25 Şubat 2011 Cuma

Nerden biliim ben adamın UYAP adresini!

Ya bu UYAP bambaşka bi açılım oluşturdu hayatımızda...

Ben stajyerken, 2007'de yani, borçluların TC'lerini vermeden takip açamıyorduk. Tabii nereden bilelim adamların TC'lerini, katipler oraya 111 filan diye yazıyorlardı bir şeyler. Hala öyle mi bilmiyorum.

Şimdi de yetki meselesinde başımıza iş açıyor şu UYAP. Davalının ev adresini bulmuş dava dileçesini göndermişiz, adam da tebliğ almış, belli ki orada oturuyor. Vekili yetki itirazında bulunuyor, ikameti orada değildir Bakırköy'dedir diye. UYAP'tan bir bakılıyor ki meğer Bayrampaşa'daymış. Hoop yetkisizlik...

Ya kardeşim ben nereden bilicem davacının ikametgah kaydının nerede olduğunu? Sen bana MERNİS ya da UYAP'tan sorgulama yaptırtıyor musun? Kaldı ki adam tebliğ almış o adreste, davamı davalının bulunduğu yerde açmışım işte, daha ne istiyorsun?

Senin bana göstermediğin UYAP kayıtları yüzünden vekalet ücretleri gidiyor, naber...

24 Şubat 2011 Perşembe

Tanık dediğin birbiriyle çelişecek...

- Tanık Bey merhaba, biliyorsunuz yarınki duruşmada bulunmanız gerekiyor, önceden de görüşülmüştü sizinle bu konuda...
- Ya evet biliyorum ama gelmesem olmaz mı?
- Gelmemeniz sakıncalı olur, hakkınızda polis zoruyla getirme çıkar ya da hakim sizi dinlememeye karar verebilir.
- Ya Diğer Tanık Bey ifade vermedi mi zaten?
- Verdi evet.
- E tamam ben de aynı şeyleri söylicem zaten gelmesem olmaz mı?
- ....
(Sabırla açıkladım. Geldi sağolsun.)

(Bunu daha önce de yazmışım. Olsun.)

23 Şubat 2011 Çarşamba

Sosyal "Güvenlik" (!) sistemi: Hiç olmasa daha iyi.

Merhaba,

Öncelikle, SG Hukuku'nun bu kadar karmaşık ve anlaşılmaz olması insanda dağa çıkma hissi uyandırıyor, bunu daha önce de söylemiş olabilirim. Devletin vatandaşına yardım sağlaması nasıl bu kadar zor olabilir kardeşim, nasıl yani ya? Son günlerdeki en sevdiğim aforizmam: Herhangi bir devlette yaşayarak nasıl anarşist olunmaz ki? Adam -mesela- iş kazası geçirecek de bi de bu mevzuatla prosedürle uğraşacak... Elimde bir dava var, adamcağızın 3 parmağı gitmiş, SGK diyor ki maluliyet %11. Nası ya. Adamcağız sorup duruyor "Dava ne zaman biter" diye, "Ya işte itiraz edicez daha, bir rapor daha gelecek, sonra kusur ve tazminat için bilirkişi, tabi davalı onlara itiraz eder, ek rapor, derken işte 2012 Aralık'ta belki..." diye anlatamıyorum ki. Bu neden bu kadar zor anlamıyorum. Devletimiz bölünmez bütünlüğünü koruyadursun...

Neyse ben şu Torba Kanun garabetini okurken Avukatlık Kanunu'nda iki değişikliğe rastladım. (Daha çok da olabilir ama ben bu ikisini görebildim o kalabalığın içinde) Buyrun:

MADDE 194- 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.“1136 sayılı Avukatlık Kanununda avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam ederler. Bu süre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. Bu hüküm 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanır.”

MADDE 195- 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.“Her yıl yenilenen vekâlet pulu bedeline ayrıca yüzde beş oranında ilave yapılır. Bu suretle elde edilecek kaynak avukat stajyerlerinin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmesinde kullanılır. Kaynağın yetersizliği durumunda staj kredi fonundan aktarım yapılarak prim ödemesi yapılır. Bu primler Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenir.”*


Eğer Torba Kanun'daki iş ve sg hukuku değişikliklerini gösteren bir çalışmanız var ise, allahınızı/karmanızı/herhangi bir şeyinizi severseniz paylaşın. Valla kapatıp gidip Bodrum'a yerleşicem o olacak. Bende de çok güzel bir Yeni Borçlar Kanunu'nda İş Sözleşmesi gibi bi çalışma var elinizin artığı, karşılığında onu gönderirim.

Çok sinirliyim çok. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olmaya karar vermiştim bir ara, sistemi yok etmek için. Sonra vazgeçtim. Çünkü bu sistem şey gibi, 2001 A Space Oddysey'deki o kırmızı gözlü makine gibi.

Allam yareppim ya.

Göksun.

22 Şubat 2011 Salı

Retinaya yerleştirilmiş GBT makinesi

Yer Ankara Adliyesi, gün bugün. Koordinat, girişteki Ziraat Bankası'nın önü. Ve ben cübbeliyim.

İki tane adam bana bakıyor, biri yarma gibi. Ama şey bi bakış, kendilerine alenen bir şey demek de akıl işi değil ama, boş biraz. Yani sinirli kontrolcü filan değil, bildiğin boş, tuhaf.

Ben de bunlara baktım. Bunlar selam verdi. Ben de verdim.

- Kusura bakmayın hocam, biz polisiz de, ondan bakıyoruz.
- ??????

CMK 231 diyesiler...

- Katılan vekilinden soruldu...
- Sayın hakim olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları oluşmamıştır.
- Sanık müdafiinden soruldu, CMK 231. maddenin uygulanmasına bir şey diyor musunuz avukat hanım?
- Sayın hakim CMK'nın 231. maddesini bilmiyorum.
- Bilmiyorsunuz?
- Bilmiyorum.
-...
-...
- Sanık müdafii CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına bir diyeceğimiz yoktur dedi.

*
Not: Bilmeyen benim.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bizim Başkan bi ödül almıştı, neydi o?

İstanbul Barosu Baro Meclisi Yönergesi'ne karşı kanun yolu nedir? Soruyu refleksimi göstermek adına soruyorum, cevabı için herhangi bi araştırma yapmadım henüz.

"Baro Yönetim Kurulunca belirlenecek (5’i en çok 5 yıllık avukatlar arasında seçilen) 15 Avukattan..." kısmının iptalini istiyorum. Ya (delikanlı olup) demokratik demesinler ya da bunu iptal etsinler.

Buyrun yönerge linki: http://www.istanbulbarosu.org.tr/komet.asp?CatID=41&SubCatID=79&ID=1089&konu=1020

Müdür kim, kime konuşalım?

Göksun.

"Hadım" meselesi (Posta kutumdan, eskidi ama...)

Yorgun kafayla, elime geleni yazıyorum:

Ülkenin zihniyetinin böyle olduğu malum. İki dakika düşünsek iki milyon örnek buluruz. Eğer tedavi ya da hadım, her ne haltsa, öyle bir uygulama gelecekse bu ülkeye, ben de böyle "asmayalım da besleyim mi" kabilinden hastalıklı zihinlerin hadım edilmesini öneriyorum - ürememeleri için.

Özellikle çocuğa yönelmiş cinsel suçlar hepimizin yumuşak karnı, hatta benim onların insani muameleyi hak etmediklerine dair adını bu kadar da net koyduğum hislerim bile var. Ama benim hislerimle insan olmak farklı şeyler. Her dekolte giyen kadına "tamam bu tacize uğramayı göze almış" gözüyle bakan adamlar bizim tepemizde durabiliyorlarsa, "tamam bu tacize uğramayı göze almış" diyerek kadının üstüne atlayan vatandaşa hiç-bir-şey yapamayız. "Adam haklı beyler" - ve hanımlar. Böyle yetişmiş çünkü.

Bu zihniyeti ve bu lüzumsuz tipleri ayıklamadıktan sonra, bir arpa boyu yol kat edilemez. Şimdi bu iş kanunlaşır, 10 sene sonra kaldırılır, olan o arada "tedavi" görmüş olanlara olur. Ha tekrar söylüyorum, tırnak kadar acıma yok bu söylemimde, aslında hepsi beter olsunlar. Ama -nerede okuduğumu hatırlamıyorum Sözlük olabilir- idamın ceza olamayacağını savunduktan sonra kişinin hadım edilmesini meşru bulamayız. Çünkü aynı şey. İnsanı geri dönüşümsüz hale getiren işler bunlar. E hani ceza hukukunun amacı "resosyalizasyon" idi? (Resosyalizasyon ne ya bu arada, böyle amaç mı olur. Doğru düzgün topluma kazandırma diye geçsin şu.)

Evet bahisleri açıyorum, madem fiziksel sapıklar hadım edilecek bu zihni sapıklar da edilsin. Genlerini aktaramasınlar. Vallahi de billahi de tillahi de daha faydalı bişey olur. Amaç bataklığı kurutmaksa, aha işte bataklık bu. Yoksa öbür adamın bir tarafı değil.

İyi günler herkese,
Göksun.