hasan karakaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasan karakaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2013 Pazar

Yeni Akit'e gelen ceza meselesi

Selam arkadaşlar, güzel bir haberle karşınızdayım. Gerçi haber daha güzel olmalıydı ama buna da şükür.

Yeni Akit gazetesinde köşe sahibi olan Hasan Karakaya, temmuz ayı başında biz "çapulculara" ağır hakaret ve küfür içeren köşe yazıları yazmıştı. Ben de direkt "dava açalım" hissiyle dolmuştum. Hasan Karakaya etiketli yazılar için buraya tıklayabilirsiniz.

Sağolsun Akın (Atalay) Abi ve Tora (Pekin) beni Basın İlan Kurumu'na şikayet etme yoluna yönlendirdiler. Ben de yazdım dilekçemi, Tora'ya "olmuş mu" diye bir gösterdim, olmuş dedi - o da sağolsun. Gitti dilekçe.

Akın Abi'nin beni BİK'e yönlendirme gerekçesi, çok daha hızlı ve etkin bir yol olması. Dava açılsa hem bir iki yıldan aşağı sürmeyecek, hem de dişe dokunur bir sonucu olmayacak. Fakat BİK, belirli bir süre reklam yayınlama yasağı verebiliyor ki bu da gazeteler için ciddi gelir kaybı demek. Sizin de aklınızda olsun, böyle durumlarda BİK yolunu ihmal etmeyin.

Salıdan cumaya kadar İstanbul'da değildim. Bu sabah (evet, bir pazar günü olan bu sabah) işyerine bir gittim ki, BİK'ten sonuç gelmiş.
"... Yeni Akit gazetesinin, 195 sayılı Kanun'un 49. maddesinin a bendi uyarınca, resmi ilan ve reklamlarının 3 (üç) gün süre ile kesilmesine..."
karar verilmiş. Oh la la.

Gazetenin verdiği savunma, Hasan Karakaya'nın 40 yıllık gazeteci olmasına dayanarak başlayıp, kendisine teşekkür edilmesi gerektiği ile devam ediyor. Şikayete konu yazıda pezevenk ve kaltak denerek küfür edilmiş; gazetenin bu konudaki savunmasından aynen alıntılıyorum:
"Yazılardaki sert ifadelerin tamamı, 5 kişinin ölümü, 200 milyon liralık zarar, 600'e yakın polisin yaralanması ve ülkeyi darbe sürecine götürmek isteyenlere yöneliktir. 
Şikayete konu yazılarda getirilen eleştiri nitelemeleri yazarın şahsi menfaatlerine tecavüz eden herhangi birisine veya masum vatandaşlara yönelik ifadeler değildir. Eleştirilerin tamamı, Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlarda suç olarak tanımlanan eylemlerin faili olan kişilere yöneliktir. Manyak denilmiş ise, sıradan vatandaşa değil, polisin dağılın ikazına rağmen gece yarısı gösteri yapanlara denilmiştir."
Buraya kadar özetleyelim:

1. "Eleştiri nitelemeleri" derken şair pezevenk ve kaltak kelimelerinden bahsediyor olsa gerek.
2. Eğer TCK anlamında suç işlemişseniz bir yayın organından size ağza gelindiği gibi konuşulmasına itiraz hakkınız olamaz. Çünkü ihkak-ı hak bizden sorulur.
3. Polisin sözünü dinleyip eyleminizi de gündüz yapsaydınız manyaklıktan kurtuluyormuşsunuz. Ne yavuz hırsızmışsanız demek ki.

