24 Ocak 2012 Salı

"Başbakanı seven çocuk"

Sayın Başbakan, Fransa’nın son kararı üzerine uzun uzun konuşmuş ama başka bir sürü şeyden de bahsetmiş. İtinayla inceleyelim...

 “Tarihin parlamentolarda yazılamayacağını söyledik.” - Adliyelerde yazılıyor ama, “soykırım” deyince kendimizi yargılanırken bulabiliyoruz? Buna ne diyorsunuz?

“Türkiye öyle büyük bir ülkedir ki küçük insanlar için husumeti bile bir payedir. … Hiç kimsenin ‘Türkiye ile kavga ediyorum’ deyip böbürlenmesine izin vermeyeceğiz." – Ayrı Türkiye’lerin insanları olabilir miyiz? Fransa’nın bir “hayal” gibi algılandığı ama Fransızların belki yerini bile bilmediği bir Türkiye var, ben oranın insanıyım misal. Farklı Türkiye’ler zaar… Hele ondan, biz adamlara çat diye vize bile alamıyorken, demek diğer Türkiye’dekiler de Fransızları kapılarında süründürüyorlarsa… Bilemedim.

“Bu mesele açık şekilde bir ayrımcılık, ırkçılık meselesidir. Sarkozy’nin büyük babası Selanik’te yani o dönem Osmanlı topraklarında doğmuş büyümüş biridir.” – Türkiye’deki ayrımcılık ve ırkçılık konusu zaten bambaşka, bunu bırakın azınlıklara, herhangi bir üniversite öğrencisine bile sorabilirsiniz. Fakat, Osmanlı toprağı diyecek idiysek, sizin ayırdıklarınız, hatta daha 3 gün önce heron’ladıklarınız, uzaylı mıydı?

“Eylem planımızı ona göre kamuoyuyla paylaşacağız." – Beyler, Feysbuk profil fotoğrafımızı siyah kurdele yapıyoruz.

“Uludere’de çok acı bir olay yaşadık ve 34 vatandaşımızı kaybettik” – Düzeltiyorum, “katlettik.”

“Batman’da karnında çocuğuyla öldürülen Mizgin kardeşimin hesabını verecekler mi?” – O iş karışık… Polis vurdu diyen çok. Önce bunu çözseydik?

“Şimdi BDP’li milletvekilleri Uludere olayının ardından vicdanlarını hatırladı. Daha önce sizin vicdanınız neredeydi.” – Biz şu an bunu mu konuşuyoruz bir, taşı atmak için mümkünse günahsız olalım, bu da iki.

“Yıllarca Anayasa Mahkemesi ve Danıştay önünde nöbet kulübesi kurdular yürütmenin elini kolunu bağladılar.” – Yürütmeyi “temizleyip” eliniz değmişken yargıyı da halledivermiş olmanız beni gerçekten duygulandırıyor.

“Uludere’de yakınlarını kaybeden kardeşlerimizin yakınlarına hayatını kaybeden herkes için yasal 23 bin lirayı gönderdik. Buna ek olarak hayatını kaybeden her kardeşimiz için 100 bin lirayı tahsis ettik. Yani şu an için 123 bin lirayı ödüyoruz." – “Biz adamı öldürür, parası neyse de veririz. Zira Hrant’ı öldürenleri örgüt değilse de bir şekilde yargıladık ama, alışmayın, çünkü bunları hiç yargılamayacağız.”

“Bakın 19 insan kemiğine ulaşıldı. Bize kadar bunlar neden yapılamıyordu.” – “Sivil dikta” desem, bişey ifade eder mi?

“Musa Anter’in oğlu bana mektup yazıp “67 yaşındayım memleketime gidemiyorum izin verin hiç olmazsa bir kez babamın mezarına gidip bir fatiha okuyayım” dedi. Araştırdık, izin verdik ve Anter Anter memleketine geldi.” 

Bana mektup yazıp”
“İzin verin”
“Hiç olmazsa bir kez” – (Kaşlar nasıl?)
“Fatiha okumak”
“Araştırdık”
“İzin verdik”

Pardon?

Bi de, kitabını yasakladığınız kimdi?

“Milli Güvenlik Bilgisi Dersini kaldırıyoruz. 2012-2013 eğitim öğretim yılından itibaren Milli Güvenlik dersi Vatandaşlık dersi içerisinde ve sivil öğretmenler tarafından işlenecektir.” - Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi var bir de, zorunlu. Onu ne yapıyoruz? Askerleştirmediğimiz çocukları –ki zaten askerleştirmeyelim, evet- 15 tatilde Hac’a göndererek, ulaşmaya çalıştığımız yer neresidir?

