, "Benim eşim özünde iyi bir insan, ama madem ki ayrılmak istiyor ayrılalım. Nafaka da istemiyorum, benim gelirim var. Sadece çocuğumun velayetini istiyorum" diye konuştu. 3 yaşında da bir kızı var bu arada, tek başına bakıyor.
Velayeti eşi de istediği için dava devam edecek.
Ama ben o kadına çok saygı duydum.
Ben tam bir vücut ve 3 kişilik pabuç dilimle her zaman dik duramıyorum. bi ton arabesk yapıyorum, hayat diyorum, beni neden yoruyosun diyorum.
Resmen ayıp bu yaptığım.
Şimdi, bazı yaşlı avukatlar adliyeye gitmez filan ya hani, gitmeyi sevenin de "gençliğine" verir. Egoları genelde yüksek olur bunların.
O gençlerden biri olarak ben niye seviyorum misal, hayatın içinde olmayı seviyorum çünkü. Bambaşka dünyaların, aklına gelmeyecek insanlarıyla karşılaşıyorsun.
İşte diyorum ki, bu adliye mesaisini hor gören büyüklerimiz, "biz zaten her şeyi gördük bitirdik..." kafasında olabilirler mi aceba?
Neyse ama bak misal ben geçen şöyle bir şey yaşadım, bu hissi bana bin avukatın on milyon nasihati sağlayamazdı:
Çekişmeli boşanmada davalı/kadın vekiliyim. Yetki belgesiyle girdiğim için müvekkili tanımıyorum, ilk defa görücem. Ama biliyorum ki bacakları protez.
Duruşma salonunun oraya gelince aradım, o da gelmiş buluştuk.
Abi, ben daha bu kadar "ışıldayan" bir kadın görmedim. Pantolon giydiği için protez zaten belli olmuyor ama, yani bilmesem, karşımda yeminler etse ben o kadının sorunları olduğuna inanmam.
Güzel de bir kadın ama olay güzel olup olmamak değil. Bakımlı, güleryüzlü, gözlerinin içi gülen, içten bir kadın.
2.5 yaşında trenin altında kalmış. Ondan sonra da hayatı boyunca 30'a yakın sosyal sorumluluk projesinde yer almış, kampanyalara katılmış, dergilere kapak olmuş, bir bakandan teşekkür mektubu almış, çok iyi olmuş çok da güzel iyi olmuş.
Duruşmaya girmeden önce konuştuk falan işte, "Bak" dedim, "Duruşmada senin için en önemli olan şey, hakim karşısında nasıl durduğun. Sen zaten kendinden emin bir kadınsın ama, sakın 'hakim karşısına çıkıyorum' diye heyecan yapma, sana söz verdiği zaman derdini aynen bana anlattığın gibi anlat."
Girdik duruşmaya. kalktı bizimki, "Benim eşim özünde iyi bir insan, ama madem ki ayrılmak istiyor ayrılalım. Nafaka da istemiyorum, benim gelirim var. Sadece çocuğumun velayetini istiyorum" diye konuştu. 3 yaşında da bir kızı var bu arada, tek başına bakıyor.
Velayeti eşi de istediği için dava devam edecek.
Ama ben o kadına çok saygı duydum.
Ben tam bir vücut ve 3 kişilik pabuç dilimle her zaman dik duramıyorum. bi ton arabesk yapıyorum, hayat diyorum, beni neden yoruyosun diyorum.
Resmen ayıp bu yaptığım.
Etiketler:
bir avukatın günlüğü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)