18 Haziran 2013 Salı

başbakanı seven birinden açıklama bekliyorum ve çok samimiyim.

biraz önce feysbuk'ta şöyle yazdım:

"bence zello diye bir şey gerçekten var ve hala tayyipçi kalabilenlerin kafasında. yok yani başka türlü olamaz. ethem sarısülük'ün cenazesine bile müdahale edilirken davul zurnayla miting yapmanın, sokakta "duran birini" almanın, amanpour röportajı safsatasını haber diye sunmanın, çantasında toz maskesi olanı gözaltına alıp "buharlaştırmanın" desteklenmesi başka türlü açıklanamaz. mümkün değil.

ya toplu olarak bir şeyler kullanıyor bu insanlar, ya da bu gerçek bir zello operasyonu. inanamıyorum. tayyip'e değil, olan biteni bilip de onu hala destekleyebilenler olduğuna inanamıyorum.

dağıttıkları makarnada mı bir şey var, içine kimyasal (pardon, "ilaç") mı koyuyorlar, kömürü yakıp dumanını soluyunca bir şey mi oluyor, şebeke suyuna bir şey mi kattılar, ya bu kadarı mümkün değil artık ya. adam resmen klon ordusu yaratmış.

lütfen, çok rica ediyorum, eğer bunu gören bir tayyip hayranı varsa bu hayranlığının nasıl devam edebildiğini bana açıklasın. sakin sakin dinleyeceğim, sözünü hiç kesmeyeceğim, tüm efendiliğimle anlamaya çalışacağım. ben vali değilim, düz insanım, sözüm gerçek.

eğer beni de almazsanız."

*
yazmak iyi geliyor, yukarıdakini yazmadan önceki ruh halim daha da kötüydü. çok umutsuzdum, "karşında böyleleri varken kime neyi anlatıyorsun ki, bu iş bitti artık" diyordum. şimdi birden iyimserleşmiş değilim ama yazdıkça açılacağımı biliyorum. çünkü hareket, özgürleştirir.

biliyorum üzerinden iki gün geçti ama, tek bir şeye takılıp sürekli onu tekrarlayan bir beyinle yaşıyorum artık.

sadece ethem değil, biri polis 5 kişi öldü. yüzlerce yaralı var, hayati tehlikesi devam edenler var. hatta yaralı olup olmadığını dahi bilmediğimiz, gözaltına alındığı bilinen ama kendileri bulunamayanlar var.

fakat ben bu kadar olay içinde en çok, ethem'in cenaze kortejine bile müdahale edilirken "hüloooğğğ" diye bağırılabilmesini kaldıramıyorum.

bu adamdan insanlık beklemek abes, 20 gündür her şeyi gözlerimizle gördük. sokakta yürürken çantamızda gaz maskesi var diye terörist addedildik. peki yürümeyelim dedik, kaldırımda durduk, olmadı, meğer yine terörist çıktık. avukat olarak insanları savunmamamız, hekim olarak hastaya yardımdan uzak durmamız gerektiğini öğrendik.

bunlar, hastalıklı bir zihniyetin ürünü olmaya uygun şeyler. diktatör dedik, diktatör başka türlü mü davranacaktı zaten, adamın anladığı dil bu işte dedik. bizi bir kitle olarak, külliyen reddetti. şaşırmadık, zira şaşırma hissimizi bizzat kendisi marifetiyle kaybetmiştik.

fakat ethem "kitle" değildi. tek bir kişiydi ve cenazesi kalkacaktı. babasından, babalar gününde, oğlunu toprağa vermesi beklendi.

siz tayyipçiler, "oğlunun ne işi varmış o gün parkta" mı diyorsunuz? kendi çocuğunuza bunu der miydiniz? der idiyseniz, zaten okumayın gerisini, buraya kadar da zahmet etmişsiniz. evladını sevemeyenden insanlık beklemek de benim yanlışım olsun.

"ne malum polisin vurduğu, belki başkası vurdu?" mu diyorsunuz? dostum sen çok yanlış anlamışsın, konu o değil. isterse kendi kendini vurmuş olsun, konu, gücüne taptığınız adamın tek bir kelimesiyle olaylar dinebilecekken dinmemiş ve ethem'in bu yüzden ölmüş olması. diyelim ki polis vurmadı. buna inanmam mümkün değil ama, hadi sizin için bir an varsayalım ki "çapulcular" vurdu. adamınız bu işleri durdurup, bizi huzura erdiremez miydi? ethem'in o gün sokakta olması önlenemez miydi? o çocuk oraya neden gitti, eylem dediğin turistik faaliyet midir?

bir de ak gençlik konusu var, unutmadan ekleştireyim. pazar günü bunların satırla sopayla çıktığı duyulunca, herkes birbirine "eve dön" çağrısı yaptı. polisle, gazla, suyla mücadele edilebilirdi, fakat eli sopalı ve muhtemelen öldürme emriyle çalışan bir orduyla mücadele mümkün değildi. işin sonu savaşa varırdı. yani ülkeyi iç savaştan siz korumadınız, koruyanlar yine "çapulculardı." istemediler, istemedik.