Devamla,
"TBMM'de 300'den fazla milletvekiline sahip AK Partinin ancak yeni bir seçim sonucunda seçmenin oyu ile hükümetten düşebileceği, yoksa anayasal zeminde bu hükümetin işbaşından uzaklaştırılamayacağının farkında olmayıp, hükümet istifa diyenlere yönelik kullanılmıştır."
Yani diyor ki, vatandaş olarak hükümet istifa diye bağırmak da bir darbeciliktir neticede. Adeta bir zor kullanmak, adeta bir tank yürüyüşü... Yahu bunu söylemekten başka yapacak hiçbir şeyimiz yok, yine mi edilgeniz yine mi çiçek arkadaş, istifa kararını yine hükümet veriyor? Ama işte darbeciymişiz meğersem.
"Bir kısmı halen cezaevinde olan, bir kısmı da Terörle Mücadele Şubelerince soruşturulmaya devam edilen sanıklar için eleştiri ifadeleri kullanılmıştır. Bu çerçevede, şikayet dilekçesindeki isnatlar haklı değildir.. Doğru değildir. 
Başbakan'a, eşine, kızlarına küfür edenlerin, molotoflarla polislere saldıranların korunacak bir hakları yoktur. Olamaz.."
Tekrar belirteyim, aynen yazdım. İki noktalar, olamaz'lar filan orijinal.

Ayol adamlar tam olarak "senin anana bacına yapsalar" diyerek cevap vermiş ya la? Ay ahahahah ilahi ahahahahahaha

Şu seviyede bir cevaba kalkıp da "nasıl korunacak bir hakları yoktur!" atarını yapmayı bile fazla buluyorum. Korunacak hakkın olmadığını düşünen biriyle daha ne konuşacaksın Allah aşkına? Fakat lütfen hatırlatmama izin verin, soruşturması devam edene sanık demiyoruz canlarım, şüpheli olacak o. Kaldı ki, sanık terimi doğru olsaydı dahi, yine hakkında hüküm verilmemiş birinden söz ediyor olacaktık. Görüyorsunuz, gazete kendisini yargıdan üstün görüyor.

Gelelim BİK'in kararının gerekçesine.

Öncelikle şunu öğrendik, Basın İlan Kurumu cevap süresine uyulmadığı zaman bunu pek umursamıyormuş. Aslında cevabın on gün içinde verilmesi gerekir, fakat gazete geç vermiş. BİK de "... daha önce benzer durumlarda yapılan uygulamalar da göz önüne alınarak, muhatap gazetenin anılan savunması dikkate alınmıştır" diyerek cevabı reddetmemiş.

Bir de, gazetenin savunmasının bir yerinde, benim neden üzerime alındığımla ilgili bir bölüm var. Şikayetçinin - ki ben oluyorum, doğrudan yazının muhatabı olmadığı ve kendisine yönelik somut bir itham vs. bulunmadığı için şikayet etme hakkının da bulunmadığı belirtilmiş. Diyor ki BİK, gazetenin yazısı kamuoyuna ulaştığı için, rahatsız olan okuyucuların somut olarak kendilerine yönelmiş bir husus olmasa dahi şikayet hakları bulunmaktadır. Bir de şunu demiş hatta,
"... Kaldı ki, şikayet konusu köşe yazıları esas itibariyle Gezi olaylarına katılanlara yönelik olduğundan, şikayetçinin Gezi olaylarına katılmış olması ya da bu olayları katılmadan desteklemiş olması bile, bu yazıların kendisini ilgilendirdiğini gösterir. ..."
Bu doğru bir söylem fakat kararda yine de "kekre" bir tad var. İşin hukuki tarafına girmemiş çünkü. Mesela "malum kişilerin" korunacak bir hakkının olup olmadığını tartışmamış. Hakkında hüküm verilmemiş insanlar için atılıp tutulması konusuna hiç girmemiş. Gezi olayının mahiyeti konusunda zaten hiç konuşmamış - bunu beklemiyorduk zaten. Sadece ve sadece, yazının küfür içermesinden yürümüş. Yani adam kendini yargıdan üstün görebilir, yeter ki pezevenk ve kaltak demesin.

Ben şikayet dilekçesinde aykırı davranılan beş ayrı hüküm belirtmiştim, BİK sadece iki hükme aykırılık tespit etmiş.

