3 Nisan 2012 Salı

Başbakan'a birkaç soru...


Bugün aslında kısa tutmuştum tam, ama Sayın Başbakan'ın beyanlarına dalınca yazı koptu gitti yine. Kusura bakmayın.

*
Osmanlı Hanedanı’nın son üyesi Neslişah Sultan vefat etmiş.

Bu arada Murat Bardakçı kaynaklı şu bilgiyi de verelim, “haneden üyesi” olmak için saltanat dönemini görmüş olmak gerekiyormuş. Yani ailenin kalan üyelerini “hanedan” değil “Osmanoğlu Ailesi” diye anacakmışız.

Hanedan hakkında konuşabilecek biri değilim, ki zaten 3 yaşındaki Neslişah Sultan’ın vatanı sattığını düşündüğümü düşünmezsiniz herhalde. Ama sürgün çok acı bir şey, kimin başına gelirse gelsin. Bir de, nasıl bir algıları vardır merak ediyorum. Sizin “aile eviniz” olan yerlere otobüslerle turist kafileleri taşınıyor. Siz de, aile evinizi, ancak turistlerin arasına katılıp bilet alarak gezebiliyor ve belirtilen alanın dışına çıkamıyorsunuz. Bu bana hep ilginç gelmiştir ve sürgündekileri düşünüp üzülürüm.

Hayat ne tuhaf, vapurlar filan.

*
Küçükçekmece’de, TOKİ’nin “kentsel dönüştüreceği” – yani Türkçesi, yıkıp yerine kendi adamına verdiği ihalelerle kendi kafasına göre takılacağı binalar yapacağı- arazideki evlerden onbinlerce lira işgaliye bedeli istenmiş.

Vatandaş da diyor ki, “Ödesek de yıkacaklar, ödemesek de yıkacaklar.”

Ben daha ne diyeyim?

*
Dikkat raflarda böcek varmış. Ya bırakın allaşkınıza, hep aynı şeyi söylüyorum farkındayım ama, kokoreç yiyoruz biz ya. 

Bir de bu zaten bayağı eski, zincirleme e-postalar sayesinde de bayağı suyu çıkmış bir mevzu. “Cola’da böcek var, Pepsi’de çalışan arkadaşım söyledi içinde fare var, hazır çorbalarda bilmem ne var…” Önce sigarayı bırakıp brokoliyle beslenmeye başlayın, sonra konuşalım.

*
“Binada doğalgaz olduğu halde ucuz olduğu için kömür sobası yakan aileden beş kişi öldü.”

Öldürüldü.

*
“İstanbul’da fahiş fiyatları protesto için yapılan ve polis müdahalesiyle biten kantin boykotuna katılan lise öğrencisi Abdülmelik Yalçın okuldan atıldı.”

Anarşistin başını küçükken ezdikleri iyi olmuş. Bugün “tost iki lira oldu” diye kantinde eylem yapan, 3 gün sonra otel yakar… Ah pardon onlar başkalarıydı…

Bugün kantin eylemine polis gönderen, üç gün sonra köylüsüne füze atar… Yine mi olmadı?

Ne bileyim ben ya, zaten mavi ekran vermişim, ne dediğimi biliyor muyum…

*
Van’da, deprem sonrası sadece 20 gün eğitim alabilen öğrencilerden tam harç istendiği için düzenlenen bağış kampanyası, beklenen ilgiyi görmemiş. 2.25 milyon gerekirken, 100bin lira toplanabilmiş. Çocukların kayıtlarının silinme tehlikesi varmış.

Aklınızda olsun, belki yardım etmek istersiniz.

İşin, şaşırtıcı şekilde güzel ve ilginç tarafı, rektör bu sefer öğrenciden yana. Bağış kampanyasını başlatan rektör olmuş, harçların silinmesi için Maliye’ye doğrudan rektörlük başvurmuş. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin bir sonraki rektörünün kim olacağını bilemesek de kim olmayacağını biliyoruz artık.

İşin şakası bir yana da, rektörün dedikleri önemli. “Çoğu öğrencimiz depremzede. Deprem sonrası okula gelmek için yol parası bile bulamayan var.”

Unutmuşsunuzdur filan, hatırlatmakta fayda var: Harcını ödemezsen dönemi kaybediyor hatta okuldan atılabiliyorsun. Bu çocukların okulları başlarına yıkıldı, ne harcı neyin haracı…

*
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi, bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” demiş.

İnandırıcı bulan?

*
Hele şu ki haberle beraber okuyunca:

Grup Yorum üyesi Seçkin Aydoğan, Nurtepe Cemevi önünde çıkan olayları izlerken tutuklanmış. Örgüt üyeliğinden tabii ki. Zira biliyoruz ki bugünlerde polis ve yargı, içeride tutmak için yeterli bilgiye ulaşamadığı kişiye “puzzle parçası” muamelesi yapıyor. “Sen tek başına hiçbir şey ifade etmiyorsun ama kesin bir puzzle’ın parçasısın, sadece yerini bulamadık…”

Aydoğan da diyor ki, “Ben vaktiyle Vatan Emniyet’in önünde bile eylem yaptım, Emniyet’in önünde eylem yapan örgüt üyesi mi olur?” Niye olmasın ki, evinde çakmak bulundurandan oluyor, eylem yapandan mı olmayacak?

Bir de şöyle demiş tabii ama bahane bunlar hep, malum: “Gözaltına alındığım gün üzerimde kaşkolum yoktu. Bana gösterilen fotoğraflardaki kişi şu an huzurda bulunan birçok kişiye benzeyebilir çünkü yüzü görünmemektedir. Taş attığıma dair bir belge ve kayıt da yoktur.”

Sen bir “örgüt üyesi” olara, devletin polisinin çektiği fotoğraftan daha mı iyi bileceksin, artı taş atmanın belgesi mi olur? Allah sen büyüksün yarabbi…

*
Radikal, Metin Göktepe Gazetecilik Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü almış.

Öncelikle o ödülü alan Radikal değil Mesut Hasan Benli olabilir. Radikal hakkında, “dilekçede tekrara düşmemek adına,” önceki beyanlarımı tekrar ettiğimi belirtmekle yetiniyorum.

Ödül de iyiymiş de, jürisinde Ece Temelkuran olmasa daha iyiymiş.

*
Darbe ve muhtıralara imza atanların isimleri tabelalardan tek tek silinecekmiş. Buna itirazımız yok.

Eh, Fethullah Gülen İlköğretim Okulu, Recep Tayyip Erdoğan Lisesi ve Abdullah Gül Üniversitesi de şimdiden hayırlı olsun – ah pardon, üçüncüsü var zaten…

*
CHP ve hükümet, 12 Eylül davasına müdahil olacakmış.

Yargıyı siyasallaştırmayız mı demişti birileri?

Bir de, CHP’nin müdahale talebine takıp, “2010’da evet demeyenler/1982’de evet diyenler, bu davaya müdahil olmasınlar” yönünde saçma sapan görüşler var, bunları kaale almıyorum kusura bakmazsanız.

Deli midir nedir…

*
Evet, işte beni sinirden kanser edecek sayfaya geldik. Başbakanımızın beyanlarından oluşan bir sayfa bu.
“İlkokulu, ortaokulu, liseyi bir kışla gibi görüyorlar. Ellerine fırsat geçse, üniversite öğrencilerine de üniforma giydirirlerdi.”
Sayın Başbakan,

İlkokulu, ortaokulu ve liseyi kışla gibi görmek bir hata ise ki öyledir, bu eğitim kurumlarını bir cemaat yuvası gibi gören, çocukları topluca namaza götürüp ders saatlerini ibadete göre ayarlayan zihniyetin yaptığı nedir?

"Ellerine fırsat geçse üniversite öğrencilerine de üniforma giydirirler" diyorsunuz. Peki sizin hükümetiniz döneminde polisin ve yargının, eline geçen her fırsatta tuttuğu öğrenciyi “içeri atıp” oradan çıkarmama alışkanlığını açıklamanız mümkün olur mu, rica etsek? Tektipleştirmenin simgesi olarak kullandığınız üniformayı, asıl siz, öğrencilerin üstüne değilse de zihnine giydirmeye çalışıyor olabilir misiniz?

Yazılı kaynaklarında demokrasiyle yönetildiği belirtilen ülkenin asıl sahibi, bir vatandaş olarak bensem, Anayasal söz hakkıma dayanarak sizden cevap rica ediyorum. Yok eğer asıl sahibimiz sizseniz, bize karşı daha dürüst olup bunu açıkça söylerseniz sevinirim.
“Dünyada Çin’den sonra Türkiye büyüme hızında 2011 yılında ikinci olarak tamamladı.”
Sayın Başbakan,

Cümledeki anlam ve ifade bozuklukları sizden mi kaynaklanıyor Radikal’den mi bilmiyorum. Eğer sizden kaynaklanıyorsa, metin yazarınızı değiştirmenizi - nacizane- tavsiye ederim.