siz çocuklarınızı eline sopa verip sokağa salabilecek tıynetteyken, biz arkadaşlarımızı arayıp "abi lütfen eve dön bak iş iyice çığrından çıkacak, bunlar tamamen delirmiş..." diyorduk.

ayrıca bu siz-biz üslubuma da alınmayın artık, bunu "siz" yarattınız. benim de dahil olduğum bir hassasiyet grubu, yüzde 50 şakası yapmayı bile ayıp sayardı. biz size koyun demeye bile utandık, kendimize "elitist elitist konuşma la" diye telkinlerde bulunduk. meğer boşuna uğraşmışız, kendine "göt kılı" diyeniniz varmış.

özetle, ben tayyip'e değil, tayyipçilere inanamıyorum.

insan, kendi yapamadığını yapabilene hayran olur, onu lider beller. siz de belki, kendi içinizdeki vahşeti su yüzüne çıkarabildiği için seviyorsunuz bu adamı.

tayyip bir gün gider. belki bu günleri atlatır onu bilemiyorum, ama elbet bir gün gider. gitmese bile er geç ölür, hepimiz ölürüz. yani tek bir adamdan illa ki kurtulunur.

fakat allah hepimizi sizin şerrinizden korusun.

*


aramızdalar ve hep öyle kalacaklar.


geçen yine marjinaliz arkadaşlarla...

yeni şafak'tan. yorumsuz.


7 yorum:

  1. Başbakan kafamdaki ideal lider değil. Son dönemde yaptıklarını da tasvip etmiyorum. Ama durumu şöyle izah edeyim. Yanlış şıkları eleyip doğruyu bulmak bir test tekniğidir. Ben de onu kullanıyorum. Bakalım İsmet İnönü ne demiş (yeni basımlardan tarih mühendisliği kapsamında çıkartıldı bu paragraf):

    "harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. (ki zor da... değildir. 2 ...ayda, 6 yaşında çocuklar çok rahat öğrenebiliyor 'a.b') uzun yıllar devlet eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti.(uzun süren harblerden dolayı 'a.b'. ) ; vermiş olsaydı şüphesiz ki daha yüksek olurdu. devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, arap-islam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.(...) yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.(...)
    din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı."

    inönü, hatıralar c.ıı s 223

    Buradan anlıyoruz ki Cumhuriyet döneminde bir toplum mühendisliği yapilmis, insanların yaşam tarzına müdahale edilmiş. Harf devrimine ilk başlarda İsmet İnönünün itiraz ettiğini de biliyorsak bu konuda sorumluluk galiba ısrarcı olan Atatürk'e ait. Japonya'nın dünyanın en zor alfabelerinden biriyle modernleşebildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bunu da hesaba katmak gerek.

    Peki bu yaklaşım sadece 1950 öncesine mi ait? Bakınız Uğur Dündar'ın namaz kılan çocuklar haberine. Uğur Dündar'ın bilinç altındaki normal insan tanımını ve bunu topluma empoze etme isteğini, arkasındaki medya gücünü düşündüğümüzde toplum mühendisliğinin hala devam etmekte olduğunu görüyoruz. Aynı 28 şubat sürecinde daha sonra yalan olduğu anlaşılan Ali Kalkacı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz haberleri gibi.

    https://www.youtube.com/watch?v=QbHYl5FKpuk

    Peki AKP'nin 10 senedir iktidar olduğu, bütün devlet organlarındaki "öteki" tarafın bekçilerini kovup, kendi bekçilerini yerleştirdiği, astığının astık, kestiğinin kestik olduğu döneme. Şu anda Türkiyenin Operatörlerinden birinin arge'sinde IK müdürü "bu binada kesinlikle namaz kılınmayacak" diyebiliyor, yine türkiyenin önde gelen bankalarının biri x binadan oluşan bir arge merkezi yapıp benzer bir ihtiyaç olduğunu bildiği halde resmi olarak uygun bir mekan sağlanmasının önüne geçebiliyor. Bir teknokent yönetimi yer göstermemiş olmasına rağmen, -x'inci katta, kimsenin geçişine engel olunmayacak, bina hizmetlileri harici kimsenin göremeyeceği merdiven altı bir yerde, buz gibi betonun üzerinde namaz kılınmaması için oraya çimento torbaları yığabiliyor. (Daha sonra ne olduysa, kaflarına kim vurduysa, birden değiştiler, birakiniz ufak bir yer göstermeyi, kızlar için ayrı erkekler için ayri, abdest almali yer yaptilar)

    Bir ara bir belgesel vardi tv'de. Bir engelli karşılaştığı zorluklari anlatırken, bir otelde yatağın yanına konmamış ışık düğmelerini, banyoda tutunacak bir yer olmamasını eleştiriyordu. Biz ise bunları günlük hayatımızda fak edemiyoruz. Muhtemelen siz de mutlu yaşadığınız geçmiş bir zaman diliminde diğer insanların ne yaşadığının farkına varmamış, onları etiketleyerek, aşağılayarak davrananlar dikkatinizi çekmemiş olabilir. Belki değişim buradan başlayacaktır. Güven vermek ve mevcut iktidarın yanında bir seçenek olabileceğini insanlara hissettirmekle...