Benim aykırı davranıldığını iddia ettiklerim şunlar - bu kuralları bu linkte bulabilirsiniz:

c) Hiç kimse, suçlu olduğu kesin yargı kararıyle belirtilmedikçe suçlu olarak ilân edilemez; cezai soruşturma aşamasında veya devam eden davaların konusu olan olaylarla ilgili haber veya yorumlarda "Suçsuzluk" ilkesi ihlâl edilemez; soruşturma ve yargılamanın doğal ve yasal akışını, özellikle hâkimlerin kararını etkileyecek beyan ve yorumlarda bulunulamaz.

e) Küçüklerin ve gençlerin toplum içinde, kişiliklerinin gelişmesini ve korunmasını olumsuz etkileyecek veya onlara yönelik cinsel tacize teşvik eden ve şiddeti özendiren yayın yapılamaz.

h) Ahlâka aykırı yayın yapılamaz.

ı) Kişi, kurum ve toplum katmanlarına yönelik yayınlarda, eleştiri sınırlarını aşan aşağılayıcı sözcükler kullanılamaz; hakaret edilemez, sövülemez iftira ve haksız isnat yapılamaz.

k) Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları sebebiyle kınanamaz, aşağılanamaz. Vicdan, düşünce ve anlatım özgürlüklerini hukuka aykırı şekilde sınırlayıcı, sarsıcı veya incitici yayın yapılamaz.

Kurum ise, sadece e ve h'den karar vermiş. Yani BİK'e göre,

- Yargılaması devam eden hatta belki hiç yapılmayan biri için istediğiniz kadar ithamda bulunabilirsiniz.
- Hakaret, iftira ve isnat serbest. Enteresan olan, Hasan Karakaya'nın yazısının ahlaka aykırılıktan ceza alıp hakaretten almaması. Hakareti ahlaka uygunduysa o zaman h'den neden ceza verdiğiniz gazeteye? Hmm ben bu karara itiraz edeyim dur.
- Aşağılayıcı ve incitici yayın zaten hepten serbest, buyrun dükkan sizin.

Özetle böyle. Yani birine pezevenk derseniz, sövmüş olmuyorsunuz ama gayriahlakilikten yine de ceza veriyorlar. Muhteşem bir ülkeyiz yeminlen.

Öperim,
Göksun.

5 Temmuz 2013 Cuma

Basın İlan Kurumu'na şikayet dilekçesi örneği

Selam yeniden,

Basın İlan Kurumu'na Hasan Karakaya ile ilgili gönderilecek şikayet dilekçesini yazdım. Buraya dosya eklenip eklenmediğini bilmediğim için metni kopyalayıp yapıştırıyorum. Herhangi bir durumda, alıntılanan yerleri filan değiştirip metni somut olaya uygun hale getirerek buyrun tepe tepe kullanın.

BİK'e şikayetlerin sonucunda doğrudan yazara bir yaptırım uygulanmıyor. Fakat gazetenin birkaç gün reklam almamasına karar verilip gazetenin kendisinin maddi kayba uğraması sözkonusu oluyor.

KAV mail grubunda bu yazara karşı kullanılabilecek hukuk yollarını konuşurken, Tora (Pekin) "Bir gazeteyi hukuka uygun yapma yoluna zorlamak ile bir yazarı davalar yoluyla yazamaz hale getirmek arasında bir fark görüyor ve toplu dava açma fikrine sıcak bakmıyorum." fikrini belirtti. Son derece önemli bir ayrım bu, açıkçası ben bunu görememiştim. Dava fikrinden henüz vazgeçebilmiş değilim - ki zaten geçmesem ne fayda, açacak param yok - ama Tora'nın söylediğini gerçekten önemsiyorum.

Buyrun, BİK dilekçesi aşağıdaki gibidir - kopyala yapıştır yapınca biraz bozuk çıkıyor lütfen kusura bakmayın:

*

BASIN İLAN KURUMU YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA


Şikayet Dilekçesidir


Şikayetçi                    : ......................
                                   ..........................

Şikayet Edilen           : Yeni Akit Gazetesi
                                   Halkalı Cad. Siteler Sk. No.19 Bağcılar İstanbul

Konu                          : Şikayet edilen gazetede Hasan Karakaya imzasıyla 01/07/2013 ve 02/07/2013 tarihlerinde yayınlanmış olup www.yeniakit.com adresli sitede halen ulaşılabilir durumda olan yazıların şikayet edilmesi ve gazete hakkında yaptırım kararı verilmesi talebidir.