Esasa gelirsek; Sayın Başbakan, “Çin’den sonra ikinci olmak” kavramındaki ironinin gerçekten mi farkında değilsiniz, yoksa bizim fark etmememizi mi umuyorsunuz?
“Hiç korkmayın, her çocuk rızkıyla gelir.”
Sayın Başbakan,

Bir an için her çocuğun rızkıyla geldiğini kabul etsek bile, o rızklar o çocuklara gitmiyor. Bilginiz olsun.
“Genç ve dinamik nüfus iyi eğitilir ve yönlendirilirse bir sorun kalmaz”
Sayın Başbakan,

Ülkedeki sorun zaten diploma değil, iş. Ne kadar iyi (!) eğitilirse eğitilsin, hiçbir üretim sürecine katılamayan gençler, kaçınılmaz olarak ziyan olmaktalar. Bu ziyanı ne şekilde engellemeyi düşündüğünüzü lütfen bizlerle de paylaşır mısınız?

Ayrıca, hocaları ve öğrencileri cezaevinde olan üniversitelerdeki eğitim özgürlüğü konusunda sizce de biraz daha düşünmemiz gerekmiyor mu?
“Eğitim sistemi … her türlü yeniliğe kapalıydı. Dinin, diyanetini öğrenmek isteyenler için kapalıydı. Resmi ideolojiyle örtüşmeyen her kitap yasaklıydı.” 
Sayın Başbakan,

Yeniliğe açık olup olmamak konusunda, yeni sistem kendi sorunlarını zaten ortaya dökecektir. Şimdilik beklemedeyiz.

"Dinini diyanetini öğrenmek" konusunda, açıkçası eski sistemin fazla bile “didaktik” olduğunu düşünüyorum. Din dersinin zorunlu olduğu, o derste de Sünni Müslümanlık inancından bir an olsun ayrılınmayan bir eğitimde, dinini diyanetini öğrenmek, sadece Sünni-Müslüman olmayanlar için kapalıdır. Kaldı ki, hükümetinizin getirdiği yeni sistemin de, din-diyanet öğrenmek istemeyenlere kapalı olduğunu ve sizin de kendi tektipini dayatmış olacağınızı düşünüyorum.

“Resmi ideolojiyle örtüşmeyen her kitap yasaklıydı” şeklindeki bir eleştiriyi, henüz basılmamış bir kitabın yasaklatıldığı bir devletin Başbakanı olarak dile getirmiş olmanız ise, tarihe geçmeyi hak eden bir ironidir.
“Yeşilin katledildiği, sağlıksız gecekondularla çevrelenmiş şehirleri emanet aldık.”
Evet gecekondulaşma mücadele edilmesi gereken bir şey, doğru. Fakat yeşilin katledilmesine karşı olduğunuzu söylerken, üçüncü köprü projesi aklınıza hiç gelmiyor mu? İstanbul’da kalmış 2-3 ağacı da yok edecek olmak, vicdanınızı sızlatmıyor mı?

Sadece İstanbul için değil, diğer şehirler için de geçerli olmak üzere, etrafınızdaki TOKİ projelerine baktınız mı hiç? Son yıllarda “kendimizi kaybetmişçesine” şehirleştiğimizin, daha doğrusu “şehirleşme sandığımız bir şekilsizlik içinde gettolaştığımızın” farkında mısınız?

Siz şehirleri o şekilde emanet almadınız Sayın Başbakan, o şekle kendiniz getirdiniz.
“Bütün bunlar meşhur olma yöntemleri, provokasyondur.”
Sayın Başbakan,

Bunlar sizin, sizi protesto etmek isteyen vatandaşa söyledikleriniz. Protestocular derhal dışarı çıkarılmış tabii.

Diyelim ki bu bir meşhur olma çabası ise bile, aslolan bu değildir. Yapılan iş neticede protestodur, muhalefettir. Siz, tektipleştirmenin zararlarından söz ederken, size muhalefet eden vatandaşı dışarı çıkarmanın nasıl bir tutarsızlık oluşturacağını bir an bile mi düşünmediniz?

Başka sorum yok Sayın Başbakan.

Saygılarımla.

*
Gazete okuyasım da kalmadı zaten.
*
Çok sevgiler,
Göksun.

3 yorum:

  1. “Binada doğalgaz olduğu halde ucuz olduğu için kömür sobası yakan aileden beş kişi öldü.”

    Öldürüldü.

    Benim için en etkileyici kısım.

    YanıtlaSil
  2. yine döktürmüşsün göksun.

    YanıtlaSil
  3. teşekkür ederim arkadaşlar, yorum görünce çok mutlu oluyorum :)
    bir de güzel şeyler yazmışsınız üstelik, iyice şımardım :))

    YanıtlaSil