    YanıtlaSil
  2. inönü mü? yıl olmuş 2013...

    direnişçilerden kimse (en azından çoğunluk) "sağ taban acı çekmedi" demiyor ki. aksine, insanlar şunun farkında: tamam 28 şubat'la özdeşleşen politikalardan çektiniz eyvallah da, bu kindarlık nedir?

    ben 29 yaşında biri olarak sokaktakilerin pek çoğundan büyüğüm. bu çocuklar, zaten akp iktidarında yetişkinleştiler. geçmişle kıyas yapmalarını beklemek anlamlı değil.

    sorunu tespit edemiyor olmaları normal, 20-25 yaşındaki çocuk bunu nasıl görebilir? anlatırsan dinler, ama bu şekilde ezmeye çalışırsan o çocuk bir daha sana saygı duyar mı? (sen derken, siz değil, üzerinize alınmayın :) )

    sorun dindarların ne çektiklerini kabul etmemek değil. yine dindarların, ne çektirdiklerini görmemeleri.

    YanıtlaSil
  3. Dedim ya, şu anda yapılanların hiçbirini tasvip etmiyorum. Ne adalet, ne din, ne de sosyoloji anlayışıma uyuyor. Detaylarını bilahare konuşuruz. Ben size AKP'ye olan desteğin dinamiklerini anlatmaya çalıştım. AKP doğru yaptığı için değil, diğerleri değişmediği, özeleştri yapmadıkları için. Yoksa benim için bir kindarlık söz konusu değil. Sokaktaki çocuklara gelince. Her dönem kim zulüm yapıyorsa, ona karşı bir nesil yetişir. Bizler eskilerin zulümlerinden dolayı böyle olduk. Muhakkak da gelecekte, bu iktidara ve ona destek verenlere tepkili bir nesil gelecektir ve geliyor da. Tarih tekerrürden ibarettir, ondan ders almayanlar oldukça. İnönü 2013 ilişkisine gelince, aslında Atatürk 2013 demek daha doğru. Günümüzdeki uzantılarından yeterince bahsettim sanırım ilk yazdığım yazıda.

    YanıtlaSil
  4. haklısınız, ben sanki size cevap veriyor gibi olmuşum. kusura bakmayın.

    "Her dönem kim zulüm yapıyorsa, ona karşı bir nesil yetişir." - katılıyorum. aynı zamanda bu nesil, kendi gördüğü kinden beslenerek gelişecektir. rte'ciler kendi gördüklerinden beslenerek bize böyle yapıyorlar; umarım biz de orta yaşlarımızda şimdiki halimizin acısını çıkaranlardan olmayız.

    YanıtlaSil
  5. Bir de kendi adıma şunu söyleyeyim, daha ilk icraatını ortaya koymadan 2002'de başladı hükümete karşı eleştriler/protestolar/şüpheler. Bundan dolayı hep bir umursamazlık vardı bende ve AKP seçmeninde protestolara karşı. Aynı yalancı çoban hikayesindeki gibi. Ne de olsa bu bir çekememezlikti. Yeri geldi stokholm sendromu dendi AKP seçmenlerinin durumu için. Hiç özeleştri yapılmadı. Bundan dolayı iktidarın tiranlaştığını anlamak zaman aldı. İlk önce Ergenekondan tutuklu insanların birer birer tahliye olması şoke etti ve uyandırdı beni. (Şahsi düşüncem bi yerlerde doğru zamanı kollayan, uyuyan bir yapi hala var, ama onlara ulaşıl(a)madı) Bugün yaşananlar 10 senedir sürekli doğru/yanlış eleştirilen, darbe riski altında asker, medya, vs mücadele etmiş, hepsini
    yenmiş/ele geçirmiş birinin artık ruh halinin pek de sağlıklı olmadığı, çevresinin de farkında olmalarına rağmen onu düzeltemediğini ortaya koymuştur. İnşallah daha düzgün, daha hakkaniyetli, herkesin özgürce yaşayabildiği bir yarınlara kavuşuruz. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  6. ya aslında o yazının kurgusunda bir hata oldu, sonradan fark ettim. benim soruyu yönelttiğim kitle, evde atv'den başkasını izlemeyen teyze/amca değildi. sosyal medyayı bilen, gündemi doğru düzgün takip eden, dünyadan haberi olan "beyaz müslümanlara" sormuştum. fakat öyle bir yazıda da makarna kömür dememeliydim. fakat olmuş bulundu.

    YanıtlaSil