Açıklamalar               :


1.      Somut Olayın Özeti

Şikayet edilen gazetenin 01/07/2013 tarihli nüshasında, Hasan Karakaya’ya ait olan köşede “Türkiye, Brezilya, Mısır… Her Soruya Bir Cevabım Var!” başlıklı yazı yayınlanmıştır.

Anılan yazıda, 31 Mayıs 2013 günü başlayan Gezi Parkı eylemlerine katılan vatandaşlar hakkında aşağılayıcı ve hakaretamiz ifadeler kullanılmış olup, bu ifadelerin ulusal bir yayın organında kullanılmış olması son derece endişe vericidir.

Aynı yazar, aynı gazetede yer alan 02/07/2013 tarihli ve “Anaç Domuz ve Yavrularının Arasında Koyun Yaşar mı?” yazısında ise, bu kez Taksim’de bulunan tüm vatandaşlara ilişkin “manyak” ve “psikopat “ ifadeleri kullanmıştır.

Kullanılan ifadeler ve hukuka aykırılık sebepleri aşağıda açıklanmıştır. Görüleceği üzere, kurumunuzun 195 sy. Kanun’un 49. maddesi uyarınca şikayet edilen tarafa yaptırım uygulamasını talep etmek zorunlu hale gelmiştir.


2.      Şikayet Konusu İfadeler

01/07/2013 tarihli yazıda,

“Orası, “Tahrir” değil de, sanki “Taksim” meydanı... Çünkü Taksim’deki “embesiller” de aynı sloganı atıyorlardı;
“Taaayip istifa!”
Ulan “salak oğlu salak”lar;
Tayyip Erdoğan veya Mursi, ya da Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff istifa edince kim gelecek yerine?..
Ya “asker” gelecek,
Ya da “ara hükümet” kurulacak...”

Hem “Demokrasi” diyeceksin, hem “Demokratik tepki hakkımı kullanıyorum” diyeceksin, hem de polise taş ve molotof atarken yüzünü “maske” ile gizleyeceksin!..
Ulan “köpek oğlu köpek!”
Ulan pezevenk!..
Ulan kaltak!..
“Demokratik hak”ların “taş”larla, “mo-lotof”larla, “tabanca” ve “bıçak”larla istendiği nerede görülmüş?.
Hem saldırıyorsun, hem de “Anneee!.. Polis beni dövdü” diye ciyaklıyorsun!..
Polis niye dövdü seni?..
Nerede dövdü?..
“Çay bahçesi”nden dönerken mi dövdü, yoksa “kütüphane” veya “piknik”ten dönerken mi?..
Ulan, yolda yürüyen adamı polis niye dövsün, niye tazyikli su sıksın?.

01/07/2013 tarihli yazıda ise,

Ulan, “psikopat”ları öldürmeye kalksan, Taksim’de adam mı kalırdı?..
Hepsi manyak,
Hepsi psikopat!..

ifadeleri kullanılmıştır.


3.      Hukuka Aykırılık Sebepleri

Yukarıda alıntılanan birinci yazıda, hükümetin istifa etmesini isteyen insanların tamamının embesil ve salak olarak nitelendiği zaten izah gerektirmeyecek kadar açıktır. Hükümetin istifasını talep edip etmemek her kişinin kendi karar vereceği öznel bir karar olup, bu özelliği embesillik veya salaklıkla bağdaştırmak hukuken veya ahlaken açıklanamaz.

Embesil ve salak, gerek kullanım şekli gerekse Türk Dil Kurumu’nun verdiği anlamları itibariyle, hakaret ve aşağılama amaçlı kullanılan kelimelerdir. Hükümetin istifa etmesini veya hükümet yerine muhtelif yönetim birimlerinin kurulmasını talep etmek, yazarın kişisel siyasi görüşü ile elbette ki bağdaşmayabilir, fakat bu bağdaşmama halini aşağılayıcı bir dille ifade etmek hukuken korunmamalıdır. Aksinin kabulü, mevcut bir işleyişin sona ermesini isteyen veya bu işleyişten memnun olmayan hiçkimsenin akıl sağlığının yerine olmadığının da kabulünü gerektirir.  

Aynı yazıda, demokratik hak kullanımı esnasında yüzüne maske takmaya mecbur kalmış insanlara bu dilekçede tekrar etmekten bile kaçınılan birtakım hakaretlerde bulunulmuştur.

Her ne kadar hakaretlerin polise taş veya molotof atan kesime yönelik olduğu öne sürülebilecekse de,

-          Demokratik hak kullanımı, polise taş ve molotof atılmasıyla bağdaştırılmış ve haklarını kullanan insanlar sanki böyle eylemlerde bulunuyormuş gibi bir algı yaratılmıştır.

-          Gezi Parkı eylemlerinin polis tarafından ne şekilde bastırılmak istendiği, kanaatimizce tarafınızın da malumudur. Son derece yoğun olarak biber gazı kullanıldığı bilinmekte ve zaten ilgili idareler tarafından da teyit edilmektedir. Şu durumda, taş atsın ya da atmasın, hatta eyleme katılsın veya katılmasın, iş, konaklama, o bölgede yaşıyor olma ya da eyleme katılma sebeplerinden hangisiyle olursa olsun o an Taksim’de bulunan herkesin maske takmak zorunda olduğu açıktır. Bu itibarla, maske takan herkesi direkt olarak taş atma veya molotof atmayla ilişkilendirmek basın ahlak ilkelerine aykırı olduğu gibi, TCK anlamında suç isnadı da oluşturmaktadır.

-          Yazıda, polisin dövdüğü insanlardan sanki bu davranışı hak etmişler gibi söz edilmiştir. Öncelikle, polisin hiçbir hal ve şartta vatandaşı dövme hak veya yetkisinden söz edilemez. Polisin vatandaş üzerindeki fiziksel yetkisi, kanuni koşullara uymak kaydıyla yakalamaktan ibarettir.

Polisin hiçbir şekilde, kişi ister yazarın belirttiği gibi taş atmış ya da çay bahçesinden çıkmış olsun, vatandaşı dövme yetkisi asla yoktur ve olamaz. Yazıda ise, sanki eylemciyi dövmek polise verilmiş bir hak gibi gösterilmiş ve şiddet meşru kılınarak halkı bu şiddete özendiren bir dil kullanılmıştır.

Kaldı ki, asla kabul anlamına gelmemek üzere belirli insanlara şiddet gösterilebileceği düşünülse bile, polisin bu ayrımı nasıl yaptığının yazar tarafından izah edilmesi gerekir. Kişinin “suçlu” sıfatını edinmesi, ulusal ve ulusalüstü tüm hukuklarda kesinleşmiş bir yargı kararını gerektirir. Ortada değil karar, başlamış bir adli süreç bile yokken polisin insanlara şiddet uygulamasını meşru göstermek, en hafif ifadesiyle hukuksuzluğun yüceltilmesidir.

Şiddetin meşrulaştırılması konusunda son olarak söylenmelidir ki, anılan olaylara ilişkin pek çok video kaydı ve görüntü mevcuttur. Bu görüntü ve kayıtlarda, polisin elinde hiçbir suç unsuru bulunmayan ve hatta eyleme destek vermekte dahi olmayan insanlara da şiddet göstermiş olduğu sabittir. Yazıda ise, hem bu kişilere küfürler edilmiş ve suç isnadında bulunulmuş, hem de eyleme katılmış olsun ya da olmasın, bölgedeki insanlara kullanılan şiddet meşru gösterilmiştir.

-          Bu yazıyla ilgili bir diğer husus, ulusal yayın yapan bir organda halkın bir kesiminin aşağılanması ve birtakım küfürlerin açıkça ifade edilmiş olmasıdır. Bu durum basın ahlak ilkelerine tek başına aykırılık teşkil etmekte olup, konuya aşağıda ayrıca değinilecektir.

Şikayet konusu ikinci yazıda ise, yine hiçbir ayrım gözetilmeksizin, Taksim’de bulunan bütün insanların manyak ve psikopat olduğu son derece net olarak ifade edilmiştir. Tekrardan kaçınmak adına, kişileri yaftalamak ve itham etmek bağlamında yukarıdaki beyanlara atıf yapmakla yetinilmektedir.