Gibi yorumlarla, temiz çamaşırlarımı aldım bekliyorum…

*
Şırnak'ta menenjit hastası 2 yaşındaki Muhammet, Diyarbakır'da götürüldüğü hastaneye yer yokluğu nedeniyle alınmayınca, hastane bahçesindeki ambulansta can verdi.

Bir çocuk, yaşadığı yerde tedavi olamadığı için başka bir şehre götürülüyor, orada da "yer yok" diye "reddediliyor" ve bahçede, bir ambulans içinde can veriyor.

Sonra siz bana kalkınma, BDP'nin vicdan sömürüsü, Fransa'nın "kim olması" filan diyorsunuz.

Siz nasıl insanlarsınız ya? Siz bu insanlara sadece heron yağdırarak değil, onların ecellerini kolaylaştırarak, resmen Azrail'e taşeronluk yapıyorsunuz. Duble yol yaptık deyip, o yolların ucuna bir sağlık kuruluşu yerleştiremiyorsunuz. Yoksa o yolları hizmet götürmek değil, adam öldürmek için mi yapıyorsunuz?

Silahlarınızdan ne çıktığını bırakın, bunu sormuyorum. Bunun tam sayısını zaten siz de bilmiyorsunuz.
Doktor yokluğundan, ilaç bulamadığından, yer olmadığından, günlerce aç yattığından, soğukta donduğundan, abisinin kurşunundan ya da kocasının dayağından... Kaç kişi öldü, bana bunu söyleyin.

Sadece bunu soruyorum. Siz yaptınız da demeyeceğim, sadece sayı verin. Ekonomik ya da sosyal koşullar yüzünden, kaç kişi öldü?

Gerisini sonra konuşalım.

*
BDP ve MHP grup toplantılarının yapıldığı salonlara robot kamera konmuş.

Bence gerek yoktu, çünkü memlekette zaten doğru düzgün muhalefet yok. BDP'nin etkinliği MHP'ten on kat yüksektir eyvallah da, yok yani, neticede yine bir "çatı partisinden" bahsetmiyoruz.

Fakat bu bir yana, hadi MHP bu tip şeylere zaten karşı olmaması gereken bir parti, ama BDP kuzu kuzu "iyi madem" derse biz napıcaz?

Okullarda, adliyelerde, devlet dairelerinde, duruşma salonlarında, okulların anfilerinde, siyasi grup toplantı salonlarında... Allah'ım kamera olmayan, rahatça konuşabileceğim, hiçbir şeyimin kaydedilmeyeceği, özgürce küfredip sansürsüzce edepsizleşebileceğim, canımın istediğini canımın istediği gibi eleştirebileceğim bir yer arıyorum! Bulamayacaksam, bunun için "dağ başına" gitmem gerekecekse, bunu yaptığım için bana kim ne diyebilir?

*
Aynı linkte görüleceği üzere, Selahattin Demirtaş "Askeri yetkililer Başbakan olarak sizi arayıp '50 kişilik grup var, içlerinde sivil de var' dediklerinde siz 'neye mal olursa olsun vurun' dediniz mi demediniz mi?" diye sormuş.

Cevap bekleyenlere beni de yazın.

*
Devlet Bahçeli "Ancak Dersim isyanını önleme ve engelleme çabalarına bile katliam diyen Başbakan ve hükümetinin, sözde soykırım iddialarını boşa çıkarması ve samimiyetle mücadele etmesi bir hayli zor görülmektedir" demiş.

Bırakın onu bunu da, adam "Dersim" demiş beyler. Bir 100 yıl sonra filan "katliam" da derler belki. Evrim yavaş işleyen bir süreç.

Bir adım da ben atayım madem, kendisine doğru... Olayların "isyanı önleme ve engelleme çabasına" dayanarak çıktığına itirazımız yok. Yalnız işte biraz fazla "önlenmiş ve engellenmiş" bir durum var, derdimiz o.

*
Bu kadar "atarlandıktan" sonra artık devam etmek istemiyorum.
Aslında çok haber var, çok eğlenebiliriz. Cansu Dere mesela, Cem Yılmaz için "Umrumda değil" demiş. İbrahim Tatlıses'e kimin "haciz yolladığı" belli olmuş. Yani ortalık gayet karışık...

Ama o kadar "candan" sonra, bu yazıyı bir "geyik muhabbetine" döndürmekten hicap duyarım.

Çok sevgiler,
Göksun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder