21 Şubat 2011 Pazartesi

"Devlet arkadaşlık isteğinizi reddetti."

Devlet, "hayırcı" Alevi köyünü "ignore" etmiş. Buyrun:

http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/hayir-diyen-alevi-koyunu-devlet-terk-etti-haberi-39465?utm_source=bulten&utm_medium=email&utm_campaign=newsletter

Tanık meselesi

Bugün tanık dinleteceğim, şirketin müdürlerinden biri. Ama tanıklık yapmayı pek sevmiyor, çünkü ne zaman dinlenecek olsa ya şehir ya yurtdışında. Cumadan aradım dedim böyle böyle, pazartesi mahkemeye bekliyoruz, yine bir ton "Gelmesem olmaz mı, iş güç falan filan..." dedi.

- Geçen celse bölge müdürü dinlendi zaten diye biliyorum?
- Evet dinlendi
- Tamam ben de aynı şeyleri söyleyeceğim zaten gelmeme gerek var mı?
- ?!?! Zaten o yüzden gelmeniz gerekiyor, tanıkların birbirini teyit etmesi için...

Neyse geldi sağolsun. Duruşmadan önce oturduk konuştuk, bizim Tanık Bey'de bir özgüven, ağzında bir sakız... Oturuş filan rahat...

Bu Sakızlı Tanık Efendi duruşmaya girdi tamam mı, bir de baktık ki, o rahatlık yerini kulaklardan başlayan bir kırmızılığa bırakmış... "Eh be Müdür" dedim, "Sen de Bakırköy'deki amcagillerdenmişsin" (Bkz. aşağıdaki bloglardan biri.)

"Avukat bürosuna deneyimli suflör aranıyor"

Şubat 2011 itibariyle, duruşmada söyleyeceği şeyi küçük cep boy not defterinden okuyan bir avukat da gördüm ya, artık benim için mesleğin karizması iyice bitmiştir.

Tamam not defterinden okuyacaksın bari o defter elinde dursun, hem duruşmaya geç kalıp bi de elli saat poşet karıştırma. Allah'ım, poşetin içine elini sokup on saat kurcalayan teyzeler gibiydi. Elinde derken, okurken masanın üstüne koy. Elinde öyle Mahmure'nin aynası gibi durmasın.

Sunduğu dilekçede Türkçe karakter olsaydı bari. Yalnız, Türkçe olması gereken karakterler hiç yok, yerleri boş. Ya hadi onu bile ayarlamadan geliyosun bari zımbala da ver şu dilekçeyi. Hadi onu da yapmadın, yetki belgesini baro odasında unutma be kardeşim.

Mesleğini söylerken eminim bi "eh ben de aukatım işte, bilirsin, hukuk işleri, bizim işimiz çok zor biz çok ayrı bi gezegende yaşıyoruz..." tribi atıyordur - çünkü bunu her avukat atar. Yerim.

Yargıtay'dan karar çıkarttırma meselesi.

Şişli'de bir duruşma öncesi, davacı işi uzatmakta kararlı...

- Yalnız tavzih Yargıtay'dan hala gelmemiş...

- Tamam da zaten biz niye tavzih bekliyoruz ki? İlamda sehven yapıldığı çok bariz bir maddi hata var, yargıtay böyle bariz durumlarda tavzih istemiyor ki. Dosya bilirkişiye bu haliyle gitsin, hesap doğru tarihe göre yapılsın, olsun bitsin. hem sizin için de daha iyi.
- O zaman siz de dosyanızı takip etseydiniz de Yargıtay'dan çabuk gelseydi!
- Dosyanın Yargıtay'dan çabuk dönmesini sağlamak nasıl yapılıyor bilemiyorum, ama o da bir yöntem tabii ki...

Nası ya? Bi kere tavzihi ben mi istedim? Ayrıca ne diyeceğim, Yargıtay'ı arayıp "Ya ama sayın hakim ayıbediyosun kaybediyosun" mu diyeyim, nası ya? Keşke "Sen şunu bana bir anlat hele, erken getirtebiliyorsan sakın bu gecikmenin sebebi de sen olmasaysın?" diye bi sorsaydım... Ama o ara önündeki kaleme girip kayboldu zaten. Herhalde ne dediğinin ancak o an farkına vardı.

Neyse, duruşmada...

- Sayın Hakim, tavzihin gelmesini beklememize gerek yok, biz emsal kararı sunduk, bu tür maddi hatalarda yargıtay dosyanın doğrudan bilirkişiye gönderilmesini uygun görüyor. Aksi takdirde hak kaybının önünü alamayız.
- Evet tamam gönderelim.

Oh.

Çok karar veren bilmez, çok davalı olan bilir.

Bakırköy Adliyesi'nde bir amcayla karşılıklıyız. Yani (ortaklığın giderilmesi davasında) ben davacı vekiliyim, amca davalılardan biri. Duruşma beklerken amcam beni bulmuş konuşuyor da konuşuyor, şu şöyleydi de bu böyleydi de ben her duruşmaya geliyorum hakim bana söz vermiyor da, dosya Ankara'ya gidince oradaki hakimler bakacak "bu adam hiçbir şey dememiş" diyecekler de... Gerçekten bi 20 küsür dakika konuştu ama ben hem zaten dosyayı bilmiyorum, hem de amcanın ne dediği pek anlaşılmıyor. Kafa sallayıp dinliyor görünüyorum, incelikten kırılıcam. "Hakim size söz vermiyorsa bile siz bunları yazılı olarak verin, o yazdığınız dosyasına girer mutlaka" filan dedim.

Neyse ben bi baro odasına gittim geldim, o arada amca diğer davalılardan birinin vekilini bulmuş onu esir almış, ha babam anlatıyor...

Girdik duruşmada. Hakim amcaya sordu:

-Bir diyeceğin var mı
- Yok.

Sana hiçbir şey demiyorum amca.

"Uğraşma Uzlaş"

Adliyelerin son bombası. Keşke bu ilanın fotoğrafını çekeydim, görselini bulamadım çünkü.

Bi "kimse kendi kusuruna dayanamaz" ilkesi vardı, n'oldu ona?

...bilirkişi raporu doğrultusunda karar verildi.

- siz buranın emekli hakimini tanıyor musunuz?
- yok ama methini çok duydum.
- evet çok meşhurdu. bi' kere karar verecek, ama dosyayı incelememiş. o dosyada da bilirkişi raporu gelmişti o celsede rapora beyanda bulunduk. bizim dilekçeyi alınca "bunun duruşmasını bugün saat 3'e erteliyorum, gelin karar vericem" dedi, iyi dedik gittik.

biz davacıyız, fazla mesai dahil işçilik alacaklarını talep etmişiz ama bilirkişi raporunda fazla mesaiye dair hiçbir şey yok. bilirkişi tamamen unutmuş bu alacağı. işte ona itiraz etmiştik biz de dilekçede.

neyse saat 3 oldu, girdik duruşmaya. karar geldi, fazla mesaiye dair hiçbir şey yok, bilirkişi raporu neyse hakim onu yazdırıyor...

sayın hakim böyle böyle diye durumu anlattım, baktı bi... hmm iyi tamam deyip zaptı iptal ettirdi yeni duruşma günü verdi. ya hem incelemiyosun, incelemek için süre istiyosun hem de yine incelemiyosun. işte öyle bi hakimdi.

- geçmiş olsun...