4.      Şikayet Konusu İfadelerin 129 sy. Genel Kurul Kararı Kapsamında Değerlendirilmesi

195 sy. Kanun’un 49. maddesinde yer alan Basın Ahlak Esasları, 18/11/1994 tarihli ve 129 sy. Genel Kurul Kararı ile belirlenmiştir. Bu esaslar ilgili kararın 1. maddesinde 17 bent halinde sıralanmış olup, şikayet konusu yazılar 5 tanesini doğrudan ihlal eder niteliktedir.

129 sy. Genel Kurul Kararı’yle belirlenen ilkelerden,

-          md.1/1-c’ye aykırı olarak suçsuzluk ilkesi ihlal edilmiş,
-          md.1/1-e’ye aykırı olarak şiddet özendirilmiş ve meşru gösterilmiş,
-          md.1/1-h’ye aykırı olarak ahlaka aykırı yayın yapılmış,
-          md.1/1-ı’ya aykırı olarak aşağılayıcı sözcükler söylenmiş, hakaret edilmiş, sövülmüş, iftira ve haksız isnatta bulunulmuş,
-          md.1/1-k’ya aykırı olarak kişiler kınanmış, aşağılanmış, vicdan düşünce ve anlatım özgürlükleri hukuka aykırı şekilde sınırlanmış, sarsıcı veya incitici yayın yapılmıştır.

Hal böyle olunca, anılan yazılara ilişkin olarak kurumunuza başvurmak zorunlu hale gelmiştir.


Sonuç ve İstek           :

Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere, Yeni Akit gazetesinde yukarıda belirtilen tarih ve başlıklarla yayınlanmış ve www.yeniakit.com adresinden de hala ulaşılabilir olan yazılar sebebiyle, şikayet edilen Yeni Akit gazetesinin 195 sy. Kanun’un 49. maddesinde yer alan Basın Ahlak Esasları Hakkında Genel Kurul Kararı’nın md.1/1-c, e, h, ı ve k’ya aykırı yayın yaptığının kabulü ile şikayet edilen hakkında 49. maddede yazılı en ağır yaptırım kararının uygulanmasına karar verilmesini saygı ile talep ederim. 08/07/2013

Şikayetçi
.......................




4 Temmuz 2013 Perşembe

Karakaya konusunda gelen eleştirilere cevaplar

Selam herkese,

Üç gündür Hasan Karakaya'ya takmış durumdayım, hukuk yollarını kurcalayıp duruyorum. Aklımdakiler başka hikaye şimdi ona girmeye gerek yok, ben dün baroya yazdığım yazının hesabını vereyim...

Önce, hala okumayanlar varsa, yazıların linki aşağıda. Bu yazıya, HK'yı okuduktan sonra devam edin.

- Embesil, pezevenk, kaltak vs: http://www.yeniakit.com/turkiye-brezilya-misir-her-soruya-bir-cevabim-var-2006yy.htm

- Psikopat: http://www.yeniakit.com/anac-domuz-ve-yavrularinin-arasinda-koyun-yasar-mi-2020yy.htm

Embesil kelimesinin bir iltifat gibi kaldığı yazısından sonra, aklıma ilk olarak Orhan Pamuk içtihadı geldi. Madem "Bir milyon Kürt öldürüldü" ifadesi sebebiyle her bir TC vatandaşı olarak tazminat talep edebilme hakkımız vardı, o zaman Gezi eylemlerine katılan her bir vatandaş olarak HK'ya da dava açabilmeliydik.

Fakat malumunuz, artık dava açmak sadece parası olana tanınmış bir ayrıcalık haline geldi. Bilmeyenlere açıklayayım, eskiden dava açmak pahalı bir şey değildi. Talep ettiğiniz tazminat nispetinde bir nisbi harç öderdiniz, çok yüksek olmayan ayrı bir standart harç da vardı, davanız böylece açılmış olurdu. Eğer tanık, bilirkişi, keşif vs. gibi masraf kalemleriniz olacaksa, bunlar yargılama sürecinde ayrıca ödenirdi. Eğer ödenemezse hakim size yeniden süre verebilirdi, yine ödenmezse ancak o zaman sıkıntı olurdu. İki duruşma arasının ayları bulabildiği düşünülürse, size verilen süre de hiç yetersiz sayılmazdı.

Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu bunu değiştirdi. Artık davaları açarken, müstakbel masraflarınızın tümünü bir defada vermeniz gerekiyor. Yani 5-10 liralık bir dava için bile, tanık masrafı, bilirkişi ücreti, davetiyeler bilmem ne derken 800 lira filan ödemekle yükümlü oluyorsunuz. "Şimdi elim dar, ben davayı açayım da, bilirkişi ücretini dava o aşamaya gelince yatırırım" diye bir dünya kalmadı. Bilirkişi aşamasına ise davayı açtıktan 1 sene sonra filan gelindiği düşünülürse, siz önümüzdeki tüm senelerin parasını daha ilk günden yatırmış oluyorsunuz yani. Saçma ama evet.

Ben de düşündüm ki, eğer HK'ya tazminat davası açılacaksa bunu biz yapamayız. Çünkü hiç kimse o kadar masrafa girebilecek durumda değil. O zaman dedim, bunu Baro yapsın. İşi bu değil mi, vatandaşın hukukunu korumak? Bunu şimdi yapmayacaksa ne zaman yapacak? (Baronun Gezi sürecindeki durumun eleştirisi için lütfen bakınız: http://koridorda.blogspot.com/2013/06/gezi-olaylarnda-barosuzluk.html

Baroya dilekçe yazdım. Özetle dedim ki, böyle bir sıkıntı var ve bunu giderin. Buyrun o dilekçeyi de şuradan indirebilirsiniz: http://dosya.co/download.php?id=51D439B51

Konuyu Katılımcı Avukatlar'la ve Yoğurtçu Hukuk'la da paylaştım. KAV'dan Akın Abi (Atalay) bana başka bir yol önerdi ve o yoldan da gideceğim, bilahare konuşuruz. Fakat mail grubundan, o yazıların da özgürlük kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Aziz Nesin'in daha bile ağır konuşmuş olduğu gibi yönlerden eleştiriler geldi.

Yoğurtçu mail grubunda ise, Orhan Pamuk kararının kullanılmasının meşruiyetini sorgulandı ki doğrudur, bunu ben de düşünmedim değil.

Gelen tüm eleştirilere cevap verirsem, hukuk yolunu neden bu kadar önemsediğimi de ifade etmiş olurum diye düşünüyorum.

1. Orhan Pamuk kararını kullanmak uygun mu gerçekten? O zaman bu kararı meşru kabul etmiş olmaz mıyız?

Yerinde bir endişe, bu benim de aklıma geldi. Fakat madem böyle bir karar var, madem hukuk bu şekilde kullanılabilen bir şey, bu kullanımı neden yandaşa da doğrultmayalım? Egemen, kendi silahıyla vurulmuş olmaz mı? Hatta belki içtihatın değişmesine yol açar ve hayırlara vesile oluruz.

2. Fikir özgürlüğüne inanan insanlar olarak bunu dava konusu etmeli miyiz?

Fikir özgürlüğü soyut bir şey, sınırını hiçbirimiz spesifikleştiremeyiz diye düşünüyorum. Fakat eğer bu yazı özgürlük kapsamında kalacaksa, o zaman TCK'daki bir sürü suç tanımının kalkması ve medeni hukuktaki tazminat sebeplerinin değişmesi lazım. Hakaret, sövme, suç isnadı, nefret söylemi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik... Bunları tümden kaldıralım. Kişiliğin korunması hükümlerini elden geçirelim. Haksız fiilleri sadece fiziki zarar verenlere indirgeyelim. Ondan sonra bana diyin ki bu yazı hukuka uygundur.

İnsanların insanlara pezevenk deme hakkı vardır ve olmalıdır, bir Adanalı olarak inanın ki bu hakkımın tamamen peşindeyim. Fakat bir gazete köşesinden toplumun başka bir köşesine kin kusulması da karşılıksız kalmamalı. Ne yapayım şimdi, madem "Allah kitap çekmek" benim yerel kültürümün bir parçası, ben de bir gazetede köşe edinip çeviklere mi saydırayım mesela? "Biz Adana'da sinirlenince böyle şeyler söyleyebiliyoruz, gerçekten yapacağımızdan değil ama işte lafın gelişi..." mi diyeyim? Eheh harbiden diyeyim mi la, çok eğleniriz :)

Eğer bu adam bize ettiği küfürleri yine saklamadığı ama bunu düzgün ifade ettiği başka bir yazı yazmış olsaydı, bu kadar konuşmuyor olabilirdik. "Adamın biri apır sapır konuşmuş işte..." denip geçilebilirdi. Fakat resmen üzerine kusulmuş durumdayız, ortada susup oturmamızı gerektirecek bir yazı göremiyorum. Kaldı ki HK adamın biri de değil, akil insan. Gerçi akil'in başında bir harf eksik gibi ama...

Hep şikayet ediyoruz ya, "hukuku silah olarak kullanıyorlar" diye. Bu yapılan da işte o. Adam, biliyor ki fikir özgürlüğü vesaire filan, al o zaman diyor. Al sana özgürlük. Biz ise hukuku hep savunma aracı olarak kullandık, belki de hatamız buydu.

3. Aziz Nesin daha da fenasını söylemişti.

Söylesin, ne yapayım? Aziz Nesin ya da "sevdiğimiz" başka biri de diyorsa, o laf illa ki doğru mudur?

Malum yüzdeli ifadesinin geçtiği beyanın tümünü bilmiyorum. Nasıl bir bağlam ve üslup kapsamında olduğunu değerlendiremem. Fakat ister fikir beyanı diyelim ister nefret söylemi, açıkçası ben o sözü şimdi duysam ona da tepki verirdim. Ama bu tepkim elbette ki otel yakmak şeklinde olmazdı, efendi gibi gider ihtar çekerdim:

"Sayın Aziz Nesin,

İfadenizde belirtmiş olduğunuz yüzdelerin nasıl belirlendiği ve kimin hangi kısma dahil olduğunun belirlemesinin nasıl yapıldığı konusunda kamuoyuna derhal bilgi vermenizi ve tarafımın hangi yüzdelik dilimde olduğunun gerekçeleriyle açıklanmasını talep eder, aksi halde aleyhinizde her türlü hukuki yola başvurulacağını saygı ile ihtar ederim."

Nasıl? :)

Yani ben sorunu tepki göstermekte değil, bunun şeklinde buluyorum. Adamın biri hepimize embesil deyip ortaya pezevenk, kaltak filan gibi sözler sallıyorsa, buna elbette ses çıkarmalıyız.

4. Adam pezevenk diye sana dememiş ki, polise taş atanlara demiş. Bu gocunmak nedir, yoksa yaran mı var?

Ne münasebet? Bir kere,

a. Taş molotof vs. olaylarını gördük arkadaşlar, kimin ne yaptığının takdirini size bırakıyorum.
b. Velev ki molotof atıldı... Bu başka bir suçtur, küfretmek başka. Burada karşı olunan şey, molotoftan bağımsız olarak, basın organlarının küfür ve aşağılama amaçlı kullanılamaması.
c. Yine diyelim ki molotof atıldı. Ne yapalım, bu insanları pezevenk ve kaltak diye küfrederekten tecrit mi edelim? Polise taş atan çocuk kimin çocuğu? Neden yaptı bunu? Taş atılması "kendiliğinden" mi gelişti? Polis bizim dostumuz arkadaşımızdı da biz mi kıymet bilmedik? Polis dediğin adam, kendisine uzattığın karanfile bile bakamayıp gaz bombasıyla cevap veren biri değil mi?
d. Kaldı ki hepimiz Taksim'deydik, yüzümüzü hepimiz kapattık çünkü o esnada gaz yiyorduk. Biz birtakım psikopat pezevenkler ve kaltaklar.

Benim bu konuda söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Bugün bu konuda birtakım dilekçeler yazacağım, sonuçtan haberdar ederim.

Hörmetler,
Göksun.